Anasayfa   Anasayfa Anasayfa İnsan Kaynakları   İnsan Kaynakları İnsan Kaynakları Anasayfa   Künye Anasayfa Anasayfa   İletişim
Düzce Postası
Düzce Postası Hava Durumu Düzce : 25.8
22.08.2019
Anasayfa   ANASAYFA   Yerel Haber   YEREL HABER   Gündem   GÜNDEM   Gündem   ASAYİŞ   Asayiş   SİYASET   Siyaset   EĞİTİM   Eğitim   SPOR   Spor   SAĞLIK   Sağlık   EKONOMİ   Ekonomi   ÇEVRE  
  Video Galeri   Video Galeri   Foto Galeri   Foto Galeri   Resmi İlanlar   Resmi İlanlar   Yazarlar   Ünlü Düzce'liler   Ünlü Düzce'liler   Anket   Anket   Ziyaretçi Defteri   Ziyaretçi Defteri   Künye   Künye   İletişim   Kurumsal   Kurumsal   İletişim  
   
Celal Erbay Yazdı...
Köşe Yazıları 16.05.2019 - 10:38:31

SEVGİLİ dostlar, geçen hafta orucun bir mektep ve yoğunlaştırılmış bir eğitim süreci olarak mümin ve müvahhid fert üzerindeki etkisini ele almış, bizi geleceğe yönelik nasıl hazırladığını, sözümüzle özümüzün davranışlarımıza yansıyıp karakter ve seciyemizin yücelmesine nasıl katkı sunduğunu ifadeye çalışmıştım.

Bu yazımızda da, Ramazanın girişiyle, 6 Mayıs Pazartesi’den bu yana, gerek iştirak ettiğim iftar programlarında ve gerekse akşam-sabah ikametgahımdan görev mahallime geliş-gidişlerimdeki müşahedelerime dayanarak orucun milli hars ve özümüze yönelik sosyal dönüşümümüze ve değerlerimiz doğrultusunda toplumsal kaynaşmamıza olan katkılıları üzerinde duracağım.

 

ORUÇ İBADETİ SOKAK VE CADDELERE HAKİM!

 

Öncelikle endişelerimi dağıtan, beni umut dünyasına gark eden bir gözlemimi sizinle paylaşmak istiyorum… 10 Mayıs Cuma günü idi… İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi IRCICA’nın iftar daveti vardı. Bende çağrılı idim. IRCICA’nın geçen yılki iftarı Topkapı Sarayındaki Konyalı Lokantasında gerçekleşmişti. Ben de, davet metnine bakmadan doğru Konyalı Lokantasına gittim. Vakit erkenceydi, hatta bir cüz Kur’an-i Kerim okudum, iftara 30-35 dakika kala Konyalının önüne vardım…Sorduğunda IRCICA’nın davet sahipleri arasında bulunmadığını beyan ettiler…Bunun üzerine gelen maile baktığımda iftarın Beşiktaş Saray Caddesindeki Conrad otelde olacağını gördüm. O anda iftara 27 dakika kalmıştı. Hiç unutmayınız ki günlerden de Cuma idi. Bu saatte ben Gülhane Parkının Boğaz’a dönük kapısından çıktım ve Karaköy’den Beşiktaşa doğru harekete geçtim. Emin olunuz Cuma olmasına rağmen yollar bomboş…Tam 18 dakikada Beşiktaş’a vardım .Ben salona girdikten sonra iftar öncesi Kur’an-i Kerim kıraat programı başladı. Kısaca çok rahat bir şekilde yetiştim. Şayet Ramazan olmasaydı, akşam saatinde benim Sirkeci-Karaköy-Dolmabahçe güzergahından Beşiktaş Conrad’a varmam bir saatten fazla vakit alırdı. Onun için ben diyorumki, kim ne derse desin bu ülke Müslüman bir ülke, bu millet Müslüman bir millettir. Ben bizzat yaşadım. İftara 10-15 dakika kala Beşiktaş’ta bile sokaklar caddeler bomboş ise, hala bu milletin mayası sağlam demektir. Oruç ibadeti bu ülkede yaşanıyor demektir. Hamd olsun Rabbime…

İftar sofrasının kurulu olduğu salonda, yerli Türk misafirler ile birlikte İslam aleminin İstanbul’daki bütün kor diplomatları da vardı. Renkler ayrı, diller farklıydı…Ama  o muhabbet sofrasının etrafında herkes adete birbirinin doğma kardeşi gibi kendisini kardeşinin sevgisinde kaybetmişti. Her birimiz, Yaradan’ın talimatı doğrultusunda gün batıncaya kadar hiçbir şey yememek-içmemek suretiyle nefsimize karşı kazanmış olduğumuz zaferin sevinci içinde; rengi, dili ne olursa olsun Müslüman kardeşlerimizle aynı sofranın etrafında oturup birlikte çörek kesmenin mutluluğunu doya doya yaşıyor ve bize bu anı yaşatan Rabbimize hamd ediyorduk.    

