Cemil TINAZ
Cemil TINAZ

Gazete: Düzce Postası

[email protected]

Teksif Sendikası Düzce İl Temsilcisi

Örgütsüz toplum

  • 17.05.2022 14:55

DEMOKRASİNİN en önemli ve olmazsa olmaz kurumları başta sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve siyasi partilerdir. Demokrasinin kurumlarını ve kurallarını kullanarak iktidar olanlar, iktidar olduktan sonra bu alandaki sözlerini ve vaatlerini unutuyorlar. Demokrasinin en önemli kurumu olan sendikaların örgütlenmesinin önündeki engelleri anlatmaya çalışacağım.

Yıl 1982, 1980 faşist darbeden sonra anayasa değişikliği, tamı tamına 40 yıl geçti. Bu 40 yıl içinde birçok hükümetler geldi geçti ancak hiç biri sendikal örgütlenmesinin önündeki engelleri kaldırmadı. Neden? Çünkü demokrasiye inanmıyorlar, var olan demokrasinin kurallarını kendileri için kullanıyorlar. Bu 40 yıllık sürenin yarısı 20 yılını bugünkü iktidar kullandı. 20 yıl bir iktidar için ve o ülkede yaşayan insanlar için çok uzun bir süre. Ne yazık ki oylarının % 80’ini işçiden, çalışandan, emekliden ve emekçiden almasına rağmen, darbecilerin yaptığı yasaları değiştirmediler. Üstelik darbeye ve vesayet yönetime karşı söylemlerle iktidar oldular.

Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller nedir? Bir işyerinde sendikal örgütlenme faaliyeti başlatıyorsun, işçileri sendikaya üye yapıyorsun, mevcut yasaya göre o işyerinde çalışan işçi sayısının yarısından bir fazlasını üye yapıyorsun, çoğunluğunu geçiyorsun ve çalışma bakanlığına başvuruyorsun. Bakanlık çoğunluğu geçtiğine dair tespiti yapıyor ve ilgili sendikaya yazı gönderiyor. Buraya kadar her şey normal, engel bundan sonra başlıyor.

Mevcut yasa bu süreçte işverenlere itiraz hakkı tanıyor, işveren de iş mahkemesine itiraz ediyor ve mahkeme başlıyor. Mahkeme en az iki yıl sürüyor bazen dört beş yıl süren mahkemeler var.

Size soruyorum bu süre içinde işyerinde işçi kalıyor mu? İşveren bir kısmını işten çıkartıyor, bir kısmını baskı yapıp işten atma korkusuyla sendikadan istifa ettiriyor. Çok uzun süre sonunda mahkeme bitiyor ve iş yerinde, mahkemenin verdiği yetkiye sahip çıkacak sendika üyesi işçi kalmıyor, sendikal örgütlenme çöküyor ve başarısız oluyor. Bu durumda işveren kazanıyor.

Mevcut yasadaki işverenlere tanılan itiraz hakkı işverenlere sendikal örgütlenmeyi kırmak için zaman tanıyor. İşverenler de bu zamanı kendi lehlerine iyi kullanıp işçileri bir köle gibi çalıştırmaya devam ediyor. (Bu arada itiraz etmeyip sendikayı tanıyıp masaya oturan gerçek sanayici ve iyi niyetli işverenleri tenzih ediyorum.)

Burada yapılması gereken yasa değişikliği işverenlerin itiraz hakkı yürütmeyi durdurmaması gerekir. Türkiye Cumhuriyetin Çalışma Bakanlığı sendikaya çoğunluğu aldın dedikten sonra, işveren sendikayla masaya oturup toplu iş sözleşme görüşmelerine başlaması gerekiyor. İşverenin itirazı mahkemede devam eder şayet mahkeme sonucu bir usulsüzlük ve yasaya aykırılık tespit edilirse, usulsüzlüğü yapan sendikacıya ve sendikaya en ağır cezayı verir, doğrusu budur.

Burada işçilerin, çalışanların ve demokrasiden yana olanların sorgulanması gereken nokta bizleri yönetenlerin kimden yana olduklarıdır. İşçiden mi yoksa sermayeden yana mı?

Burada üzerinde durulması gereken bir noktada var onu belirtmeden geçemeyiz. Sendikal örgütlenmeyi kabul eden işveren ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren ve sendikasız olan işverenler arasında haksız bir rekabet oluyor. Bizi yönetenler toplumun örgütlenmesini neden istemez, çünkü örgütsüz toplumu yönetmek kolay. Yanlış yapan iktidarlara karşı bireysel ve cılız seslerle itiraz etmekle sonuç alamazsın, ancak her alanda örgütlü olur isen ve sesini örgütlü bir şekilde topluca yüksek sesle dillendirirsen sonuç alırsın.

İşçi sınıfının mücadele tarihinde bunun örnekleri çok. Bir ülkede demokrasi var ise o ülkede toplum her alanda örgütlüdür. Kalkınma da demokrasiyle aynı paralelde ilerler. Demokrasi olan ülkelerde kişi başına düşen milli gelir 60- 70 bin dolar. Demokrasinin olmadığı, tek adamla yönetilen ülkelerin yöneticileri zengin, halkı ise fakirdir.

Toplumun her alanında örgütlenmek gerekiyor, işçiler ve kamu çalışanları sendikalarında , “sendikalarında” derken işveren güdümlü sarı sendikalarda değil gerçek sınıf mücadelesi veren sendikalarda, çiftçiler üretici birliklerinde, esnaflar meslek odalarında her alanda örgütlenmek gerekir. Hatta bu da yetmez, demokrasiden yana olanların örgütlerin yönetimlerine talip olmaları gerekir. Toplumun örgütlenme sürecini tamamlayamaz isek kalkınmayı yakalayamayız. Demokrasiyi tüm kurum ve kurallarıyla hayata geçiremeyiz.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ticaret Ltd. Şti. (www.duzcepostasi.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Mobil Uygulamalarımız

IOS UygulamamızAndroid Uygulamamız