Anasayfa   Anasayfa Anasayfa İnsan Kaynakları   İnsan Kaynakları İnsan Kaynakları Anasayfa   Künye Anasayfa Anasayfa   İletişim
Düzce Postası
Düzce Postası Hava Durumu Düzce : 25.8
20.7.2018
Düzce Postası Android Uygulaması
Anasayfa   ANASAYFA   Yerel Haber   YEREL HABER   Gündem   GÜNDEM   Gündem   ASAYİŞ   Asayiş   SİYASET   Siyaset   EĞİTİM   Eğitim   SPOR   Spor   SAĞLIK   Sağlık   EKONOMİ   Ekonomi   ÇEVRE  
  Video Galeri   Video Galeri   Foto Galeri   Foto Galeri   Resmi İlanlar   Resmi İlanlar   Yazarlar   Ünlü Düzce'liler   Ünlü Düzce'liler   Anket   Anket   Ziyaretçi Defteri   Ziyaretçi Defteri   Künye   Künye   İletişim   Kurumsal   Kurumsal   İletişim  
   
Prof.Dr.Celal Erbay

HÜZÜN VE UMUDU BİR ARADA CANLI TUTAN VEDA!..

16.6.2018 - 09:04:52

Sevgili dostlar; Hani deriz ya “bir daha ya kısmet” diye… Kültürümüze yerleşmiş, dilimize temenni halkası olarak eklenmiş olan bu cümleciği, bu günlerde ne kadar tekrar etsek azdır… Bundan tam 30 gün önceydi, günlerden Çarşamba. Normal hayat seyrimiz, yeme-içmemiz, istiharat vakitlerimiz duraksamış, yerlerini kural ve ilkeleri olan disiplinli bir sürece bırakmıştı. Tan yerinin aydınlanması veya diğer adıyla “imsak” önem kazanmış, kural ve ilkelerle dolu günlük hayatın başlama noktası olarak varlığını hissettirmiş ve dikkatleri üzerine çekmişti… Bu başlangıç noktası hergün bir iki dakika daha öne doğru gelerek adeta monotonluğu hayatımızdan çıkararak bizi daha büyük değişimlere hazırlar nitelik kazanmıştı. Çok küçük de olsa bu değişim aynı zamanda bir umut kaynağı oluyordu bizlere… “Ne kadar nimet o kadar külfet” dedirtircesine, her yıl on gün önceden gelmesi dolayısıyla disiplin ve kurallarla tahkim edilmiş günlerin kısa günlere isabet edeceğinin umudunu oluşturmaktaydı içimizde…

 

Nasıl ki, bir bardak su ile aldığımız aspirinin etkisini bir müddet sonra bünyemizde hissediyorsak, kendimizi şartlandırarak gece kalkıp besmele ve dualarla kurulan sahur sofrasında kutsal sedanın duyulmasına kadar aldığımız HELAL LOKMALAR bizim kimyamızı etkilemekle kalmamış ruh ve manamızı da mühkemleştirmiş oluyorlardı. İşte bu doğrultuda azim ve gönlümüzde hissettiğimiz değişiklik, kulağımızı daha hassas kılmış ve duyduğumuz kutsal sedalar doğrultusunda bizi Cedidiye’ye, Büyük Cami’ye veya bulunduğumuz yerin kutsal mekanına doğru yönlendirir olmuştu. O gök kubbeyi simgeleyen kutsal çatının altında “mukabele” diye adlandırılan Kutsal Kitabın terennümü, bizi daha da HAKK RIZASI’na çekmiş ve gönül odunda olumsuzluklarımızı dağlayarak MASİVA’dan arınmamıza yardımcı olmuştu. Hele bir düşünün bu duygular içinde öğlen-ikindi diye iki vakit idrak etmiş, uzayan ikindi gölgesi misali güneşin batış noktasına yönelmesine ayak uydururcasına İFTAR’a doğru yol almıştık. Artık kurallarla tahkim edilmiş zaman sona yaklaşmış, gözler şahadet parmağı misali semaya doğru yücelen  minarelerin ışığına takılmış, kulaklar kutsal sedanın ses dalgacıklarına yelken açmıştı… Derken kemal noktasına yaklaşan gönlümüzle, hassaslaşan duygularımızla ya kendi hanemizde, ya da dost hanesinde bin bir fedakarlık ve cömertlikle “Halil İbrahim Sofrası”misali kurulan iftar sofrasına oturmaya sıra gelmişti. Bu kutsal sofraya rast gele oturulamazdı… İllaki bir ön hazırlık gerekliydi.  İşte “AB-I DEST” = “ELSUYU” denilen o billur zerrecikleriyle elimizi, yüzümüzü, kollarımızı yıkar, başımızı mest eder, kulak ve boyun sinirlerimizi uyandırırcasına gerekeni yapar ve nihayet organizmanın sinir uçlarını alt bünyesinde barındıran ayaklarımızı da yıkayarak bizi zinde kılacak eylemi tamamlar ve nihayet muhabbet sofrasındaki yerimizi alırız.

