Anasayfa   Anasayfa Anasayfa İnsan Kaynakları   İnsan Kaynakları İnsan Kaynakları Anasayfa   Künye Anasayfa Anasayfa   İletişim
Düzce Postası
Düzce Postası Hava Durumu Düzce : 25.8
25.08.2019
Anasayfa   ANASAYFA   Yerel Haber   YEREL HABER   Gündem   GÜNDEM   Gündem   ASAYİŞ   Asayiş   SİYASET   Siyaset   EĞİTİM   Eğitim   SPOR   Spor   SAĞLIK   Sağlık   EKONOMİ   Ekonomi   ÇEVRE  
  Video Galeri   Video Galeri   Foto Galeri   Foto Galeri   Resmi İlanlar   Resmi İlanlar   Yazarlar   Ünlü Düzce'liler   Ünlü Düzce'liler   Anket   Anket   Ziyaretçi Defteri   Ziyaretçi Defteri   Künye   Künye   İletişim   Kurumsal   Kurumsal   İletişim  
   
Prof.Dr.Celal ERBAY

Şeb-i Arus=Vuslat Gecesi

20.12.2018 - 09:33:42

Sevgili Dostlar, geçtiğimiz Pazartesi, 17 Aralık büyük bir vuslatın gerçekleştiği, canın cananına kavuştuğu gecenin yıl dönümüydü. Bundan tam 745 yıl önceydi. Hakk’a kavuşmasını bir son değil, yeniden dirilişin başlangıç gecesi olarak ilan eden ve dostlarına vasiyet edercesine ‘‘sakın bana yazıklanmayın, ‘elvada’ demeyin, zira toprak cennete daha yakın… Size ‘batış’ görünen doğuşun ta kendisidir…Kabir ‘hapis’ değil, kurtuluşun kapısısdır…Bugüne kadar hangi tohum toprağa düştü de yeşermedi…Artık kurtulun şüphelerden, zira kabir adı altında toprağın ağuşuna alıp sarmaladığı insan da bir tohumdur. Bir düşün; hangi kova daldı da dolu çıkmadı sudan? Sen de mayalanıp  kök salacaksın ebede… Canan’ın lutfuyla yeşerecek ve gam–kasavatın, hile-hurdanın, zulüm ve feryadın, dedi-kodunun, kin ve hasedin, kıskançlık ve bencillğin olmadığı; hakkaniyetin hakimiyetinde, sevginin, saygının kardeşliğin, lütuf ve ikramın, diğergamlık ve fedakarlığın hasılı mutlak adaletin hakim olduğu mutluluk diyarına, huzur yurdunu ereceksin ve bütün Muhammedi güzelliklerine bürünmüş halinle gerçek dirilişini fiilen yaşayacaksın.’’

İşte bu anlayış içerisinde vasiyetini bir bakıma mısralara döküyordu Hazreti Mevlana;

‘‘Öldüğümde tabutum geçerken bu yoldan,

             Sanmayın ki; içimde dert kalır bu dünyadan

             Cenazemi görünce bahsetme ayrılıktan

             Ben asıl yaşamaya başlarım öldüğüm an’’    

Bu anlayış ve teslimiyet içindeki Hazreti Pir, Hakk’ın rahmetine erdiği 1273’ün 17 Aralık gününü kendisi için gerçek sevgilisine yani Yaradanı’na vuslat ve kavuşma günü olarak kıymetlendirmiş ve bu geceyi kendi deneyimi ile ‘‘Şeb-i Aruz’’ yani ‘‘Düğün Gecesi’’ olarak adlandırmıştı.

Kendi kendime düşündüm; bu ne yüce bir irade ve teslimiyet…Herkese ilan ediyordu Hazret; ‘‘geçerken tabutum, şayet gözünüz değerse, hiç içinizden geçirmeyin en ufak bir endişe. Bilesiniz ki gönlümde bu dünyadan mütebaki en ufak bir dert kalmamıştır. Haberiniz olsun, artık ben hasret dolu gönlümle O’na dönüyorum, Rabbime kovuşuyorum’’diye. Elbette ki böyle bir kavuşmanın adı ‘‘Şeb-i Aruz’’, böyle bir gecenin tesmiyesi ‘‘Düğün Gecesi’’ olacaktı.

Devam ettim düşünmeye; Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin insan olarak fizik boyutta bizden farklı bir tarafı varmıydı? Yani bizim gibi iki gözü, iki kulağı, bir kalbi dışında fazladan sahip olduğu ilave bir organımı vardı? Elbette ki hayır, yoktu…Öyleyse biz niçin aynı fiziki boyutta aynı sermayeye sahip olduğumuz halde, onun ölçüsünde olmasa bile O’na yakın ölçüde Yaradanımıza olan bağlılığımızı fiilen ortaya koyamıyoruz? O, ölümü hasretin son bulduğu, aşığın maşukuyla kucaklaştığı bir ‘‘Düğün Günü’’ olarak algılarken, biz ise ölümden ürküyor, O’nu aklımıza hiç getirmiyor, üstelik kendimizden çok uzaklarda dolaştığını kabul ederek yakınlarımıza onu hiç yaklaştırmıyoruz…Birgün ansızın gelip çattığında da feveran edip deprasyonlara giriyoruz. Yalvarmaktan başka yapacak bir şeyimiz yok; Rabbim, Efendimizin sevgisiyle birlikte Kendi sevgisini yüreğimizde ziyadeleştirsin, bize de dostlarına lütfettiği irade ve teslimiyet misali üstün bir teslimiyet nasib etsin.

