Celal Erbay..

Sevgili dostlar; son günlerde herbirimizi tedirgin eden, zaman zaman da tedirginliği zirve yapan Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri ana başlıkları ve temel saikleri altında sizlerle paylaşmak istedim.

 

DOĞU AKDENİZ’DEKİ GERGİNLİK NASIL GELİŞTİ!

İlk olarak Doğu Akdeniz’de gerginliğin fitili, KIBRIS’da Rum Kesiminin, Türk tarafının hukukî ve meşru haklarını hiçe sayarak diğer ülkelerle uluslararası antlaşmalar yapmasıyla yakıldı.

Bu doğrultuda Rum Kesimi 2001’de Mısır, 2007’de Lübnan, 2010’da İsrail ile sözde Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) Antlaşması imzalaması, tutuşturulan fitilin ateşini harladı.

Bu arada Rum Yönetimi, Batılı şirketlerle, Türkiye ve KKTC’nin hak sahibi olduğu alanlarla çatışacak şekilde hidrokarbon alanında irtibat ve çalışmalarını sürdürdü.

Müteakip günlerde Rum Yönetimi Kahire’de Mısır, Yunanistan ve İsrail ile Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nu oluşturarak Türkiye’yi saf dışı bırakmayı hedefledi.

 

TEMEL DAYANAKLARI SEVİLLA HARİTASI!!!

Bu harita, İspanya’nın Sevilla Üniversitesi Beşeri Denizcilik Coğrafyası alanında uzman iki profesör tarafından hazırlandığı için Üniversitenin adına izafeten “SEVİLLA HARİTASI”  diye anılır.

Haritanın iddiasına göre Antalya’nın hemen yanı başındaki Meis adasından başlayan Yunan Kıta Sahanlığı, güneye doğru Akdeniz’in ortasına kadar iniyor ve adeta Türkiye’yi Antalya Körfezine hapsedip, bize körfez dışına çıkış fırsatı vermiyor.

Türkiye ise, yüz ölçümü 10 kilometrekare olan, Anadolu’ya 2 km, Yunanistan “Ana Kara”sına ise 580 kilometre uzaklıkta bulunan bir adanın 40 bin km2 genişliğinde bir kıta sahanlığı alanı yaratmasının rasyonel ve uluslararası hukuka uygun bir tez olmadığını vurgulayarak bu iddiaları tamamen reddediyor.

 

YUNANİSTAN, NİÇİN TÜRKİYE’NİN DİYALOG ÇAĞRILARINA KULAK TIKIYOR!

Hemen ifade edelim ki, Yunanistan’ın ada parçalarını mesela Meis adasını “Ana Kara” gibi varsayarak “uzaklık ilkesi”ne göre yaptığı açıklamaların “Uluslararası Hukuk” ta karşılığı bulunmuyor.

Gerek Uluslararası Hukukta gerek Birleşmiş Milletler (BM) Deniz Hukuku Sözleşmesi’ndeki temel kural “HAKÇA PAYLAŞIM” ilkesidir. Bu ilkeye göre adalara daha az kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge ( MEB) alanı veriliyor, hatta adalar tamamen çevrelenebiliyor da.

Bütün bunları bildiği ve haksızlığının da farkında olduğu için Atina, Ankara ile masaya oturmaktan kaçınıyor ve diyalog kurması için, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sismik araştırma ve sondaj faaliyetlerinin sonlandırılmasını şart koşuyor.

 

FRANSA, DOĞU AKDENİZ’DE YUNANİSTAN’I KIŞKIRTARAK NEREYE VARMAK İSTİYOR!!!

Tamamen bölge dışı bir aktör olan Fransa, Almanya’nın arabuluculuk gayretlerini çiğneyerek ve Yunanistan’ın kural tanımaz tavrını fırsat bilerek “Doğu Akdeniz” de “rol kapma” gayretleriyle dikkat çekiyor.

