• 4.03.2021 00:00

Merhaba size ilk köşe yazım olan bu yazıda tüm dünyanın içinde bulunduğu Covid 19 salgınından ve gerçekleşmesi muhtemel bir olasılıktan bahsedeceğim.

Öncelikle gelin içinde bulunduğumuz durumun bir fotoğrafını çekelim. Ülkemizde 2 Mart tarihi itibari ile toplam vaka sayısı 2711479, toplam vefat sayısı 28638. Toplam vaka sayısında dünyada 9. sırada İtalya ile Almanya’nın arasında bulunuyoruz. Geçtiğimiz kasım ayında ise dünya 4. sıradaydık. Dünyada ise toplam vaka sayısı 114 milyon, toplam vefat eden kişi sayısı ise 2,54 milyon. Bu rakamların ne ifade ettiğini daha iyi anlamamız için, ölüm oranlarına bakabiliriz. Türkiye’nin nüfusunu salgından ölen kişi sayısına oranladığınızda bulduğunuz rakam 1 milyonda 337 kişi. Bu rakam İtalya’da 1622 iken, Almanya’da 845. Dünyanın ortalaması ise 327. 221 ülke içinde 75. sıradayız ve Avrupa’dan sadece 3 ülke bizden daha iyi durumda, Belarus Norveç ve Finlandiya. Bildiğiniz üzere virüsün mutasyona uğradığı ve daha hızlı yayıldığı söylenen varyantları vaka sayılarını hızla arttırmakta. Türkiye’de bundan önümüzdeki günlerde nasibini alacaktır. Bazı önemli Avrupa ülkeleri önlem olarak sert kapanma tedbirleri alırken, ülkemiz normalleşme adımları attı. Bu da önemli bir tezat oluşturmakta. Sadece 1 hafta önceki rakamlara bakarak bile, ülkemizde durumun kötüye gittiğini rahatça söyleyebiliriz. Böyle bir dönemde normalleşme adımlarının atılmış olması salgının yeniden kontrolden çıkmasına sebep olacağını söylemek için artık uzmanı olmaya gerek yok.

Medeniyetimizin geldiği noktada vaka sayılarını düşürmek için elimizdeki en etkili yol aslında hiç sokağa çıkmamak. 14 gün boyunca kimse sokağa çıkmadığı taktirde, salgının önüne geçebiliyoruz. Onun dışında bir diğer umut da aşı. Dünyada sayılı firma etkili aşı geliştirmiş durumda. Bu firmaların yıllık üretim miktarları belli. Toplumsal bağışıklıktan bahsedebilmemiz içinse nüfusun yüzde 75’ni aşılamak gerekli. Bloomberg’in yaptığı bir araştırmaya göre bugünkü hızla devam edersek tüm dünyanın aşılanması 7 yıl sürüyor. Bu gerçekleşmeden normale dönemeyeceğimizi düşünürsek, aşıya erişimi daha kolay olan batılı ülkelerin normalleşmesi için bile aha önümüzde en azından 2 yıl olduğu gerçeğini kabul etmemiz gerekiyor.

Yukarıda bahsettiğim gibi evden 14 gün çıkmadığımız zaman toplum olarak virüsü büyük ölçüde yenebiliyoruz. Peki, neden 14 gün aralıksız evden çıkmadan duramıyoruz. Tabi ki bunun cevabı kimse kimseyi kandırmasın, özgürlüklerin kısıtlanması değil, ekonomi. Yani ellerimizle kurmuş olduğumuz medeniyetimiz, iyileşmemizin önündeki en büyük engel olarak duruyor. Bu yüzden formüller geliştirmeye çalışıyoruz. Sizce bir kapanıp bir açılan, maske mesafe kuralına uyarak yürütmeye çalıştığımız ekonomimiz buna daha ne kadar dayanabilir? Sadece yerel çapta düşünmeyelim, küresel çapta ekonomiler bu bir ileri iki geri giden yöntemle ne kadar ayakta kalabilir?

Bu noktada hep şunu gözlemliyorum. İnsanların haleti ruhiyesi “Bir umuttur yaşamak.” şeklinde. Hepimiz bu virüs belasının geçip gideceğini, yeniden eski günlerdeki gibi yaşantımıza devam edeceğimizi hayal ediyoruz. Peki ya öyle olmazsa? Ya virüs maskeden bile geçebilen, bulaştığı herkesi öldüren bir mutasyon geçirirse? O zaman ne yaparız hiç düşündünüz mü? Sokağa çıkabilir miyiz? Dükkânlarımızı açabilir miyiz? Sizce o zaman paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlar mıyız? Bakın bu söylediklerim komple teorisi değil, bir olasılık. İster virüs laboratuvarda üretilmiş olsun, isterse Lut Kavmini hayretler içinde bırakacak günümüz insanoğluna Allah’ın göndermiş olduğu bir musibet olsun, bu virüs gerçek, daha ölümcül olabilmesi ise bir olasılık.

Bu noktada insan acaba rasyonel kararlar alabiliyor mu, yoksa bir umuttur yaşamak diyerek duygusal kararlar mı alıyor? Bence genel olarak insan rasyonel kararlar almak için gerekli donanıma sahip olsa da, duygusal kararlar alarak yaşayan bir canlı. Şöyle düşünelim, nasıl evrileceğini bilmediğiniz bir tehlike içerisindesiniz, mantık olarak en kötü ihtimali düşünerek hazırlık yapmanız gerekmez mi? Sizce biz içinde bulunduğumuz durumun nereye evrileceğini biliyor muyuz? Hazırlığımız en kötü senaryoya göre mi? Bir hazırlığımız var mı onu sorayım? Evet başta market raflarını boşalttık fakat çok geçmeden alıştık bu duruma değil mi? Size şu an masada olan bir olasılıktan bahsettim. Virüs çok öldürücü bir mutasyon geçirdi diyelim, haftalarca dışarı çıkamadığınızı düşünün, tarım ve hayvancılık yapılamasın, elektriklerinizin doğalgazınızın olmadığını düşünün. Ne yer ne içersiniz? Dolabınızdakiler bitince yerlerine yenilerini bulabilecek misiniz? Bulsanız alabilecek misiniz, paranız buna yetecek mi? Paranızın bir değeri olacak mı? Satmak isteseniz malınızın bir kıymeti olacak mı?

Bakın sadece bir olasılıktan bahsediyorum. Gerçekleşme olasılığı olan bir olasılık. Komplo teorisi değil bakın. Yoksa size 2020, 2021 yılı The Economist dergilerinin kapaklarından bahsederdim. Prens Charles’ın Dünya Ekonomik Forum’unda bizzat tanıttığı Great Reset’ten bahsederdim, ya da Cashless Society’den. Bugün bunlardan bahseden herkesin bilmiyormuş numarası yaptığı 2007 yılı yapımı Zeitgeist’tan bahsederdim. Dahası tüm servetini hayır işleri yapan vakıflarına bağışlayan adeta yeryüzüne inmiş meleklerin insan nüfusunun 500 milyondan az olması gerektiğini düşündüklerinden bahsederdim. Bunlar bu yazının konusu değil. Size bir olasılıktan bahsediyorum ve bu olasılığa karşı ne kadar hazırlıksız olduğumuzdan.

Herkesin düşünmesi ve buna göre hareket etmesi dileğiyle. Hoşça kalın.