Anasayfa   Anasayfa Anasayfa İnsan Kaynakları   İnsan Kaynakları İnsan Kaynakları Anasayfa   Künye Anasayfa Anasayfa   İletişim
Düzce Postası
Düzce Postası Hava Durumu Düzce : 25.8
16.10.2018
Düzce Postası Android Uygulaması
Anasayfa   ANASAYFA   Yerel Haber   YEREL HABER   Gündem   GÜNDEM   Gündem   ASAYİŞ   Asayiş   SİYASET   Siyaset   EĞİTİM   Eğitim   SPOR   Spor   SAĞLIK   Sağlık   EKONOMİ   Ekonomi   ÇEVRE  
  Video Galeri   Video Galeri   Foto Galeri   Foto Galeri   Resmi İlanlar   Resmi İlanlar   Yazarlar   Ünlü Düzce'liler   Ünlü Düzce'liler   Anket   Anket   Ziyaretçi Defteri   Ziyaretçi Defteri   Künye   Künye   İletişim   Kurumsal   Kurumsal   İletişim  
   
Prof.Dr.Celal Erbay

HAFTANIN OLAYI; DIŞARIDA SURİYE’NİN BOMBALANMASI, İÇERİDE GÜNDEME BOMBA GİBİ DÜŞEN ERKEN SEÇİM TEKLİFİ

18.4.2018 - 18:30:08

SEVGİLİ dostlar, olaylar birbirini o kadar hızlı takip ediyor ki, hangisini ele alıp üzerinde yorum yapayım dediğinizde tercih yapmada zorlanıyorsunuz. Nitekim bu hafta içerisinde olduğu gibi… Dışarıda ABD’nin İngiltere ve Fransa ile birlikte Suriye’nin kimyasal silah depolarını ve imalat yerlerini bombalamasını bastıran daha büyük, daha etkin bir olay olmadı. İçerideki olaylara yönelik sizinle paylaşacağım hadise ise; bizim Didim’in karşı tarafında, yanı başımıza düşen fakat aidiyeti olmayan, yani sahipsiz Kardak adaları misali denizin ortasındaki kayalık zemine Yunan bayrağının dikilmesi ve bizim sat komandolarımızın gece yarısı o bayrağı oradan indirip gereğini yapması idi. Fakat gelgör ki; 17 Nisan Salı günü Sayın Bahçeli’nin partisinin grup toplantısında yapmış olduğu erken seçim teklifi gündeme bir bomba gibi düştü. Trafikte, hepimizin göz önünde bulundurduğu “Geçiş Üstünlüğü” kuralı misali bu teklif Sayın Bahçeli’nin ağzından çıktığı andan itibaren mevcut gündemi alt üst etti ve herkesin şapkasını önüne koyup yeniden plan ve programını gözden geçirmesini zorunlu kıldı. Dolayısıyla bende haftalık yazımın başlığını değiştirmek mecburiyetinde kaldım.

 

NİHAYET FRANSA BAKLAYI AĞIZINDAN ÇIKARDI VE BEN HAKLI ÇIKTIM!

SURİYE iç savaşı, neredeyse 10 yılını tamamlayacak… Milyonlarca insan evini, yerini, yurdunu terk etti, muhacir durumuna düştü ve komşu ülkelere sığındı… Dört milyona yakını da bizde… Gel gör ki Batı hiç kılını kıpırdatmadı… Tek beklentileri ölümü göze alarak yollara düşen sığınmacıların sınırlarına dayanmamaları… Bunun için de, zalimin zulmünden kaçan sığınmacılara yalnız kapılarını değil, kucağını açan Türkiye’ye müteşekkirler… Nitekim AB en son ilerleme raporunda, Türkiye’nin FETÖ, DEAŞ, PKK, PYD ve YPG gibi terör örgütlerine, aralarında hiç fark gözetmeksizin her birinin kökünü kazımaya yönelik etkin faaliyetlerimiz karşısında adeta bizi kınarcasına  “Dev adımlarla Avrupa kriterlerinden uzaklaştığımızı” beyan ederken, Suriyeli sığınmacılara gösterdiğimiz insanî ilgiden dolayı da teşekkür ediyorlar.

