Gamze AKÇAY
Gamze AKÇAY

Gazete: Düzce Postası

Edebiyat Öğretmeni

Teknoloji kültürü kısırlaştırdı

  • 5.08.2022 10:01

Zeytin yetişmeyecek toprağa zeytin ağacı dikemezsiniz. Köklerini kabul eden bir toprağa ihtiyaç duyar çünkü. Havası sıcak, güneşli günü çok olsun ister zeytin. Uygun ortamında büyür diğer bitkiler gibi. Ama diğer birçok bitkiden farkı, dikildiği doğru toprakta yaklaşık 300 ile 400 yıl kadar yaşayabilmesi ve bakımı doğru yöntemlerle yapıldığında ise kaliteli ürün veriyor olabilmesidir. Bu denli uzun yaşayabilen bir yapısının olması zeytine Yunan mitolojisinde “ölümsüzlük ağacı” adlandırmasının verilmesini sağlamıştır. Köklerinin toprağına sıkı sıkıya bağlı şekilde yüzyıllarca yaşıyor olabilmesi de bu adlandırmanın göstergesidir elbette. Kültür dediğimiz ucu başı belirsiz kavramında köken olarak toprağı ekip biçme, tarım gibi bir anlamı vardır. Ve tıpkı zeytin ağacına atfedildiği gibi ölmeyen bir özelliği bulunur. İşte asıl konuya bu girizgahtan sonra girmek istedim.  

Bir toplumun kökü de tıpkı bu zeytin ağacı gibidir. Ben insan olarak ırkımı bulunduğum topraklarda yüzyıllarca yaşayabilen bir zeytin ağacı olarak düşünebilirim ki, öyleyim de. Bu tek kişilik yaşamı yaşadığım topluma yaydığımda, yüzyıllar öncesinden başlayan kavim kültüründen, bugünümüze varan koca bir toplumlar ağına varmış olurum. Fakat bununla da sınır kalmaz; Dünyayı yaşam alanı edinmek durumdan kalan insanoğlu, yaşama başlayıp üretkenliğini arttırdığı yıllardan itibaren dünyanın farklı alanlarına yayılarak kavmiyet anlayışıyla bizdeki sülale anlayışının farklı coğrafyalara ayrılan çok daha büyük gruplarını oluşturmuş. Kendi yasalarını, kanunlarını, yaşama bakış açısı olan etken kültürlerini oluşturup yaşamlarını bu kültür çerçevelerden devam ettirmişler. Bu çerçevelerin de alt nedeni aslında zihinlerindeki dünya algısı. Daha ilk kurdukları kavim yaşantılarından itibaren dinsel veya kültürsel özelliklerini yaşam tecrübesi haline getirerek kalıplaştırmış bu toplumlar, zamanla kalıplaştırdıkları her şeyi bir sonraki nesillere aktararak aslında yapıp ettikleri en eski özelliklerini de yaşatmaya devam ettirmişler. Yapıp ettikleri her şey aslında kültürün ilk anlamını ifade eden toprağı ekmesi. Basit bir mantıkla düşündüğümüzde ektiğiniz topraktan aldığınız karşılık size ürünü yani kültürü verir. Yaşamımız içerisinde daha soyut bir karşılığı olan kültürde de aynı şey gerçekleşir. Toplumlar, onlara doğru ya da ahlaki gelen birtakım tutumları topluma ekmişler ve sonucunda halen süregelerek devam eden kültürü inşa etmişler. Giyim tarzından tutun oturma, selamlaşma, yemek yeme şekillerinden; dinsel, siyasi, sosyal birçok alana yayılmış olan bu kültür kavramı toplumların zeytin ağacına dönüşmüş. Peki geçmişi sağlam ve köklü olan bu her türlü eylemin yer aldığı kültürün değişimi mümkün müdür ya da nasıl değişir?  

Yaşadığımız yüzyılın önümüze sunduğu olanaklardan veya şartlardan bu sorunun cevabını somutlaştırmak daha açıklayıcı olacak gibi.18.yüzyılından itibaren İngiltere’de yaşanan Sanayi Devrimiyle makineleşmenin getirdiği endüstriyel alanlar toplumların önceki yüzyıllara nazaran yaşamlarındaki en farklı değişim olsa gerek. 18.yüzyıldan sonra süregelen teknolojik gelişmelerle insan hayatında televizyon, telefon, radyo gibi kitle iletişim araçlarının varlığı büsbütün kültürlerin Dünyanın her yerinde görülmesine yol açtı. Japon kültürünü belki de seyyahlar vasıtasıyla bilen Avrupa insanı, Japon kültürünü daha iyi öğrenirken Amerika kültürünü bilmeyen Türk insanı bu kültürü iletişim araçlarıyla yakından öğrenme fırsatı buldu. İnsanların bulduğu bu öğrenme fırsatları sayesinde öğrendikleri yaşamları, kültürel hadiseleri kendilerince kendi hayatlarına evirme, dönüştürme fırsatı buldu. Kendilerince diyorum çünkü başlangıcında itibaren o yörede var olmuş, doğmuş kültürle birlikte olan bireyle, o kültürü sonradan öğrenip hayatına devşirmiş farklı coğrafya insan asla aynı olamaz elbette. İşte ben, tam da bu durumdan fazlasıyla rahatsızım. Yaşadığımız çağda üstünlük göstergesi olan teknolojinin özellikle Amerika, Avrupa ve Asya’da özellikle Japonya ve Çin’de ağırlıklı olarak gelişmesi diğer ülke insanlarının onlara benzeyen bir yapıya bürünmesine sebep oluyor. Biz farkında değiliz ancak milattan önceki yüzyıllardan beri yaşayan birçok köklü kültür, teknoloji tarafından yegane kültürleri eritip bitirdiği gibi tek tipleşmeye giden ve tek bir Dünya kültürünün dönüşmesine sebep oluyor. Dünyada çok çeşitli bir zenginleşmenin oluşmasını sağlayan kültürlerin yok edilmesine izin veren teknoloji insanı ise bunu zerre umursamadan hayatına kalıplaşmış suni ve hazır kültürle devam ediyor. Biz farkında değiliz ama üretkenliğin simgesi olan “kültür” kavramının insan zihninden silinmesi ve insanın halihazırda olana meyletmesi, insanın üretken yapısına teknoloji yüzünden bir darbe vuruyor. İnsan yaradılışında olan üreme ve üretken olma özelliği maalesef ki elinde teknolojik alt yapıyı bulunduranlar tarafından örseleniyor.  

Şu yaşadığımız çağ, ne yazık ki köklerini doğru toprağa dikmediğimiz insanın, yaratılış olarak kuruduğu ve ürettiği mirasını da bir çırpıda kuruttu çağ olma yolunda hızla ilerliyor. 

 

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ticaret Ltd. Şti. (www.duzcepostasi.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Mobil Uygulamalarımız

IOS UygulamamızAndroid Uygulamamız