Anasayfa   Anasayfa Anasayfa İnsan Kaynakları   İnsan Kaynakları İnsan Kaynakları Anasayfa   Künye Anasayfa Anasayfa   İletişim
Düzce Postası
Anasayfa   ANASAYFA   Yerel Haber   YEREL HABER   Gündem   GÜNDEM   Gündem   ASAYİŞ   Asayiş   SİYASET   Siyaset   EĞİTİM   Eğitim   SPOR   Spor   SAĞLIK   Sağlık   EKONOMİ   Ekonomi   ÇEVRE  
  Video Galeri   Video Galeri   Foto Galeri   Foto Galeri   Resmi İlanlar   Resmi İlanlar   Yazarlar   Yılın Kişisi   Yılın Kişisi   Ünlü Düzce'liler   Ünlü Düzce'liler   Anket   Anket   Ziyaretçi Defteri   Ziyaretçi Defteri   Künye   Künye   İletişim   Kurumsal   Kurumsal   İletişim  
   
Prof. Dr. Celal ERBAY

Tek çare; “dönmeler”in sözüne değil, özümüze dönmek!

1.04.2021 - 09:48:38

Sevgili dostlar, geçen haftaki yazımızı, sayın Karatay’ın sözlerine de atıfta bulunarak, bu haftaki yazımıza başlık olan temenni cümlesi ile bitirmiştik.  “Dönme”, “ Avdetî” tabir ve tesmiyeleri hakkında siz değerli okurlarıma çok kısa da olsa bir malumat vermenin zorunluluğuna inanarak bu haftaki yazıma böyle bir başlık belirledim.

Hakkı zatında meselenin kökü biraz derin, taa 17. Asrın ilk yarılarına dayanıyor. Şöyle ki; daha sonraları Yahudi din adamı ve tarikat lideri olarak üne kavuşacak olan Sabetay Sevi, 1 Ağustos 1626’da İzmir-Agora’da dünyaya gelir. Küçük yaştan itibaren dinî ve mistik konularda eğitim gören Sevi, İzmir’de zamanının tanınmış hahamlarından Yosef Escapa’dan ders alır ve 18 yaşında iken hahamlık icazetini elde eder. Buna rağmen hahamlık yapmaz, kendini mistik konulara adar. O kadar ki, okuduklarının etkisinde kalarak kendisinin, dünya Yahudilerinin yüzyıllardır beklediği mesih (kurtarıcı) olduğuna inanır,  1648’de İzmir’de mesihliğini ilan eder, tabir caizse Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya başlar.

Bu doğrultuda Sabetay Sevi sinagoglarda ateşli konuşmalar yapar ve etrafında topladığı taraftarlarının sayısını günden güne artırır. O kadar ki, Avrupa’dan Yemen’e, Kuzey Afrika’dan Anadolu’ya kadar, Osmanlı sınırları içindeki yerleşmiş olup Osmanlı Devletin himayesine mazhar olan Yahudiliğin resmî kabullenişinden ayrı ve ona rağmen yeni ve radikal bir akıma öncülük eder.

Bu akım, Osmanlı toplumu içindeki Hristiyanlar arasında etkileşimlere, Müslümanlar arasında ise sert ve ciddi tartışmalara yol açar. O kadar ki, kamu düzenini sarsacak, temelde Tevhide dayalı toplumsal kabullenişi zedeleyecek seviyelere ulaşır ve artık insanlar Sabetay Sevi’ye tapma derecesinde, bilhassa sinagoglardaki konuşmalarından sonra taşkınlık yapmaya başlarlar.

O kadar ki; “Şeyhi uçuran müritleridir”, misali Sevi, taraftarları ile birlikte İzmir’den Osmanlı Devletinin başşehri İstanbul’a doğru yürüyüşe geçer. İşte devletin beka ve bütünlüğüne yönelik, kamu düzenini temelden sarsan bu olay sebebiyle harekatın lideri Sabetay Sevi tutuklanıp yargılanır.

Yargılanması esnasında, savunma halkının hiçbir itiraza yer vermeyecek şekilde, önceden belirlenmiş olan yerleşik ilkeler doğrultusunda kullanılmasına büyük özen gösterilir, hatta zamanın Devlet Başkanı Dördüncü Mehmet perde arkasından bütün duruşmaları takip eder. Yargılama sonunda sanığın önüne iki seçenek konulur… Öncelikle kendisi söylem ve iddialarından vazgeçmeye davet edilmiş, ikinci teklif olarak, şayet Müslümanlığı kabul ederse hayatının bağışlanacağı bildirilir.

Bunun üzerine Sevi, “ Bu can bu bedende olduğu sürece ben Müslüman’ım” diyerek İslam’a girer ve Aziz Mehmet Efendi adını alır. Taraftarlarının bazıları ise bu tutumunu “ İHANET”  olarak değerlendirir ve intihar ederler. Taraftarlarının çoğu da Müslümanlığı kabul eder.

Bu arada hemen ifade edelim ki İHANET belirlemesi ile müritlerinin intiharı günden güne artar. Bir müddet sonra Sevi, intiharları durdurmak, insanları yeniden kendisine çekebilmek için geçmişinden kalma, bir türlü içinden atamadığı ince hesaplarını içeren bir plan kurar. Planı doğrultusunda önce cübbesinin içerisine bir kuş yerleştirir ve bu haliyle hala kendisine bağlılığı devam eden topluluğun huzuruna çıkar.

