Gamze AKÇAY
Gamze AKÇAY

Gazete: Düzce Postası

Edebiyat Öğretmeni

Geçmiş veya gelecek yoktur. sonsuz bir “şimdi” vardır! - Cowley

  • 12.08.2022 12:30

Zaman mı geçiyor bizden yoksa biz mi geçiyoruz zamanın üzerinden?

Dünya her gün, 24 saatte dönerek kendisini tamamlamasıyla bilinir.

Ve aynı yörüngede aynı biçimiyle dönüyor Dünya. Zaman, geceyle gündüz arasında akıp akıp geri gelirken kendi içindeki ahengiyle döndürüyor Dünya’yı.

Bu durum, Dünya dönmeye başladığından beri böyle. Her 24 saat sonunda yeni bir sayfa açılıyor. Her açılan sayfada yeni bir hayat başlıyor. Bu sistem insanı çevreleyen bir düzlemde devam ediyor. İnsan,  Dünya’nın olmazsa olmaz öznesi elbette. Dünya dönerken zamanı ve insanı da ağırlıyor üzerinde. Ama aralarında bir fark var. Zaman, her 24 saatte bir aynı şekliyle kendisini bulurken insan biriktirdiği tüm zamanlarının sonunu gören değişken yüzlerle çıkıyor karşımıza. İnsan özne olarak aynı işlevdeyken yüzler,silüetler değişiyor zamanla. Zaman, insan-ı kamil’i şeklen değiştiriyor. İnsan oluştuğu şekliyle dönmüyor başa; evriliyor, değişiyor. Ama elbette ki özne olarak hep aynı “insan” sıfatıyla kalıyor. Zamanın kendisi hep aynı oluşuma dönerken huyca ve tipçe birbirinden farklı görüntüleri olan insanlar bırakıyor Dünya’ya. Sonra Dünya’ya gelen insanlar kendi zamanlarını yaşayıp hem geride bıraktıkları zamanı hem de kendilerinden önceki zamanları “eski, geçmiş” olarak adlandırıyor, henüz yaşamadıkları zamanı da “yeni, gelecek”. İşte bu illüzyon insan algısına atılmış büyük bir darbe bana kalırsa. İnsan  zannediyor ki ilk insan, bilmem kaç yüzyıl öncesine dayanan bir zamanın içinde yaşamış. Halbuki zaman hep aynı dönüşümün içinde. Zaman ne geride kalıyor ne ileride. Sadece dönen Dünya üzerinde başladığı noktaya dönüyor.

İsa’da her gün aynı 24 saatle yaşamış; öncesindeki insanlık da sonrası da. Biri gitmiş, öteki gelmiş bir silsilenin içinde var olanlar bir sonrakilere devir teslim etmişler Dünyayı. Ama Dünya hep aynı kalmış.

Yani aynı yörüngenin aynı biçiminde. Sonra yüzyılları gösteren bir icat ortaya çıkmış ki bunun adına takvim demişler. İnsanlar kendilerinden önce yaşamış insanlığın şeceresinin hangi yıla ya da yüzyıla tekabül ettiğini araştırmak istemiş. Neticede çıkan durum, insanlığın Dünya’da ilk insandan itibaren yaşadıkları güne kadar oldukça geniş bir zaman yelpazesine sahip olduğu sonucuna ulaşmış. İşte yanılgımız tam da buradan başlamış. Zaman kavramı üzerine belirttiği düşünceleriyle Henri Bergson bu konuyu şöyle tanımlamış: “Gerçek süre nitelikseldir. Zaman uzay gibi maddesel değildir, zamanı bölen, onu aylara ve yıllara ayıran akıl ve bilimdir.” Biz takvime her baktığımızda her günün geçmişte kalacak olduğuna inanmışız. Daha da doğrusu inandırılmışız. Başlangıcından beri aralıksız dönen Dünya’nın sanki bir önceki günü bir sonraki güne aktaran bir araç olduğuna kendimizi takvim yapraklarıyla ispatlı olarak inandırmayı başarmışız. Bize yaş aldıran bizi büyümeye ve oradan da yavaş yavaş yaşlandırmaya doğru götüren bir zaman algısına mecbur bırakılmışız.

Aslında biz doğuyoruz ve başlıyor 24 saat her gününü tekrarlamaya. Bir önceki gün asla diğer günden farklı değil. Senden 50 yıl evvel yaşamış insanla senin aran da hiçbir zaman farkı yok. O, 50 yıllık zannedilen izafi bir zamanın içinde yaşamış; sense 50 yıl sonra doğduğunu takvimden doğrulatmışsın, o kadar. O, 50 yıl geçmiş bu Dünya’nın üzerinden sense geçmektesin hâlâ. Çünkü Dünya geçmez kimsenin üzerinden ancak sen geçip gidersin zamanın üzerinden.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ticaret Ltd. Şti. (www.duzcepostasi.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Mobil Uygulamalarımız

IOS UygulamamızAndroid Uygulamamız