Cemil TINAZ
Cemil TINAZ

Gazete: Düzce Postası

[email protected]

Teksif Sendikası Düzce İl Temsilcisi

İşçi ve emekçinin kurtuluşu

  • 5.04.2022 14:07

GEÇİCİ işçinin tanımı, bir iş yerinde, süresi ve zamanı belli olan bir işin çıkması durumunda, yapılacak olan iş, geçici iş veya süreli iştir. Bu süresi belli olan işte çalışan işçiye geçici işçi denir. Bu durumlarda geçici işçiyle zincirleme geçici iş sözleşmesi yapılamaz. Şayet yapılırsa, yapılacak iş belirsiz süreli iş sayılır, o işte çalışan işçi de belirsiz süreli işçi statüsüne girer. Süreklilik arz eden işlerde, geçici iş ilişkisi kurulamaz.

Kapitalistlerin böl, parçala, yönet taktikleri vardır. İhtiyaç duydukları alanda bu taktiklerini devreye sokarlar. İşverenler bu taktiklerini, işçilerin sendikal örgütlenmesini engellemek ve daha ucuza çalıştırmak amacıyla kadrolu işçi, geçici işçi, mevsimlik işçi adı altında böler. Ayrıca işin bir bölümünü, bir alt işverene (taşerona)  verir.

Hatta 2002 yılında zamanın hükümeti “asıl işte bir alt işveren ilişkisi kurulamaz” diye kanun çıkmasına rağmen, doğru dürüst denetlenmediği için hala birçok işyerinde taşeron işçisi çalıştırılmaktadır. Bu işçi gurupların içinde en avantajlısı kadrolu işçidir. Aldığı ücret asgari ücretin biraz üstündedir ve sosyal hakları vardır. İşveren diğer guruplara “iyi çalışırsanız, sizi beğenirsek kadroya alacağız” diye vaatte bulunur. Değişik guruplarda çalışan işçiler kadroya gireceğim diye, sürekli fazla mesaiye kalır. Herhangi bir hak talep etmez, kadroya giremem ve işten atılırım diye sendikal örgütlenmeye girmeye çekinir.

Bundan 20 sene önce Devlet Su İşleri, Türkiye Elektrik Kurumu, Köy Hizmetleri, Orman İşletmesi, Karayolları, Tarım İşletmeleri, Tekel, Orman Ürünleri Sanayisi vardı ve bu kuruluşlarda çalışan işçiler sendikalıydılar. Ücretleri ve sosyal hakları toplu iş sözleşmesiyle belirlenirdi. Bu kuruluşların bir kısmını özelleştirdiler, bir kısmını tasfiye ettiler. Bu kuruluşların yaptığı işler, hizmet alım yöntemiyle taşerona yaptırılıyor.

Örnek vermek gerekirse eskiden orman kesimini Orman İşletmesi kendi işçisiyle yapardı. Şimdi ise Orman İşletmesi kesilecek ağaçları belirliyor ve ihale açıyor. İhaleyi alan kişi orman kesimini yapıyor. Bu orman kesiminde çalışan işçilerin çalışma saatleri belli değil, birçoğu sigortasız, kayıt dışı ve çok zor koşullarda çalışıyor.

Bir örnek daha vereyim. Yirmi sene önce Milli Eğitim’e bağlı okullarda hademeler vardı. 657 sayılı devlet memuru kapsamındaydılar, iyi de maaş alırlardı, emekli olasıya kadar çalışırlardı ve iş güvenceleri vardı. Aynı şekilde Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde çalışanların tamamı devlet memuruydular. Onların da maaşları, sosyal hakları da iyiydi, her şeyden önemlisi iş güvenceleri vardı ve emekli olasıya kadar çalışırlardı. Şimdi her iki kurumda da hizmet alımı adı altında iş taşerona yaptırılıyor, işçiler daha ucuz, güvencesiz çalışıyor. Üstelik bu çalışanlar emekliliği hayal bile edemiyorlar, çünkü ne kadar çalışacakları belli değil, iş güvenceleri yok.

Milli Eğitim’e bağlı okullarda hademe olarak çalışanlar daha kötü. Okullar kapanınca bu çalışanlara üç ay, okullar açılana kadar ücretsiz izin veriyorlar. Bu işçiler ne yer, ne içer, evini nasıl geçindirir kimsenin düşündüğü yok. Kimsenin düşündüğü yok derken, bu ülkeyi yönetenleri kast ediyorum. Okullar açılınca da yeniden iş başı yapacağı belli değil. 3 veya 4 yıl önce aynı kişiler çalıştırılıyordu. Son yıllarda İş-Kur üzerinden alınıyor ve kura çekiliyor. Kurada çıkarsa çalışıyor. 3 veya 5 yıl çalışmış işçi, kurada çıkmaz ise kıdem tazminatı ve hiçbir hak verilmeden işten çıkartılıyor.

Şimdi düşünün devlet, devlet dairesinde taşeron işçi çalıştırıyor, üstelik kurada çıkmadığı takdirde kıdem tazminatı ödemeden işten çıkartıyor. Yani işçi devletine güvenemeyecekse kime güvenecek? (Bu durumda, bir kurumda bir yıldan fazla çalışmış olanların dikkatine sunuyorum, işi kendiniz bırakmadıysanız kıdem tazminatı hakkınız var. Talep edin, vermezlerse bir avukata giderek hakkınızı mahkeme yoluyla alabilirsiniz. Bana ulaşırsanız ben de yardımcı olurum.)

Sosyal devlet gereğince devletin, işçinin emeğine, vatandaşının hakkına saygı duyması ve hakkını ödemesi gerekirken, biz vatandaşlar olarak hakkımızı devletten almaya çalışıyoruz. Bu nereye kadar böyle gider muamma. Ama elbet her kötü gidişatın bir sonu vardır. Halk kendine yapılan haksızlığın er ya da geç farkına varacaktır. Bu olumsuz çalışma koşullarına karşı işçi ve emekçi sınıfı ancak bir olup, bölünmeden, parçalanmadan sendikal örgütlenmesini tamamlayıp, sendikal mücadele ile siyasal mücadelesini bütünleştirerek başarıya ulaşır.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ticaret Ltd. Şti. (www.duzcepostasi.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

E-Gazete

Mobil Uygulamalarımız

IOS UygulamamızAndroid Uygulamamız