AB, ilerleme raporundaki bu beyanlarıyla iki hususta asıl beklentilerini ve temel arzularını ortaya koymuş oluyordu. Gerek Fırat Kalkan Harekatı ve gerek Zeytin Dalı Harekatı ile Türkiye’nin, güneyinde oluşturulmaya çalışılan Kürt-Şii kuşağına engel olması hem de güneyimizin güvence altına alınması AB ve ABD’nin moralini son derece bozmuştu. İçeride de hem PKK hem de FETÖ’ye karşı yürütülen bitirici takipler, dost görünen bu maskeli karakterlerin derdine bir dert daha katmıştı… Hele halkımızın yaygın bir kamuoyu kabullenişiyle ordusu ve devletiyle bütünleşmesi, aynı şekilde AB ile ABD’nin moralini alt-üst etmişti.

Türkiye’nin Suriye’deki iç savaşı sonlandırmaya yönelik Rusya ve İran’la birlikte yürüttüğü Astana süreci, Türkiye’nin hem Kuzey Irak’ta hem de Kuzey Suriye’deki milli güvenliğimize, devletimizin bütünlüğüne yönelik oluşum ve planların ortadan kaldırılmasında elini rahatlatmış ve Türkiye’yi oralardaki yerli halkın sevgilisi, can kurtarıcısı durumuna getirmişti. Bu durum, başta ABD olmak üzere AB’nin bütün ümitlerini suya düşürmüştü. Zira onların hedefi kurmuş oldukları tuzaklar sonucu bizi zora sokmak, diz çöktürmek, sonunda da bizi birbirimize düşürüp vatanımızı bölmek, devletimizi parçalamak idi.

Ama umdukları dağlara kar yağdı, tarihin her döneminde olduğu gibi  biz, mazlum kardeşlerimizle lokmamızı bölüştük, yaşlı genç yollara düştük, güneye doğru seyreden tanklara cemselere mendil salladık… Ne olur bizi de alın götürün diye onlara dil döktük… Olmadı, askerlik şubelerinin önünde kuyruk olduk… Vatan için can vermeye, şehadeti aşka dönüştürüp “bu bayrak inmez bu ezan dinmez” diye diye sevdamızı haykırdık… “Sefer bizden, zafer Allah’tan” deyip cepheye giden ordumuza “inşallah” diyerek dualarımızı gönderdik… Rabbim umulandan önce nasip etti zaferi… Hem de ABD ve AB’nin finanse ettiği muhkem engellere, kilometrelerce kazılmış tünellere rağmen… Mehmetçik “Münbiç, Münbiç” diye sayıklarken bir twit geldi ABD’nin başından “Suriye’den çıkacağız” diye… Hayırdır dedik, temkinli davrandık… Bir iki gün sonra ancak kimyevi gazla mazlumların öldürülmesi karşısında kılı kıpırdayan İTTİFAKIN Suriye bombardımanı ile karşılaştık… Hani  bir kuraklık anında yağmur bekleriz de, yağmur yağdığında “yağmur yağsın da hangi buluttan yağarsa yağsın” deriz ya…

Biz bu bombardımana sevindik… Zira Zalim Esad bu kimyasal silah birikimiyle daha nice mazlumların canına kast edecekti. Bombardımanla bu engellenmiş oldu… Fakat anlamadığımız bir husus var; Batı bu davranışıyla bir özelliğini ve anlayış zaviyesini ortaya koydu ve bütün dünyaya ilan etti; “Sen ey zalim Esad, zulmün altındaki mazlumları, sivil insanları, topla, tüfekle, hatta konvansiyonel silahlarla öldürebilirsin, bizim için hiç önemli değil, bizim kılımız kıpırdamaz… Ancak kimyasal silah kullanamazsın, yasaktır! Kimyasal silah kullanırsan bizi karşında bulursunuz… Bütün depolarını ve imalathanelerini yerle bir ederiz. ’’ABD ve İngiltere ile Fransa’nın yapmış olduğu bombardımanın  tercümesi  ve halkın anlayacağı manası budur.

 

ŞECAAT ARZ EDERKEN MERD-İ KIPTÎ SİRKATİN SÖYLER!

Bombardımandaki ittifakın çaylak ortağı Macron bombardıman sonrası beni haklı çıkarırcasına, boyunu aşan bir açıklamada bulundu… Bugüne kadar Suriye masasında yer bulamamanın ezikliği içinde bombardımanın faydalarını sıralarken, “Böylece Türkiye’yi Rusya’dan ayırmış olduk” şeklinde bir cümle kullandı. Çok acemice, diploması usul adabına ters bir ifade… Sen kimsin, kimi kimin yanından ayırıyorsun veya ekliyorsun… Adama haddini bil derler… Nitekim hak ettiği cevabı diplomatik üslup dahilinde Türk diplomasisi kendisine verdi.

