Anasayfa   Anasayfa Anasayfa İnsan Kaynakları   İnsan Kaynakları İnsan Kaynakları Anasayfa   Künye Anasayfa Anasayfa   İletişim
Düzce Postası
Düzce Postası Hava Durumu Düzce : 25.8
8.12.2019
Anasayfa   ANASAYFA   Yerel Haber   YEREL HABER   Gündem   GÜNDEM   Gündem   ASAYİŞ   Asayiş   SİYASET   Siyaset   EĞİTİM   Eğitim   SPOR   Spor   SAĞLIK   Sağlık   EKONOMİ   Ekonomi   ÇEVRE  
  Video Galeri   Video Galeri   Foto Galeri   Foto Galeri   Resmi İlanlar   Resmi İlanlar   Yazarlar   Ünlü Düzce'liler   Ünlü Düzce'liler   Anket   Anket   Ziyaretçi Defteri   Ziyaretçi Defteri   Künye   Künye   İletişim   Kurumsal   Kurumsal   İletişim  
   
Prof.Dr.Celal ERBAY

Aramızdan kayıp giden yıldızdan parıltılar

8.08.2019 - 11:14:28

Sevgili Dostlar; geçtiğimiz Cuma günü bir yıldız daha kaydı bu alemden…Hak Kelamı’nı dünyada en güzel, en etkili, en vurgulu bir ses ve seda ile okuyan, ondaki mana-mecaz ve felsefik muhtevayı en açık en beliğ ve en güzel içerikle asrın idrakine sunan, taa çocukluk yıllarımdan;  İstanbul İmam-Hatip Okulu ve İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünden hocam, gönül insanı, dava fikir ve aksiyon adamı Emin IŞIK hocamızı omuzlarımızda, aşığı olduğu her daim vuslat hasreti içinde kavrulduğu Rabbine, O’nun vasi rahmetine tevdi eyledik…Rabbim rahmet eylesin…

Bundan yaklaşık 23 sene önce hocamızın can dostu, sıra arkadaşı, hoca olarak yıllarca aynı odayı paylaştığı, bizim de hocamız merhum Selçuk ERAYDIN hocamız, konuşmacı olarak iştirak etmiş olduğu Miraç Gecesi programından dönerken geçirmiş olduğu trafik kazası sonucu Hakk’a yürümüştü. Can dostunu kaybeden Emin IŞIK hocamız o günlerde ‘‘Cennete Mektup’’ başlığıyla gönül dostu Selçuk ERAYDIN hocamıza bir mektup yazılmıştı…Her iki hocamın da hatırasına, müsaadelerinizle o mektubu paylaşmak istiyoruz siz değerli dostlarımla,

‘‘Cennet’e Mektup

   Sevgili Selçuk,

   Geçmiş Zaman olur ki hayali cihana değer’’ derler .Şimdi seninle eskiden olduğu gibi sohbet edeceğiz. Hani şu birlikte olduğumuz, şiirden, tasavvuftan konuştuğumuz zamanlardaki gibi. Önce şunu ifade edeyim ki, ölümün acısını geriye kalanlar belki daha çok çekiyorlar. Sevenler, sevdikleriyle beraber taksit taksit ölüyorlar. Ne demek istediğimi çok iyi anlıyorsun sanıyorum. Mahir Bey hocamızın vefatında bu duyguyu sen de yakından yaşadın. Ancak o zamanlar gençtik. İleriye dönük hayallerimiz ve ideallerimiz vardı. Gerçekleştirmek istediğimiz emeller peşindeydik. Onlar bizi dünyaya bağlıyor, ayakta tutuyordu. Oysa hepsinin birer tül-i emel olduğu zamanla anlaşıldı: Kimlere güvenmiş, nelere bel bağlamışız. Dev sandıklarımız birer cüce aslan zannettiklerimiz birer çakal çıktı. Hayat galiba kırk yaşına kadar hayal kurmak, kırktan sonra  da hayal kırıklığını uğramaktır.

O mübarek Miraç gecesinde sen bizi perişan edip gittikten sonra hepimiz seni anmaya, birbirimize anlatmaya başladık. O günden beri seni konuştuk durduk. Acaba bizim anlattıklarımız gerçekten sen miydin? Senin şahsında biraz da kendimizi anlatıyorduk. Evet, evet daha çok kendimizi anlatıyorduk. Başka türlü de yapamazdık. ‘‘Mü’min mü’minin aynası’’ olduğuna göre herkes sende gördüğü kendisini anlatıyordu. Seni tanıyanlar böyle yapıyordu. Seni yakından tanımayanlara, seni kelimelerle anlatmanın faydalı olacağına inanmak istemiyorum. Çünkü insanların tanışmaları yalnızca kelimelerle olmuyor. Bazen iyi bir hareket, bin güzel sözden daha tanıtıcı oluyor. Dış görünüşünü, atletik beden yapını, o güzel endamını, boyunu, posunu, kaşını, gözünü, sıcak bakışlarını, tatlı dilini, sabırlı ve mütevekkil halini, insana güven veren dostça yaklaşımını konuşup duruyoruz: Yiğit insandı, alperendi, gönlü gözü toktu, cömertti, hamiyetliydi, derviş meşrepliydi, kibardı, iffetli ve haya sahibiydi, vefalıydı diyoruz. Seninle ilk tanıştığımız günden itibaren bu hallerini sevmiş ve beğenmiştim. Ne yalan söyleyeyim, bu meziyetlerine imrenmiştim. Zaman zaman kendi kendime bu çocuk yoksa melek mi diye sorduğum da olmuştur. Çünkü bir insan da bu kadar iyi huy bir arada olamaz, insanoğlu bu kadar iyi niyetli olamaz diye düşünmüşümdür. Sahi sen nasıl bu kadar iyi, herkese bu kadar dost olabiliyorsun? Bunu anlayabilmiş değilim.