Bu bölgeyi “ kırmızı çizgi” olarak vasıflandıran Macron, gerek Yunanistan ile giriştiği ortak askeri tatbikat trafiği, gerekse Sayın Erdoğan’ın şahsında Türkiye’yi hedef alan açıklamalarıyla adeta yangına benzin döküyor.

Nitekim Macron, Atina’yı kışkırtarak Yunanistan’ı, askeri harcamalarını artırması yönünde yüreklendirerek ve Yunanistan’a ilk elden 18 adet Rafale tipi savaş uçağı satmakla krizi fırsata çeviren  tutumunun ilk meyvesini almış oluyor.

 

DİĞER ULUSLARARASI AKTÖRLER HANGİ KONUMDALAR!

AB ülkelerinin, Yunanistan’ın bölgedeki hukuk dışı davranışlarına karşı ortak bir politika belirlediklerini göremiyoruz.

Buna rağmen Avrupa Ülkeleri “AB Dayanışması” adı altında Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimine her ne kadar “ destek” mesajları verseler de, çok sayıda ülke, söz konusu krizde ikili problemlerin diyalogla çözülmesi gerektiği vurgusunu yapmaktalar.

Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetiminin AB nezdinde ısrarla dile getirdikleri Türkiye’ye yönelik “YAPTIRIM” uygulamasına ise Avrupa devletleri soğuk bakıyor. Bunların başında da İtalya ile İspanya geliyor.

İki NATO üyesi arasında “eşit mesafe” siyaseti güden ABD ise, ülkede Kasım ayında yapılacak olan seçimlerin üretmiş olduğu yoğunluk altında bölgedeki rolünü sanki Fransa’ya kaptırmış gibi görünüyor. Ama Washington, her ne kadar rolünü Fransa’ya kaptırmış görünse de, yine yıllardır Rum Kesimi’ne uygulanan silah ambargosunu kısmen de olsa kaldırmak suretiyle, krizde kimin yanında olduğuna dair belirgin ve görünen işaretini vermekten geri kalmadı.

Fiilen ABD’nin liderliği altındaki NATO’nun, ABD’nin Kasım seçimleri sebebiyle, daha çok kendi içine yoğunlaşması sonucu sessiz kalmasını fırsat bilen Yunanistan, NATO nezdinde Türkiye ile ortak çözüme yanaşmayıp, bütün ümitlerini AB’nin Türkiye’ye karşı uygulanmasını ısrarla talep ettiği yaptırımlara bağlamış bulunuyor. Onun bu tavrı hem NATO’nun varlığını, hem de ittifakın, iki üyesi arasında , kendi bünyesinde, Müzakereye dayalı üretmesi beklenilen çözüm ihtimalini zora sokmuş bulunuyor.

 

PEKİ TÜRKİYE NE YAPACAK?

Hiçbir oldu-bittiye meydan vermeden, meşru müdafaa mahiyetinde kendini her türlü yola başvurarak koruyacak. İleriye dönük, olanlardan ders çıkaracak. Etrafına bakıp dostunu düşmanını tanıyacak. Bize bizden gayrısının hayrı dokunmayacağını beynine kazıyıp, her birimiz, bir birimizin can yoldaşı olacak ve dimdik ayakta duracaktır.

Ve nihayet, bakım ve ikmali tamamlanan ORUÇ REİS görev mahalline dönecek, herkes kendi içinden kendi kendine “ DİK DUR EĞİLME BU MİLLET SENİNLE” diye haykırarak kendine gelecek, ÖZÜNE DÖNECEKTİR. BİLMİYORUM BAŞKA ÇIKAR YOL!

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.

 

Not: Vatanımızın bütünlüğü uğruna Kuzey Suriye’de şehit düşen çok değerli kardeşim Düzce’nin evladı Mehmet Arif Kıdıman’a Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Mekanı cennet olsun. Ailesine ve bütün Düzceli hemşehrilerime taziye dileklerimi iletiyor bütün geçmişlerimize Rabbimin mağfireti ile muamele etmesini niyaz ediyorum.

Eklenme Tarih & Saat: 17.09.2020 - 09:16:10 Yazdır