Geçen haftaki yazımda “Ankara” intibalarımı sizinle paylaşırken gerek ABD’nin, gerek AB’nin bu bombardımanla asıl ulaşmak istedikleri sonucun Türkiye’yi yalnızlaştırmak ve bizi Astana süreciyle oluşturduğumuz Rusya-İran-Türkiye birlikteliğinden koparıp, gerek Kuzey Irak’ta ve gerekse Kuzey Suriye’de zora sokmak ve yönlendirecekleri olaylar sonucu bizi Suriye masasının dışına itip, hem Kuzey Suriye’de ve hem de Kuzey Irak’ta kendi çıkarları doğrultusunda bir oluşumu gerçekleştirmek olduğunu ifade etmiştim. İşte Macron’un açıklamasının tercümesi tamda bir hafta önce benim ifade etiğim gibi tecelli etti. Ben bunların niyetinin böyle olduğunu biliyordum. Ama elimizde açık delilimiz yoktu. Sağ olsun Macron elimizi kuvvetlendirdi ve beni haklı çıkardı.

 

ERKEN SEÇİM!

Evet sevgili dostlar, “erken seçim” neredeyse her birimizin zihnini meşgul eden, bir araya geldiğimizde, olacak mı-olmayacak mı şeklinde birbirimize sorup karşılıklı olarak kanaatimizi öğrenmek istediğimiz merak  konularından biriydi. Tabi ki erken seçimi sivil vatandaşın yorumlamasıyla siyasi partilerin yorumlaması bir değildir. Sivil vatandaş olaya daha çok güvenlik, ekonomik istikrar ve sokağın huzuru açısından bakar. Siyasi partiler ise erken seçim ihtimalini değerlendirirken elbette ki güvenlik ve ekonomik istikrarı ve her ikisindeki devamlılığı göz önünde bulundurur. Ama bununla beraber siyasi partilerin kendine özgü kabulleniş ilke ve hedefleri olduğundan,  olayları ve erken seçim dahil bütün teklifleri geleceğe yönelik (+), (-), kar-zarar hesabı ile  beklenti ve ihtimallerin sosyolojik ve siyasi tahlillerini yaparak sonuca gitmek isterler. Elbetteki Ülkenin  genel yarar ve beklentilerini de göz önünde bulundurmalıdırlar.

Öyle zannediyorum ki Sayın Bahçeli bu hususlarda gerektiği derecede ölçmüş biçmiş ve kararını da açıklamıştır. Bu açıklama biz sivil vatandaşlar açısından olduğu kadar, başta iktidar partisi olmak üzere diğer partiler açısından da sürpriz oldu. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanımız grup toplantısında konuşurken seçimlere yönelik birkaç kere 2019’a atıfta bulundular. Çıkışta da kendisine sorulduğunda, Çarşamba günü saat 13.30’da Sayın Bahçeli ile aralarında gerçekleşecek görüşmeyi kast ederek, “şimdi bir şey söylemem mümkün değil, yarınki görüşmeden sonra açıklamada bulunurum” şeklinde cevap vermişlerdi. Elbette ki Sayın Bahçeli’nin “erken seçim”e bakış tarzıyla Sayın Cumhurbaşkanımızın bakış tarzı  farklı olabilir. Artık hayırlısı deyip milletimizin, vatanımızın birlik ve bütünlüğüne devletimizin bekasına dualar edeceğiz.

Yalnız sosyo hukukî açıdan olayı tahlil ettiğimizde, şu hususu öncelikle ifade etmemiz gerekir... Bu hususta doğruya yakın bir karar verebilmek için, bilgi eksikliğini asgariye indirmek zorunludur. Dolayısıyla iç dış kaynakların ürettiği bilgi ve belgelere biz yeteri derecede vakıf değiliz. Bu sebeple bizim yapacağımız sosyolojik değerlendirme eksik olmaya mahkumdur. Zira elimizdeki dökümanlar eksik, medyanın üretmiş olduğu bilgi ve belgeler dışında hiçbir malumatımız bulunmamaktadır.

Yalnız ben şu hususu ifade ile yetineceğim… Öncelikle şunu söyleyeyim, öne alınması düşünülen seçim Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği genel seçimidir. Seçmenin önüne iki tane sandık konulacak. Sandıklardan biri açıldığında Cumhurbaşkanının kim olduğu belirlenecek, diğer sandık açıldığında ise o ilin milletvekillerinin adları sıralanmış olacak.