Seni çok sevdiğimi biliyordum. Sen de bunun farkındaydın. Ancak ben seni bütün bu güzel hallerinin, eşsiz hasletlerinin ötesinde daha derin duygularla sevdim. Sen de biliyorsun ki, bu saydığım meziyetler iki insanı dost yapmaya yetmez. Gönülden gönüle akan meveddet (sevgi) ırmakları olmadıkça insanlar birbirine dost olamazlar. Bana sorarsan, iman gibi, hidayet gibi, dostluk  da kalplerimizi kudret parmakları arasında tesbih gibi çeken ilahi iradenin eseridir. ‘‘Vedüd’’ isminin tecellisiyle meydana gelir. Sevmek de sevmemek de kulun elinde değil, kişi ile kalbi arasına giren Allah’ın iradesidir. İlahi iradenin böyle tecelli etmesi için ‘‘nefs-i emmare’’nin aradan çekilmiş olması lazım. Evet aynen böyledir. Ne demişler ‘‘Çekilirsen aradan, kalır seni Yaradan’’

Hani birgün herşeyi para ile ölçen, para ile değerlendirin insanlardan, onların kuru ve karanlık dünyalarından söz ediyorduk. Ben ‘‘ onların dünyasında herşey paradır. O dünyada para etmeyen hiçbir şeyin değeri yoktur. Onların kutsal dedikleri de paradır’’demiştim de herkes hayretle birbirine bakmıştı. Yalnızca sen bana hak vermiştin, ‘‘Emin doğru söylüyor’’ demiştin. Sonra da Ziya Paşa’nın şu beytini okumuştun:

‘‘İman ile din akçadır erbab-ı gınada

Namus-i hamiyyet sözü kaldı fukarada’’

Ah sevgili Selçuk, ah!

İnsanlar anlaşılmadıklarından, kendilerini hakkıyle anlayan kimseciklerin olmadığından yakınır dururlar. Oysa ben seninle olduğum zaman, en ince  duygularımı bile en sert ve kaba bir dille ortaya koymaktan sakınmazdım. Sen onları yine de bütün inceliğiyle anlardın. İlahi kudret karşısında kulun ne kadar aciz olduğunu biliyoruz. Hani o son akşam sana şaka yollu takılmıştım. ‘‘Konuşmacı olarak gittiğin yerde halka, Mirac’a nasıl çıkılacağını mı anlatacaksın?’’ demiştim. Daha doğrusu sen bana ‘‘Miracın mübarek olsun’’ demiştin de bunun üzerine ben de sana ‘‘kim çıktıysa ona mübarek olsun’’ Yahu, Miraç’a çıkan yok, çıkaran var. Görmüyor musun ayet ne diyor? ‘‘Kulunu bir gece aldı götürdü’’ diyor. Koskoca Peygamberi kendisi alıp götürüyor, bize gelince ‘‘Kılın namazı, Çıkın Miraç’a’’  buyuruyor. Kul gücüyle olacak şeymi bu? Galiba Fatiha süresindeki ‘‘İyyake nestein’’ bunun içindir dedim. Sen de tasdik eder gibi başını salladın. Sanki o gece gideceğini biliyordun. Ben bu akşam gideyim de sen de gör, diyor gibiydin.

Seninle beraber sohbete dalınca, zaman ve mekan boyutlarının kaybolduğunu hissederdim. Dünyayı unutur, onun hemm-ü gamından da kurtulurdum. Seninle olan dostluğumun ebedi olduğunu biliyorum. Ben sana, senin gidişine değil, senden uzak kalışıma yanıyorum. Sana yazarken seninle beraber oluyorum. Bundan dolayı sana sık sık mektup yazacağım. Çünkü sana anlatacağım şeyleri başkalarına açamıyorum. Yanlış anlamalarından korkuyorum. Bundan sonra ya susmalıyım, ya da herkesin bildiği şeyleri tekrar etmeliyim. Yeni bir şey söylememek de zaten susmak  demektir.

Seni seviyorum ve seni bana sevdiren Allah’a hamd ediyorum.

Emin IŞIK

Başka söze hacet yok sevgili dostlar. Rabbim her iki hocama ve bütün geçmişlerimize rahmet eylesin, her birinizin bayramı mübarek olsun. Son sözüm; sizleri bana sevdiren Allah’a hamd olsun…

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.       

             




Yorum Yazın
  Düzce Postası'nı Takip Et
Twitter Takip Et
   
Yerel Haber
Gündem
Asayiş
Siyaset
Eğitim
Spor
Sağlık
Ekonomi
Çevre
Video Galeri
Foto Galeri
Resmi İlanlar
Yazarlar
Portreler
Anket
Ziyaretçi Defteri
Facebook
Twitter
Site Map
RSS
İnsan Kaynakları
Kurumsal
Künye
İletişim
Yukarı

Google-Translate | Turkish to English Google-Translate | Turkish to French Google-Translate | Turkish to German Google-Translate | Turkish to Russian Google-Translate | Turkish to Italian Google-Translate | Turkish to Spanish Google-Translate | Turkish to Arabic Google-Translate | Turkish to Japanese
Google Translate

Serbay Interactive
© Copyright 2004 - 2018 Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ltd. Şti. Dijital Reklam Ajansı: Serbay Interactive
Emlak8