Bu esnada cübbesinin önünü açar ve daha önce giysisinin altına saklamış olduğu kuşu uçurur… Huzurda, topluluğun gözleri önünde kuş uçunca “Can bedenden çıktı” der ve yeniden eski dinine DÖNDÜĞÜNÜ ima eder. İşte bu sebeple Sabetay Sevi ve taraftarlarına, dinlerinden döndükleri için “ DÖNME” veya “AVDETî” denile gelir.

 

Fakat onlar, İslamiyet’i kabul ettiklerini söylemelerine, hatta Müslüman adı taşımalarına rağmen gerçekte Museviliğe inanmaya devam etmişlerdi. Onların bu ikiyüzlü durumları Devlet’in gözünden kaçmaz ve Sevi 1676’da etrafıyla birlikte Arnavutluk’a sürgün edilir. Sürgün sonrası fazla yaşamaz ve aynı yıl Arnavutluk’ta ölüp oraya defnedilir.

Ölümünde sonra Sabetay Sevi’nin mirası devam eder, inananları daha çok Selanik’te, eşi Ayşe ve kardeşi Yakup’un etrafında bir araya gelerek birliktelik görünümleri verirler. Fakat daha sonra aralarında liderlik kavgası baş gösterince; önce ikiye, daha sonra da üçe ayrılırlar. Ölümü sonrası Sevi’nin müntesiplerinin Selanik’te toplanmaları sebebiyle bundan böyle  “DÖNMELER”, daha çok “SELANİKLİLER” diye anıla gelirler.

SABETAY SEVİ’NİN VASİYETİ

17. asırdan bu yana, gittikçe etkinliğini artıracak şekilde, bu milletin başına ne tür ayrılıkçı, nifak kökenli bir musibet gelmişse, mutlaka bunun en büyük payı, Sabetay Sevi’nin üretmiş olduğu bu büyük fitneye aittir. Sabetay Sevi’nin kendinden sonra yolunu takip edenlere bırakmış olduğu temel vasiyeti şöyle idi, “Türklere benzeyeceksiniz. Türkçe konuşacaksınız, Türk isimleri alacaksınız ama asla Yahudiliğinizi unutmayacaksınız.”

Türklerin adetlerine, onların gözlerini örtmek maksadıyla dikkat edilsin.”

İşte Sabetay Sevi’nin bu milleti yok etme doğrultusunda kendinden sonrakilere çizdiği rota bu iki cümlede kuzu postuna bürünmüştü. Fazla değil bir-iki örnekle yapılan planın,  çizilen rotanın vahametini dikkatlerinize sunmak isterim…

Bir sabateist olan ve eğitimini Yahudi okulu “ Alliance Israelite” de tamamlayan Dr. Reşit Galip, Ezan’ı Türkçeleştirerek bu milletin 18 yıl boyunca “Allahu Ekber” demesini yasaklayan zihniyetin mimarlarından biri olmuştur. Bilmiş olasınız ki, Andımızı yazan da bu adamdır. Ne kadar acı… Bizler kimlerin yönlendirmesiyle bir birimizle dalaşıyoruz, şimdi anladınız mı?

Daha şaşırtıcı olanı ise; geçenlerde sosyal medyada Alev Alatlı hanımefendinin bir mesajına rastlamıştım….Çok dikkatimi çekmişti, aynen şöyle diyordu; “Ne biçim Türkleriz ki, bizim ideolojimizi bir Yahudi yazıyor! Zira Yahudi Moiz Kohen ( Sabetay Sevi’nin talimatı doğrultusunda gizli Yahudi olup halk arasında bilinen adı Munis Tekinalp’dir, bu şahıs)  kemalizmin ideologudur. Tıpkı Agop Dilaçar’ın Türk Dil Kurumu’nun başuzmanı ve Ermeni olması gibi.

Bunlar, Türk Devletinin bekası söz konusu olunca, onun varlığını dumura uğratmak, birliğini ve dirliğini bozmak, bizi birbirimize düşürmek için her zaman bir araya gelirler. Çünkü hedefleri aynıdır...

Haftaya bu konuya değinip her birinin doğu ve güneydoğu’daki gerçekleştirmek istedikleri planları üzerinde duracağız.

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.

 

 




Yorum Yazın

                                                           Yorumlar                                                            
Hocam hedef aynı dediğiniz gibi.. Başarılı olamazlar. Bu necip millet inşallah bunları aşacaktır. Hükümet temkinli olmak zorunda ama bazen neşter vurmak gerekiyor, geç kalınmamalı. Hayırlısı olsun inşallah
Hasan Kudal - 3.04.2021

 Katılıyorum  Katılmıyorum 

%50,00

  Düzce Postası'nı Takip Et
Twitter Takip Et
   
Yerel Haber
Gündem
Asayiş
Siyaset
Eğitim
Spor
Sağlık
Ekonomi
Çevre
Video Galeri
Foto Galeri
Resmi İlanlar
Yazarlar
Portreler
Anket
Ziyaretçi Defteri
Facebook
Twitter
Site Map
RSS
İnsan Kaynakları
Kurumsal
Künye
İletişim
Yukarı

Google-Translate | Turkish to English Google-Translate | Turkish to French Google-Translate | Turkish to German Google-Translate | Turkish to Russian Google-Translate | Turkish to Italian Google-Translate | Turkish to Spanish Google-Translate | Turkish to Arabic Google-Translate | Turkish to Japanese
Google Translate

Serbay Interactive
© Copyright 2004 - 2018 Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ltd. Şti. Dijital Reklam Ajansı: Serbay Interactive
Emlak8