 

TÜRKİYENİN ÖZÜNE DÖNÜŞÜNDE ORUCUN KATKISI!

 

Sevgili dostlar, çocukluk yıllarımı hatırlıyorum… Düzce, Kaynaşlı, Darıyeri Hasan Bey Köyü… Komşularımızın bir kısmı Kafkas kökenli, bir kısmı Karadeniz kökenli idi. Ama haneleri ve sofraları birbirine açıktı… İftar davetleriyle birlikte mutlaka her hane, ister varlıklı olsun, ister kıt kanaat geçinsin, ama neyi var neyi yok, hiç hesap etmeden en zengin şekliyle donattığı sofrasında lokmasını uzak yakın demeden bütün komşusuyla paylaşırdı.

Tabiki iç göç sonucu günden güne köyler boşaldı, öbür taraftan zaman içinde şehir merkezlerinin etraflarına başlangıçta ‘‘gecekondu’’ mahiyetinde olmak üzere ‘‘varoş’’ diye adlandırılan kümelenmeler oluşmaya başladı. Bu kümelenmeler, yerleşik şehir merkezli’ler tarafından hem fizik varlıklarıyla hem de köyden getirip zor zahmet yaşatmaya çalıştıkları değerleriyle birlikte başlangıçtan itibaren hor görüldüler…Hatta zaman zaman ‘‘varoş çocuğu’’  gibi saygısız tepkilerle karşılaştılar.    

İşte bu kardeşlerimizin bu sıkıntılardan kurtulup göçtükleri yerin şartlarına uyum sağlamaları, taa ata ocağından alışkın oldukları ve her Ramazan kura geldikleri iftar sofralarını yeni mekanlarında da kurup lokmalarını oradakilerle bölüşmek suretiyle içlerindeki asalet ve cevheri onlara göstermek suretiyle olmuştu. Kısaca onlar üzerlerine vurulan ‘‘varoşlu’’ damgasını iftar sofralarıyla silip atmışlardı.

Daha sonra sap dönmüş, keser dönmüş ve Anadolu ruhuyla bütünleşen bu kardeşlerimizin samimiyet ve gayretleri semeresini vermiş, yerli mutlu azınlığın‘‘varoşlu’’ dediği bu Anadolu yiğitleri, önceleri gelip kenarına kenarına sığınıp tutundukları Üsküdar’ın, Pendik’in, Gaziosmanpaşa’nın, Beykoz’un, Zeytinburnu’nun, Fatih’in, Çekmeköy’ün, Sancaktepe’nin yönetimini halkın iradesiyle ele geçirmiş ve kendilerine efendilik taslayanların hizmetinde bulunmaktan gurur duymuşlar, ama kimseden öç almamışlardı.

Yönetime geldiklerinin ilk yıllarında, Ramazanın gelmesiyle birlikte çocukluk yıllarında köylerinde kurulan iftar sofralarını hatırlamışlar ve öze doğru Türkiye’deki sosyal dönüşüme hız kazandıran ‘‘iftar çadırlarını’’ kurmuşlardı. İşte İstanbul’un dört bir yanında kurulan o iftar çadırları, hem saygı ve sevgide garip-guraba, varlıklı-zengin ayırımı yapmadan halkımızı kucaklaştırdı, hem de onları Tek Devlet, Tek Millet, Tek Vatan ve Tek Bayrak idealinde bütünleştirerek Milli Bekamız’a göz dikenleri hayal kırıklığına uğrattı.

