• 11.05.2022 10:24

GÜNDEM o kadar hızlı değişiyor ki adeta yetişemiyoruz. Hep söylüyorum; Düzce küçük ama aldanmayın, gündemi insanı vertigo yapar.

Pandemiden sonraki ilk coşkulu Ramazan Bayramını geride bıraktık. Coşkulu diyorum her ne kadar Fenerbahçeli olsam da Trabzonspor’un 38 yıl sonra gelen şampiyonluğu tüm yurtta olduğu gibi yerelde de çifte bayram yaşattı.

Derken Düzcespor’umuz da 2. Lige yükselince bayram coşkusu katlandı. Yükseldi yükselmesine ama adeta olay oldu. Neredeyse şampiyonluk gölgede kalıyordu. Dedik ya şu sıralar gündem o kadar yoğun ki.

Birol Şahin’in paylaşımı sonrası kendisine gelen tepkiler... Ece Seçkin’in iptal olan konseri... Sonrasında Gülben Ergen’in onun yerine gelişi ve sahnede düşüp rahatsızlanması sonucu onun da konserinin iptal edilişi vs.

Bunları yazarken bile yoruldum. Her neyse konumuz bu değil. Ama asıl yakındığım mesele öncesi bir girizgâh olsun istedim.

Eğitim şart derken kim neyi kastediyor bilmiyorum. Kimine göre okumak ve okutmaktır, kimine göre disiplinle yetiştirmek, kimine göre de tecrübelendirmek...

Tarih öncesi insanlar binlerce yıl önce kayalara resim yapıyorlardı. Çeşitli renkli pigmentler elde ederek ellerine geçirdikleri aletlerle, hatta parmaklarıyla bile inanışlarına göre doğaya ve canlılara özgü betimlemeleri kayalara işliyorlardı.

Bugün o dönemlerde yaşayan toplulukların yaşam biçimlerini, inanışlarını, vermek istedikleri mesajları, av sahnelerini ve hayal güçlerini işte bu tespit edilen kaya resimlerini inceleyerek anlayabiliyoruz.

Geçtiğimiz hafta Millet Bahçesi’nin açık alanındaki kitap okuma ve barkovizyonda film izleme basamaklarının beyaz duvarları kendini bilmez bir grup genç tarafından sprey boyalarla kirletildi.

TOKİ ve Düzce Belediyesi işbirliğiyle aylarca sabırla büyük emek verilerek yapılan Millet Bahçesi daha ilk günlerinde başına geleceklerin sinyallerini veriyordu.

Önce gölgelik brandaların çocuklar tarafından oyuncak haline getirilmesi... Çiçeklerin yolunması, çeşme ve tuvaletlere zarar verilmesi bazen bu şehre neden bir çivi bile çakılmaması gerektiğini adeta özetler gibiydi.

Toplumumuzun bazı genç kesimlerinde ne yazık ki sahiplenme yoksunluğu, yapılan hizmete büyük saygısızlık ve ciddiyetsizlik var.

Kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz Allah aşkına!

Metaverse çağı yaşadığımız şu zamanda hala daha duvarlara gelişigüzel yazı yazma fantazimiz bitmedi.

Eskiden sosyal medyanın olmadığı yıllarda bu tür yazılar ilgiyle okunurdu. Özellikle deniz kıyısındaki şehirlerin dalgakıranları bu iş için elverişliydi. Bir nevi açık hava sosyal medyası gibiydi.

Morali bozulan, canı sıkılan, sevgilisinden ayrılan, eşiyle tartışan eline aldığı spreyle boş duvarlara duygularını dökerdi.

Hiç unutmam 1995’li yıllarda açık hava reklamcılığı yapan babama yardım ediyordum. O dönem Akçakoca liman duvarlarını belediyeden reklam karşılığı kiralamıştı.

Babamla çeşitli firmaların reklamlarını her biri yüksekliği beş metre ve uzunluğu sekiz metre olan 400 metrelik liman boyunca uzanan duvarlara yazıyorduk.

Biz fırça ve yağlı boya ile reklam yazılarını yazarken kimileri de ilgiyle bizi izliyordu.

Bir zaman ertesi gün geldiğimizde yazdığımız bazı yazıların üzerlerinin spreyle kapatıldığını gördük. Kimisi sevgilisine açılamamış “Ahmet sana aşığım” yazmış, kimisi de yağmursuz ve şimşeksiz havada şairliğe soyunmuştu. Biz de boyalarla kapanan yerleri tekrar yazarak reklam yazılarını tamir ediyorduk.

Bir değil, iki değil birkaç kez böyle bir durumla karşılaştık. Ve sonunda belediyeden limana bekçi tutmasını talep ettik. Artık sorun çözülmüştü.

Bu bahsettiğim sadece geceleri etraf ıssızken olurdu.

Düzce Millet Bahçesi’nde ise güpegündüz çevredekilere aldırmadan duvarların kirletilmesi “Bunu görüp uyaran kimse olmadı mı?” sorularını tekrarlatıyor.

Hele hele duvara yazıp çizdiklerini gördükçe kahrolmamak elde değil.

Bazen düşünüyorum da; bunu yapanları toplayıp bir stadyumda yarışmaya sokacaksınız.

Bakalım en güzel Cinali’yi kim çizebiliyor.

Ama bunlarda Cinali çizecek yetenek bile yok!

İşte bu yüzden gerçekten eğitim şart.