Hasan BOSTANCI
Hasan BOSTANCI

Gazete: Düzce Postası

İlim başka irfan başkadır

  • 28.05.2022 11:23

İLİM, tedrisatla elde edilen bilgidir. Kitaptan, öğretmenden, bir öğreticiden elde edilir.

İrfan mektepsiz, kitapsız elde edilen bilgidir. İrfanın kaynağı hayattır. Yaşanılan gerçeklerdir. İrfan bilgeliktir. İrfan; bilme, sezme, kültür, tanıma, muhakeme, idrak, iz'an, feraset gerçek ve sırlara vâkıf olmadır.

İlim ehline âlim, irfan sahiplerine ârif derler.

Anadolu insanı âlim değil fakat âriftir. Yanılmaz ferasetiyle bunu her dem gösterir. Zorluklar, problemler karşısında gösterdiği çıkış yolları, yol göstericiliği bunun delilidir. Anadolu irfanı yanılmaz ve yanıltmaz. Onun tecrübesine kulak vermek lâzım. Bu tecrübe ata(lar)sözü, deyimler halinde irfanın bir sembolü olarak karşımıza çıkar. Anadolu insanının asırların süzgecinden geçerek tevarüs eden zeka ve ferasetine hayran olmamak mümkün mü? Asıl cahillik onu “göbeğini kaşıyan adam” olarak görmektir.

İnsanımızın bu özelliğini, sanayileşme sebebiyle, şehirlere göç etmesiyle yitirdik. Onu ana kaynaktan kopardık. Gelenek ve göreneklerimizin kazandırdığı irfandan mahrum ettik.

Bu irfanın üstünlüğünü Ömer Seyfettin (1884-1920) bir hatırasında anlatır: Savaş yıllarıdır. İstanbul'un bir lisesinde öğretmendir. Tartışmacı bir karakteri vardır. O günlerde dilinde “İlim başka, irfan başka; âlim başka, ârif başka” iddiası vardır. Kafasında bir senaryo hazırlar. Zaman yokluk, kıtlık zamanı. Şeker yok. Şeker yerine çayda kuru üzüm kullanılmakta. Bir sabah heyecanla öğretmen odasına girer, Avusturya'dan vagonlarla şeker geldiğini müjdeler. Tabi öğretmen odasında, herkeste bir sevinç. Öğretmenler inanmıştır olaya.

Bu sırada odaya serhademe girer. Aynı olay ona anlatılır. Başhademe de “İnanma beyim, yem borusudur o. Avusturya şekeri bulsa kendi yer” der.

Ömer Seyfettin sevincinden göklere uçar. İddiasını ispat etmiştir. Arkadaşlarına dönerek “evet siz âlimsiniz. İlminiz var ama ârif değilsiniz. Serhademe bu olaya inanmadı, o âlim değil ama âriftir.” der. Muallim Ömer iddiasını kazanmıştır.

Bize düşen insanımızın bu özelliğini bilip ona göre hareket etmektir. Anadolu insanı âriftir. İrfanından yararlanacağımız nice ninelerimiz, dedelerimiz vardır.

Bir hikaye de merhum Doğan Cüceloglu'ndan...

“Ben Amerika'da 25 yıl kalmış bir insan olarak şöyle bir gözlem yapıyorum. Amerika'da hiç eğitim görmemiş bir insanla aynı odada kalmaktan korkarım. Beş dolar için gırtlağını kesebilir. Eğitim orada gerçekten bir fark yaratıyor. Eğitim düzeyi yükseldikçe, uygar, olgun, sorumluluk sahibi, verdiği sözü tutan, kişisel bütünlüğü olan bir insan olma yolunda ilerliyor. İstisnalar kesinlikle olabilir ama genellikle böyle.

Türkiye'ye gelip baktığımda iki faktör görüyorum. Şehirleşme ve eğitim. Türkiye'de şehirleşmiş ve eğitim görmüş insandan korkuyorum. Kesinlikle insafsız, kendinden ve kendi yakınlarının çıkarından başka bir şey düşünmüyor. Bu son derece kuvvetli bir duygu bende. İliğini sömürür bitirir, hiç acıma duygusu yoktur.

Ama şehirleşmemiş, okumamış, saf köylü olarak kalmışsa, onda değerler bilinci çok yüksektir. Sanki eğitilmiş Amerikalı... Burada çok önemli bir gözlem var. Bunun üzerine düşünmek lâzım.

Benim analığım yörüktü. Annem öldükten sonra babam yeniden evlendi. Biz ona anne demedik, Ayşe teyze dedik. Ben daha on yaşındayım, sapanla vicik dediğimiz küçücük bir kuşu vurmaya çalışıyorum. 'Vurma oğlum' dedi. Ben, sen ne bilirsin Yörük karısı tavrı içinde, 'Ne var parmak gibi küp küçücük kuş' dedim.

Analığımın cevabı: 'Yavrum! Canın küçüğü büyüğü olur mu? Allah her birine bir can vermiş. Vurma yavrum günah' dedi. Şu derinliğe bakın. Okuma yazması yok bu kadının. Yıllar sonra bunun anlamını anladım. Anladığım zaman ağlamaya başladım.

Konferanstayım, böyle gözyaşı dökerek ağlıyorum. Yanımdaki Amerikalı kadın, ne oluyor bu adama diye meraklanmaya başladı. Ne oluyor dedi. O kadar mutluydum ki, 'çok mutluyum' dedim ağlayarak. Kendi kendime 'Ya Rabbi! Çok şükür. Sağken bunun farkına vardım.’

Biz bütün insanlar kardeştir deyince sanki çok şey söylüyoruz. Kadın bunları aşmış. Canlardan oluşan bir aile, büyük küçük yok. Hepsi birbirine eşit. Onur eşitliği var. Canın büyüğü küçüğü olur mu? Allah hepsine can vermiş. Şu bilinci görüyor musunuz? Nereden geliyor bu?

Bu, tasavvuf kültüründen geliyor. Bu yayılmış. Eğer şehirleşme ve eğitim ele geçirmemişse, hâlâ bu mayamızda var. Ben zamanım olsa, hiç şehir yüzü görmemiş hiç okumamış köylülerin, özellikle yaşlı kadınların arasında zaman geçirip, onlardan bilgelikler öğrenmek isterim.

Bu topraklarda neler birikmiş. Ne insanlık deneyimleri var. Bir de doğadan kopmamış. Sürekli doğayla haşır-neşir içerisinde o bilgelikler bilenmiş. Kitap bilgisi değil. Farkına varmış ve bir yere oturtmuş.”

Selam ve muhabbetlerimle…

Dil hatalarımız. Dualarda yaptığımız bir yanlışlık: “Bircümle geçmişlerimize...” değil, “Bilcümle geçmişlerimize...”

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ticaret Ltd. Şti. (www.duzcepostasi.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Mobil Uygulamalarımız

IOS UygulamamızAndroid Uygulamamız