 

BIRAKTIĞI İZ

 

Hz.Mevlana işte bu iman ve teslimiyetinin zeminini oluşturan gönlü ve bu engin kaynağa en üst derecede tercümanlık yapan diliyle beraber, dünya var oldukça eskimeyecek, hak ve hakikat yolcularına rehberlik edecek bir meş’ale eser bıraktı. Bu eserinde, ‘‘ben Muhammed Mustafa yolunun toprağıyım’’ diye bağlılıklarını ifade ettiği Efendimizin insanlık vitrininde muşahhaslaştırıp bütün kainata ilan ettiği davranış ve ahlak güzelliklerini nakış nakış işlemiş, herkesin anlayabileceği sadelik içerisinde örnekleyerek  ‘‘Mesnevi’’adıyla bütün insanlığa armağan etmişti. Merhum Yahya Kemal’in ifadesiyle Mesnevi; hem tasavvufun en yüksek merhalesi, hem de CİHAT MEDENİYET’imizin kısve-i tab’a bürünüp iki kapak arasına sığdırılmış halidir. Yine Üstad Sezai KARAKOÇ Mesnevi’yi, ‘‘Kur’an-i Kerim’in aşk kanıyla yazılmış bir tefsiri olarak tanımlar.

Kısaca Mesnevi, hikmet ve hakikati mesel formunda, kıssa-kıssa anlatan, coğrafyamızın binlerce yıllık kültür hazinesini hikayelerle geleceğe taşıyan bir bilgelik kitabıdır .O Kadar ki Hz.Mevlana daha hayatta iken Mesnevinin irfan ışığı Endülüs’ten Uzak Asya’ya kadar dünyanın dörtbir köşesine yayılmıştı. O günden bu yana dünyanın neresinde olursa olsun   ilim ve hikmet yolcuları Hazretlerin rahleyi tedrisinde bulunmak için Konya’ya akın etmeye devam edegelmişlerdi. O’nun sözleri ve sohbetleri, her depresyondan sonra bu toprakların yeniden dirilişine hep vesile olmuştu.

 

ONU HER DAİM CANLI TUTAN SIR NEYDİ?

 

Onu her daim canlı tutan, bütün benliği, şahsiyeti, duygu ve tercihleriyle birlikte sevdiği, her yer ve zamanda VAR ve BİR olan Allah’ın varlığında eriyip yok olmasıydı. Zaten ‘‘aşk’’  kişinin sevdiğinin varlığında eriyip yok olmasıdır. Mevlana’da, Sevgilisi Yaradan’ın varlığında erimiş yok olmuş, tabir caizse ‘‘fena fi’l-lah’’ mertebesine ermişti. O kadar ki onun Yaradan’a olan bu aşk ve sevgisi eserlerine, sözlerine şiirlerine yansımış, bilhassa Mesnevinin mısralarına sinmiş olan bu mesajlar 7.5 asırdan bu yana günümüz dünyasına yansımaya devam edegelmiştir.

İşte onun için Mevlana ve Mesnevi canlı ve diri bir şekilde algılanmaya ve anılmaya hem de bütün dünya tarafından devam etmektedir.

Gelin ey dostlar, biz de unutulmamak, anılmak ve hep hatıralarda kalmak istiyorsak,  Yaradanın varlığında eriyelim, O’nun sevgisiyle, Sevgilisinin Sevgisiyle bütünleşip O’nun rızası doğrultusunda birbirimizi sevelim.

Zira;

Sevgiden acılıklar tatlılaşır,

Sevgiden bakırlar altın kesilir,

Sevgiden tortulu bulanık sular arı, duru hale gelir

Sevgiden dertler şifa bulur,

Sevgiden ölüler dirilir,

Sevgiden padişahlar  kul olur!

Ne olur ey dostlar, gelin biz de  her daim  birbirimizi sayalım, sevelim ki; acılıklar tatlılaşsın, dertlerimiz şifa bulsun, gönlümüz huzurla dolsun.

Kalın sağlıcakla, Sevgili Dostlar

   

 

 




Yorum Yazın

                                                           Yorumlar                                                            
Teşekkürler hocam. Hatırlattığınız cok sey var
Ahmet Niyazov - 21.12.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%47,83

Çok harikaydı. Saygıdeğer hocamiz çok teşekkür ederiz
Nesibe Dagistanli - 20.12.2018

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%45,45

  Düzce Postası'nı Takip Et
Twitter Takip Et
   
Yerel Haber
Gündem
Asayiş
Siyaset
Eğitim
Spor
Sağlık
Ekonomi
Çevre
Video Galeri
Foto Galeri
Resmi İlanlar
Yazarlar
Portreler
Anket
Ziyaretçi Defteri
Facebook
Twitter
Site Map
RSS
İnsan Kaynakları
Kurumsal
Künye
İletişim
Yukarı

Google-Translate | Turkish to English Google-Translate | Turkish to French Google-Translate | Turkish to German Google-Translate | Turkish to Russian Google-Translate | Turkish to Italian Google-Translate | Turkish to Spanish Google-Translate | Turkish to Arabic Google-Translate | Turkish to Japanese
Google Translate

Serbay Interactive
© Copyright 2004 - 2018 Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ltd. Şti. Dijital Reklam Ajansı: Serbay Interactive
Emlak8