Harun Agah ALTAY
Harun Agah ALTAY

Gazete: Düzce Postası

[email protected]

Çini Sanatçısı

“Boşluk korkusu” sardı dört bir yanımızı

  • 28.09.2022 09:48

MEKSİKALI sanatçı Alejandro Almanza Pereda’nın, 2017’de 15. İstanbul Bienali anısına Pera Müzesi’ne armağan ettiği beton tablo ziyaretçileri derin düşüncelere sevk ediyor.

Tabloyu ilk gördüğümde şaşkınlığıma engel olamadım ve zihnimi biraz zorlamaya çalıştım. Kurgu her ne kadar açık olsa da herkesin kendine göre bir yorum gücü vardı ne de olsa.

Suna ve İnan Kıraç Vakfı’na ait Pera Müzesi’nde birbirinden değerli tarihi öneme sahip orijinal eserler yer alıyor.

Ünlü Arkeolog, ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey’in Kaplumbağa Terbiyecisi ve diğer bazı eserlerinin yanı sıra Fransız Büyükelçisi Vergennes Kontu Charles Gravier'nin Türk giysileri içinde resmedildiği o ünlü portreye kadar pek çok eser müzeyi cazip hale getiriyor.

Ancak içlerinde öyle bir tablo var ki; belki çoğu kişinin garipseyip bir anlam veremeyeceği, hatta bazılarının hafıza karışıklığına yol açacağı, bazılarının ise duygularına tercüman olacağı bir çalışmaydı.

Meksikalı sanatçı Alejandro Almanza Pereda’nın “Boşluk korkusu” adını verdiği yarısı betonlanmış bir enstalasyon...

Sokakta bulunsa belki de çoğu insanın yüzüne bile bakmayacağı bir tablo bugün dünyanın en önemli müzelerinden birinin duvarlarını süslüyor.

Pereda, tablonun diğer örneklerinin de yer aldığı ve “Boşluk Korkusu” adını verdiği serisinde daha çok İstanbul’da arayıp bulduğu Romantik tarzda yapılmış manzara ve janr (çığır açıcı) resimleri kullanıyor.

Sanatçı çalışmalarında duvarda asılı olan her resmin üzerine, görüntüyü kısmen kapatan, bu yüzden sanki resim duvara değil de duvar resmin üzerine asılıymış izlenimi uyandıran bir beton parçası yapıştırıyor.

Daha sonra resmin ve asılı olduğu duvarın üzerine sıvı beton sıçratarak ortaya çıkan manzarada sanki 20. Yy'a ait küçük bir burjuva evinin inşaat sırasında kazara berbat olmuş iç kısmı havası estiriyor.

Sanatçı Almanza Pereda, beton gibi bir inşaat malzemesini dış alan manzaralarıyla karşı karşıya getirerek insan eliyle gerçekleştirilen inşaatlardaki boşluk doldurma süreçlerine dikkat çekiyor.

Doğa – insan ilişkisinin sentezlenerek sanatçı tarafından “boşluk korkusu”nun vurgulanmak istendiği çalışma kimilerine göre ise “karmaşıklık” kavramı uyandırıyor.

17. İstanbul Bienali kapsamında şu sıralar sözkonusu eserin diğer örneklerini de bir ay boyunca müzede görebilmeniz mümkün.

“Boşluk korkusu” içimizi saradursun yaşamımız boyunca yaptıklarımızla değer görmediğimizi düşünüp 'Acaba doğru yerde miyiz?'in sınamasını en iyi anlatan bir fıkrayla yazımızı bitirelim;

“Ölmeden önce bir baba, oğluna saati göstererek şöyle der:

-Bu saati bana büyük baban verdi. 200 yıldan eski bir saat. Bunu sana vermeden önce bir iki şey yapmanı istiyorum. Şimdi git köşedeki kafeye sor bakalım! Kaç lira veriyorlar?

Oğlu gider ve dönünce babasına der ki:

-50 lira veriyorlar. Çünkü eski bir saat.

Baba tekrar döner:

-Şimdi de arka sokaktaki saatçiye sor!

Oğlu denileni yapar ve babasına der ki:

-Saatçi de 100 lira veriyor.

Baba:

-Bu sefer de yakındaki müzeye git ve sor!

Oğlu sevinçle eve döner ve babasına anlatır;

-Baba, baba! Onlar bu saat için tam 10 bin lira verecekler.

Ve baba oğluna son öğüdünü verir:

-Doğru yer senin değerini belirler. Senin değerini kim biliyor, seni kim takdir ediyorsa orası senin için doğru yerdir.”

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ticaret Ltd. Şti. (www.duzcepostasi.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Mobil Uygulamalarımız

IOS UygulamamızAndroid Uygulamamız