• 11.01.2022 09:32

İŞÇİ sınıfı en son ne zaman hak kazandı diye kendi kendime sorguladığım zaman, hatırladığım 2002 yılında rahmetli Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde iş güvencesi yasasıyla işsizlik maaşı yasası çıkartılmıştı. İş güvencesi yasasıyla ne elde edildi, işveren yasa öncesi gerekçe göstermeden işçiyi çıkarabiliyordu, yargıda haklılığı ispat yükü işçideydi, yasa sonrası işveren haklı gerekçe göstermeden işçi çıkartamıyor, şayet çıkartırsa yargıda ispat yükümlülüğü işverende.

Bu yasa işçi sınıfı için çok önemli bir kazanımdır. Ayrıca işveren haklılığını ispat edemezse iş güvencesi tazminatı ödemeye mahkum oluyor.

Aynı dönemde işsizlik fonu kuruldu ve işsizlik maaşı yasası çıkartıldı. Bu fonun kaynağı işçiden %1 işverenden %1 kesinti yapılıp fona aktarması ve ayrıca devletin de %2 her çalışan işçi adına fona kaynak aktarmasıyla oluşuyor. Bu yasa da işçi sınıfı için çok önemli bir kazanımdır.

Bir işçi kendi iradesi dışında işsiz kalması durumunda işsizlik fonuna ödediği pirim oranında 6-8-10 aya kadar işsizlik maaşı alıyor. Başbakan Ecevit bu yasayı açıklarken basın toplantısında şöyle bir vaatte bulundu: Fonda para biriktiği zaman hem ödeme süresini hem de ödeme miktarını arttıracağız.

Ancak siyasi ömrü bu vaadini yerine getirmeye yetmedi. Daha sonra hükümet olanlar 20 yıldır iktidar olmasına rağmen ne sürelerde nede miktarda artış yapmadılar. Ayrıca fonda biriken parayı da işverenlerin lehine ve kendi amaçları doğrultusunda kullanıyorlar.

Başka işçi sınıfı ne zaman bir hak elde etti? Geriye doğru gidildiğinde 1965 yılında yine rahmetli Ecevit Çalışma Bakanıyken işçilere toplu sözleşme ve grev hakkı verdi. Bu yasa da işçi sınıfı için çok önemli bir kazanım. (Kamu çalışanların sendikaları olmasına rağmen hala toplu sözleşme ve grev hakları yok.)

Daha da geriye gidildiğinde 1946 yılında rahmetli İnönü işçi sınıfına sendika kurma hakkı verdi. İlk sendikalar 1946 yılında kurulmaya başlandı. (Birilerinin diktatörlük dönemi diye adlandırdığı dönemde.)

Daha sonra 1952 yılında sendikalar birleşerek bugünkü konfederasyonu TÜRK-İŞ’i oluşturdu. İşçi sınıfının son yirmi yılın kayıplarına baktığımızda, işçi sınıfının çok çok önemli bir kazanımı olan kıdem tazminatına göz diktiler. Mevcut iktidar 20 senedir sürekli gündeme getiriyor, sendikalar TÜRK-İŞ ve DİSK ciddi bir şekilde karşı çıktı, toplumsal muhalefet oluşturdu, bu şekilde şimdilik rafa kalktı. Ancak tehlike geçmiş değil. İktidar kendini güçlü hissettiği zaman yeniden gündeme getirebilir.

İşçi sınıfı çok önemli kazanımı olan kıdem tazminatını kaybetmeden, haklarına göz dikenlere seçimlerde bir ders vermeli. İşçi sınıfının emeklilikte maaş bağlama oranını 2008 yılında çıkan bir yasayla %70’ten her yıl azaltarak %30’a indirdi. 2008 yılı öncesi emekli olan, 2008 yılı sonrası emekli olan aynı pirim ödemiş ve aynı hizmet yılı çalışmış kişilerde maaş yarı yarıya düşük. Bu işçi sınıfı için çok büyük bir kayıptır.

Bir de emeklilikte yaşa takılanlar var. Bu sayı ülke genelinde yaklaşık 5 milyon kişi. İşini kaybetmiş olan bu kişileri işverenler yaşlısın diye işe almıyor, hükümet de gençsin diye emekli etmiyor. Bunların hayatlarını nasıl idame ettiklerini düşünen yok. Bu da işçi sınıfı için çok büyük bir kayıp. Bu kaybı gidermenin yolu, aile destekleme sigortasının çıkmasıyla giderilir.

Aslında işçi sınıfının takip etmesi gerektiği konu, bizi yönetenlerin devletin gücünü ve imkanlarını kimden yana kullandığıdır. Seçimlerde tercihlerini işçi sınıfından yana kullanacaklara destek vermelidir, kurtuluş sınıfsal hareket etmekten geçiyor.