Sosyolojik veriler, halkımızın yaygın teveccühü ve sevgisini kazanmış olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın tekrar Cumhurbaşkanı seçileceğini açıkça şimdiden ortaya koymaktadır. Hele, öncekinden farklı olarak sandıkların ikiye ayrılması ve Cumhurbaşkanı’nın tek başına sandıktan çıkacak olması vatandaşımızı son derece rahatlatmış oldu. Parlamenter sistemde halkın Cumhurbaşkanı olmasını  arzu ettiği şahısla,  Parlamentoda milleti temsil edecek Millet Vekilleri aynı sandıktan çıkıyordu… Dolayısıyla vatandaş önüne konulan milletvekili sıralamasına bakmadan, Genel Başkanının hatırına  liste hoşuna gitsede,  gitmesede  partisine oy veriyordu. Şimdi ise sandıklar ayrıldı. Vatandaş Milletin Adamına göğsünü gere gere oyunu verecek ve onu bir kere daha Cumhurun Reisi olarak görevlendirecektir.

Bu ifade ettiklerim, siz değerli hemşehrilerimden, halkımızdan duyduklarımın yazıya dönüşmüş halidir. Ben bunu bir kişiden iki kişiden duymadım. Derdini dinlediğim herkesten aynı şeyleri  duydum desem mübalağ etmiş olmam. Şayet ikinci sandıktan da galip ve muzaffer olarak çıkmak istiyorsak halkın huzuruna, yıpranmamış dedikodulara mevzu olmamış, bugüne kadar arınık bir hayat sürmüş , alın terinin kudsiyetine inanmış, hayatı boyunca helal-haram çizgisine özen göstermiş, halka tepeden bakmayan, alçak gönüllü, mütevazi, kendini halka hizmete adamış, aydın, kültürlü, bilgili, tarih şuuruna sahip, mazlumun ahı karşısında yüreği sızlayan, yalnız Allah’ın huzurunda eğilip, yalnız O’ndan yardım isteyen adaylardan oluşan bir liste ile çıkmak mecburiyetinde olduğumuzu asla unutmayalım… Aksi takdirde seçim ister erken olsun, ister zamanında olsun ikinci sandık endişe kaynağıdır… Korkarım halkın huzuruna arz ettiğim ölçüde adaylarla çıkmadığımızda, millet hesap sormaya kalkacaktır. İşte o zaman kendimize ve bu ülkeye yazık etmiş oluruz. Bu ölçülere dikkat edildiğinde hiç fark etmez, isterse seçim yarın olsun, ister erken, ister zamanında. HİÇ FARKETMEZ!

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar. 




Yorum Yazın

                                                           Yorumlar                                                            
Erken seçim, 2019'a göre hazırlanan dahili ve harici mahfilleri panikletti. Kemal Kılıçdaroğlu, aday olmaktan korktu. Yerine Muharrem İnce'yi getirerek, gizli hedeflerini de deşifre etmiş oldu.
Halid Asyalı - 5.5.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

Biz Atatürkü niçin sevdiysek Erdoğanı o yüzden sevdik.Biz Vatanımızı ölesiye niçin sevdiysek erdoğanı o yüzden sevdik.Biz bayrağımızı niçin sevdiysek Erdoğanı o yüzden sevdik.Biz Ezanımızı niçin sevdiysek Erdoğanı o yüzden sevdik.Bizi sevmeyenlerin gerçek yüzünü bize gösterdiği için Erdoğan'ı Namusumuz gibi sevdik.
Laz Ziya - 5.5.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%53,85

Seçimlerde neden Tayyip Erdoğan'ı seçeceğim nedeni netleşti. Tayyip Erdoğan'ı secmele ulkemizi Türkler yönetecek diğer herhangi bir adayda ulkemizi amerika yönetecek. Tercih basiret sahibi milletin.
İlker Harput - 5.5.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%55,56

  Düzce Postası'nı Takip Et
Twitter Takip Et
   
Yerel Haber
Gündem
Asayiş
Siyaset
Eğitim
Spor
Sağlık
Ekonomi
Çevre
Video Galeri
Foto Galeri
Resmi İlanlar
Yazarlar
Portreler
Anket
Ziyaretçi Defteri
Facebook
Twitter
Site Map
RSS
İnsan Kaynakları
Kurumsal
Künye
İletişim
Yukarı

Google-Translate | Turkish to English Google-Translate | Turkish to French Google-Translate | Turkish to German Google-Translate | Turkish to Russian Google-Translate | Turkish to Italian Google-Translate | Turkish to Spanish Google-Translate | Turkish to Arabic Google-Translate | Turkish to Japanese
Google Translate

Serbay Interactive
© Copyright 2004 - 2018 Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ltd. Şti. Dijital Reklam Ajansı: Serbay Interactive