Şimdi çadırlar da almaz oldu bizleri…Artık caddeler, mahalleler, bütün sokaklarıyla kucak açmış duruyor iftar sofralarımıza…Şimdi soruyorum size dünyanın neresinde kuruluyor, bu kadar uzun-geniş, toplumun birlik ve beraberliğini pekiştirecek Halil İbrahim Sofraları? Biz de, yalnız biz de…Kimin ve neyin sayesinde? Rabbimin ve O’nun faiz kıldığı oruçun sayesinde…Kısaca Oruc’a çok şey borçluyuz dostlar…

 

AFRİKA’DA İFTAR SOFASI KURMAK

 

Geçenlerde telefonuma bir mesaj geldi… “Bağışlarınızla Afrika ve Asya’da iftar sofraları kuruyoruz” diye. Bir iftar bedeli 20 TL diyordu mesajda… Çok duygulandım; bizim vereceğimiz 20 TL ile bir Asyalı veya bir Afrikalı garip kardeşlerimize iftar sofrası kurup onun “Elhamdulillah” demesine sebep oluyorlardı… Aradım onları miktarı belirledim ve 35 sene huzur ve mutluluk içinde, hem bize hem de dostlarıma sofra kurup “Elhamdulillah” dememize vesile olan Rahmetli eşim ve bütün geçmişlerim için geniş bir sofra kurun, hem o kardeşlerim doysun, hem de Rahmetlim Ramazanda garip-gurabaya iftar sofrası kurmanın huzur ve mutluluğunu yaşasın öbür alemde…

 

18 MAYIS’TA BÜYÜK SOFRA’DA BULUŞUYORUZ

 

Sevgili dostlar, ben 1968-69 İstanbul İmam-Hatip Okulu mezunuyum. Bilemiyorum,  daha önce de söylemiş olabilirim… Eğer tekrar olduysa özür dilerim. Biz aynı dönem mezunu arkadaşlar olarak 33 seneden bu yana, Ramazan’ın 2.Cumartesi günü İstanbul’da belirlediğimiz bir mekanda birlikte iftar ederiz. Bu yıl bizim mezuniyetimizin ellinci yılı. Bu iftarımız biraz daha görkemli olacak. Türkiye’nin neresinde olursa olsun hayattaki bütün arkadaşlarımızı ve derslerimize giren bütün hocalarımızı haberdar ettik tembihledik, mutlaka gelecekler… Sayın Cumhurbaşkanımızı da davet ettik, teşrif edecekleri bildirildi. Hep birlikte oruç sayesinde 50 yıl öncesine gideceğiz, çocuklaşıp coşacağız. O heyecanı, o sevgi yumağını ve o sevginin oluşturacağı enerjiyi bir düşünün hele dostlar… O sevgi ve heyecan selinin karşısında hangi kin ve husumet dağı dayanabilir ki… O kin ve husumet dağını kim oluşturursa oluştursun …İster o dağın arkasında ABD, ister AB, ister Siyonizm ve İsrail olsun hiç fark etmez…Yeter ki; içimizden bir hain çıkıp fitne ve fucuruyla ortalığı karıştırmasın.

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.

 

Not: Düzce Turizm ve Tanıtma Derneği Başkanı Sayın Yusuf TAŞHAN’ın Düzce Üniversitesi Rektörlüğüne yönelik, hiç kimseden hiçbir talebim olmadığı halde şahsımı layık görmesi karşısında kendisine teşekkür ederim. Ama hemen ifade edeyim ki; benim adayım, Sayın Nigar hocamızdır. Hanımefendinin bilgileri dahilinde ilgili makamlarla gereken görüşmeler de yapılmıştır. 

 

Haberi Yazdır
Yorum Yazın
  Düzce Postası'nı Takip Et
Twitter Takip Et
   
Yerel Haber
Gündem
Asayiş
Siyaset
Eğitim
Spor
Sağlık
Ekonomi
Çevre
Video Galeri
Foto Galeri
Resmi İlanlar
Yazarlar
Portreler
Anket
Ziyaretçi Defteri
Facebook
Twitter
Site Map
RSS
İnsan Kaynakları
Kurumsal
Künye
İletişim
Yukarı

Google-Translate | Turkish to English Google-Translate | Turkish to French Google-Translate | Turkish to German Google-Translate | Turkish to Russian Google-Translate | Turkish to Italian Google-Translate | Turkish to Spanish Google-Translate | Turkish to Arabic Google-Translate | Turkish to Japanese
Google Translate

Serbay Interactive
© Copyright 2004 - 2018 Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ltd. Şti. Dijital Reklam Ajansı: Serbay Interactive
Emlak8