• 8.01.2022 11:24

ANADOLU kültürün ve medeniyetin beşiği malumunuz…

Ne şanslıyız ki böylesine güzide topraklarda yaşıyoruz.

Konuralp, Kasaba, Üskübü, Prusias ad Hypium, Kieros, Hypia ne derseniz deyin bu kadim kültürün somut mirası olarak karşımızda duruyor.

Bir tarafta modern Düzce, diğer tarafta antik Roma şehri, Konuralp ve tarihi evleri…

Peki, Kentsel Arkeolojik Sit nedir?

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 2005 tarih ve 702 numaralı İlke Kararı ile “3386, sayılı Kanunlarla değişik 2863 sayılı Kanun kapsamına giren arkeolojik sit alanları ile birlikte korunması gerekli kentsel dokuları içeren ve bu özellikleri ile bütünlük arz eden korumaya yönelik özel planlama gerektiren alanlar kentsel arkeolojik sit alanlarıdır.” şeklinde tanımlanmıştır.

Çok fazla kafa karıştırmadan açıklayacak olursak;

Tarihsel kültür katmanlarını (Hellenistik, Roma, Osmanlı ve Modern Cumhuriyet Dönemi) içinde barındıran Konuralp’i bütüncül koruma anlayışıyla yaşamak ve yönetmek bu kararın karşılığıdır.

Tıpkı iki bin yıl önce olduğu gibi Roma Köprüsü’nden geçmek ve oturup kırk basamaklara Düzce manzarası eşliğinde düzenlenecek gösterileri seyretmek. Eski bir evin bahçesindeki mis kokulu asmaların altında serinlemek, çay, çorba içmek, Kasaba Pilavı’ndan yemektir. Üstüne de afiyetle bir Türk Kahvesi içmektir. Aynalıklarda kurutulan tütünlerin kokusu gibi artık sadece hatıralarda kalanlar da var tabi.

Nasıl ki Safranbolu, Beypazarı, Taraklı ve Cumalıkızık bu duyguları halen yaşatmayı başarabiliyor o zaman neden Konuralp başaramasın? Hem de daha fazlasını başarabilir. Çünkü sağlam kalmış antik Roma Tiyatrosu, su kemerleri, Roma Köprüsü, yukarıdaki örneklerin hiç birinde yok. Bu minval üzere Konuralp’e özgü yeni bir anlayışla, Kentsel Arkeolojik Sit uygulamasına geçilmektedir.

Bu uygulama tabi ki kağıt üstünde kalmamalı

Daha iyisini başarmak için bizler bu kadim kültürün temsilcileri olarak üzerimize düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmeliyiz.

Nedir bu görevler?

Öncelikle somut olmayan kültürel değerlerimizi; örf, adet, gelenek ve dayanışma kültürümüzü yaşatmalı.

Arkeoloji bilimine güvenmeli, tarihimize ve kültürel mirasımıza sahip çıkmalı, korumalı, kollamalı ve bu bilinci gelecek nesillere aşılamalıyız.