 

Hiçbir kültür ve medeniyetin yapısında, inanç sisteminde mensuplarını ve toplum fertlerini  iftar sofrası misalinde olduğu gibi, alın terinin karşılığını dost ve kardeşleriyle birlikte bölüşme noktasına getiren bir aktivide ve pratiğe rastlamamız mümkün değildir. Hamd olsun, her birimiz, ama az ama çok, çam sakızı çoban armağanı misali bu MUHABBET SOFRALARI’nı hanemizde kuruyor yada bu doğrultudaki organizelere iştirak edip huzur buluyoruz. Bir gün, iki gün değil tam bir ay, her akşam gün batışıyla bu heyecanı duyuyor HALİL İBRAHİM SOFRASI’ndaki yerimizi alarak yalnız midemizi değil, aynı zamanda ruhumuzu da doyuruyoruz…

 

 Dostlar bugün Perşembe. Ne yazık ki Halil İbrahim sofralarının son günü… Yarını düşündüğümüzde önce bir burukluk hissediyoruz içimizde… Sakın sebebini sormayın… Bilemiyorum bir yıl sonra hem de 10 gün öncesinden acaba aynı heyecanla iftar sofrasını kurup dostlarla muhabbeti bol çayımızı demleyebilecek miyiz?... İşte bunun için “bir daha ya kısmet” diyor hüznümüzü yarın idrak edeceğimiz bayram sevinciyle gizlemeye gayret ediyoruz.

 

Bir de, her iftar sonrası eda ettiğimiz 3+2 rek’attan ibaret olan kutsal görevimize şahit olup sedamızı duyan evimizin duvar ve tavanlarının katılımıyla, bütün hanemizin mutluluğumuza iştirak ettiğini düşününüz... Farkında mısınız bilmem, bu görevimizi de ifa ettikten sonra kendimizi dışarı atmak isteriz. Adeta mutlulukta zirveye ulaşmış, hatta sevincimiz taşma noktasına gelmiştir… Kadın erkek, koşarız kutsallık vasfına etmiş toplanma yerlerine… Toplandığımız bu yerlere “Camii” demişler… Artık günün 5. Dilimindeki son görevimizi  orada  biraz daha özel bir programla birlikte eda ederiz. Bu özel programın adı “TERAVİH”tir. Teravih ve onun esnasında oralarda getirilen selat ve selamlar bilhassa ihtiva ettiği ritim ve ritüel görünümlerle göz aydınlığı yavrularımızı camilere celbeden, onlara orucu, birlikte ibadeti ve kutsal toplanma yerimiz olan camileri sevdiren en önemli olgu ve aktivitedir. İşte 30 günlük bu program sayesinde çocuk, genç, ihtiyar toplumun bütün katmanları hiç farkında olmadan birbiriyle kaynaşıyor ve böylece bu yüce millet yedi düvele kafa tutarak birlik ve beraberlik içinde dirliğe erişiyor.

 

Sevgili dostlar bizi ruhen arındıran, manen yüceltip Hakk’a yaklaştıran birbirimizle kaynaştırıp iri ve diri kılan bir mevsimin sona ermesi elbette ki hüznümüze sebep olur. Ama "gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdir" diyerek geleceğe doğru yürüdüğümüz bu alemde bizi biz kılan, karakter hamurumuzu yoğurup bizi nefsimizin esaretinden kurtaran, bütün kazanım ve katkılarıyla bizi “adam gibi adam” koltuğuna oturtan bu günlerin tekrar gelip bizi sarıp sarmalamasını, hem de tam bir sene beklemeden en azından 10 gün önceden gelmesini umutla bekliyoruz.

 

Arınan ruhunuzla, yücelen mana ibrenizle idrak edeceğiniz bayramınızı tebrik ediyorum. Aile bütünlüğü içinde sizlere can sağlığı diliyorum. Haneniz şen, kurduğunuz sofralar hep Halil İbrahim Sofrası, her sabahınız bayram sabahı kadar mutlu ve huzurlu olsun.

 

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.

 

 




Yorum Yazın

                                                           Yorumlar                                                            
Gelecek senenin Ramazanı beklerken hem de hocamızın ruhumuzu okşayan yazılarını da ramazan eşliğinde tekrar oumayı da ümitle bekleriz. Ruha can katan her şey güzeldir. Hocam Rabbim bereketli ömür versin
A. Niyazov - 19.6.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

Ramazan Ayının ana ve ehemmiyetini, mana derinlik ve zenginliklerini farklı ve akıcı bir uslupla ifadelendiren bu anlamlı yazıdan dolayın Prof.Dr. Celâl ERBAY Hocamızı tebrik ediyorum. Düzce Postası emektarlarını da tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum. Hayrettin ŞALLI Başbakanlık E. Müşaviri
Hayrettin ŞALLI - 19.6.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%57,14

  Düzce Postası'nı Takip Et
Twitter Takip Et
izmir sex shop    izmir sex shop
   
Yerel Haber
Gündem
Asayiş
Siyaset
Eğitim
Spor
Sağlık
Ekonomi
Çevre
Video Galeri
Foto Galeri
Resmi İlanlar
Yazarlar
Portreler
Anket
Ziyaretçi Defteri
Facebook
Twitter
Site Map
RSS
İnsan Kaynakları
Künye
İletişim
Yukarı
Google-Translate | Turkish to English Google-Translate | Turkish to French Google-Translate | Turkish to German Google-Translate | Turkish to Russian Google-Translate | Turkish to Italian Google-Translate | Turkish to Spanish Google-Translate | Turkish to Arabic Google-Translate | Turkish to Japanese
Google Translate

Serbay Interactive
© Copyright 2004 - 2016 Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ltd. Şti. Bize Ulaşın Düzce Postası Kurumsal