Gamze AKÇAY
Gamze AKÇAY

Gazete: Düzce Postası

Edebiyat Öğretmeni

“Zaman”a davet

  • 8.07.2022 11:01
  • (1)

YÜRÜYEN ayaklar zamanın üzerinden öylece geçiyor.

Ne zihnimizle ne gövdemizle karşı koyamadan gözlerimizin önünden geçen o, kum saatindeki engellenemediğini bilen kumun, meydan okuması gibi akıp giderken bizde bıraktığı o hissi durumla zaman, işte böyle meydan okuyor bize. O her şeye güç yettirdikleriyle böbürlenip imkanlarıyla her şeyi mümkün kılacağını sanan insana; düello için ne güzel bir davettir, zamanın ele avuca gelemeyen akıcılığı. Bu, öyle bir davet ki kazanmak; zamanın insana karşı en iddialı hareketi ve bizi, elinde istediği yöne dosdoğru bir düzlemde sürüklemesi. İnsana asla geriye dönme izin vermeden düzlemine çektiği yörüngesi. 

Peki ya insan? İnsanın bu geri dönüşü mümkün olmayan, ileriye gidişi ihtimallerin ötesine geçemeyen; insanı iradeli bir varlık olmasına rağmen kendini aciz hissettirecek kadar akıl dışına attığı, hiçbir anını bir çerçevede tutamadığı, içten içe hepimizin mesele haline getirdiği ama dillendirmediği, sınırsızca devam eden, geçmişten günümüze ve geleceğe doğru giden sonsuz dairedeki algısı?

Zaman algısını anlatırken neden bu kadar uzattın cümleyi de diyebilirsiniz elbette. Ama aynaya bu kadar bakmaya heves sarmış bu yüzyılın insanını tanımlayabilmek için bu cümle, aslında çok şey ifade ediyor. Anını bile yapacakları planlara odaklamış ya da yapamadıklarına duyduğu pişmanlıkla geçiren 21.yüzyıl zamanını acaba önceki yüzyıl zamanlarından farklı kılan bir özelliği var mıydı? Hiç düşündünüz mü? Düşünmediyseniz, bu nadide parçaya kendinizce nasıl şekil verdiğinize bir bakın derim. Çünkü filozofların üzerinde çokça durduğu bu zaman mefhumunun, yaşadığımız çağda bize; kullanma şeklimize göre hediye ya da ceza olarak verdiği evrenin unsurlarını nasıl kullandığımızla yakından ilgilenmemiz gerekir. Her gün kalkarak başlangıç verdiğiniz zamanınızın yansıması olarak baktığınız aynayı, bu yüzyılın sizinle eşlik edercesine getirdikleriyle devam ettirdiğiniz yaşamınızın üzerine bir tutun. Bakalım neler göreceksiniz.     

Böyle bir öneriyi size aktarmamdaki sebep de şu aslında: Benim aklıma her insanın zamanı kullanmakla ilgili bir yöntemi varmış gibi gelir hep. Mekanizması beyinle yönetilen bir canlıdan girmemiz gereken bir beklentidir bu bana kalırsa. Hayatı en basit şekilde yaşayan insan bile yapar bence bunu. Şuurlu veya şuursuz. Akışına engel olamadan sonsuz kez akan ve ele avuca sığmaz bu sürekliliğin içinde, kaybolmadan yaşamanın bir yolunu bulmuş insanoğlu. Milattan önce bilmem kaçıncı yüzyıllardan beri şu anımıza gelinceye dek her insanın kurduğu bir dünyası olduğuna göre söylediklerime siz de katılırmışsınız gibi geliyor. Sanki kaynağını asla göremeden çağıl çağıl akan ve sonunun nerede biteceğini asla kestiremediğimiz bir şelalenin suyunu, bardağımıza koyabildiğimiz kadarmış gibi bir görüntüyle oluşturdum kafamda bize verilen “zaman” kavramını. İstemli veya istemsizce yaşadığımız “hayat” ise fırsat o anken doldurabildiğimiz su miktarını kullanabildiğimiz kadarlık. Hepimiz o şelalenin önünden bir şekilde geçmişiz de o şelaleden bardağımıza ne kadarlık su koymuşuz? Ya da su bile koyabilmiş miyiz? Yoksa sadece o şelaleyi seyretmekle mi yetinmişiz. İşte zamanın, öznel bir çabanın ürünü olarak tasarrufunu insana bırakması, nasıl kullanacağı hususundaki özgürlüğü, kapsamına girdiği sonsuzdan sonsuza giden akış. Ancak bu fikirleri kafamda şekillendirirken bu yüzyılda olduğumu da asla aklımdan çıkarmıyorum. Elimde bir gün bir saat ya da bir an tutabildiğim yegane şeyle, teknolojinin düşmanlık yaptığını düşündüğüm o şeyle aslında, ne yapıyorum?

Öncesi ve sonrasıyla akış halinde olan, insandan insana değişen bir göreceyle sen kendi “benini” hangi kareye yerleştirdin? Çok soru sordum size, farkındayım ama ayrı ayrı bütün insanlığın farklı kullanımlarına bırakılmış bir tek zamanın, yaşamımızda her türlü şekle girebilme özelliği dikkatimi celp ediyor. 

Filozof Augustinus’un: ”Kavradığımız ve bildiğimiz zaman ile gerçek zaman birbirinden ayrı şeylerdir.” derken bahsettiğim insanın zamanı kullanma hususuna da bir alt metindir bu aslında. İnsan bu eni sonu bulunmaz dairenin içinde algılayıp gerçekleştirdiği ölçüde kullanır zamanı. Bu düşünce beni bir hayli endişelendirdi tabii. Çünkü insan zihninden bağımsız hareket eden bu sürekli gidişin içinde insanın kendine yer bulması, var olmaya çabalaması, aydınlanabildikçe kendisine imkanlar açması; zamanın, hayattaki deneyimlerimizi yapılandırmak için kendimize, kendi irademizle bir alan açtığımız sonucu çıkıyor doğal olarak. Aslında anlattıklarımı daha açarsam endişem, zamanı ne ölçüde doğru kullandığımızla ilgili.

Şimdi bunca anlatılanların da üstüne sana bir soru daha: Dünya’ya milyarlarca özneden biri olarak gelen sen, bu kozmolojik zamanın içinde zamana göre nasıl şekilleniyorsun?

Çok vaktin yok, unutma! Saatler, izinsiz çalışır hep bir sonraya.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ticaret Ltd. Şti. (www.duzcepostasi.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • cemil durmaz
    cemil durmaz
    8.07.2022 14:55

    zaman su gibi geçer gider bu bizim düzcenin çok sorunları var bunları halledecek siyasiler bürokratlar siviltoplumun hep birlikte düzcenin sorunlarını giderecek çözüm üretmesi düzce için çok elzem durum bunun farkındalıgını düzcede herkez bilmeli bunun için çalışmalı

Mobil Uygulamalarımız

IOS UygulamamızAndroid Uygulamamız