Celal Erbay yazdı...

Celal Erbay yazdı...
12.03.2020 - 10:37

SEVGİLİ dostlar bildiğiniz gibi 8 Mart dünyada “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmaktadır. Peki, ne oldu da, insan hakları temelinde, kadınlar ne gibi bir insanlık dışı muameleyle karşılaştı da bugün bütün dünya o acı olayı unutmamak ve bir daha böyle bir ıstırapla karşılaşmamak için 8 Mart’ı “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutluyor! Bir de 8 Mart’ın temelini teşkil eden bu olayda bizim kültür, inanç ve medeniyetimizin izlerine rastlamak mümkün mü? Bu hafta siz değerli dostlarımı bu hususta bilgilendirmek ve tarihin kaydetmiş olduğu gerçekleri sizinle paylaşmak istedim.

 

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ NEDEN 8 MART’TA KUTLANIYOR

Öncelikle ifade edeyim ki 8 Mart’a sebep olan kendini “ağa” belleyip temel insan hakları açısından dünyaya nizam vermeye kalkan ABD’nin New York kentinde meydana geliyor. Bizden çok uzaklarda… Peki ne oldu; 1857 yılının 8 Mart’ında New York’ta 40.000 dokuma işçisi, daha iyi şartlarda çalışma imkanını elde etme arzusuyla tekstil fabrikasında greve başladılar. Fakat işçiler çok sert bir tepkiyle karşı karşıya kaldılar. Önce polis, işçilere saldırdı ve onları geri püskürterek işçileri fabrikaya kilitledi. Ardından da fabrikayı ateşe verdiler. Bütün bunlar yetmemiş gibi, ola ki kapıları kırıp kaçar ve yangından kurtulurlar diye kadın işçilerin kaçışlarını önlemek için fabrikanın önüne barikatlar kurmuşlardı. Hedef kimse kurtulamasın, grevci kadınların hepsi yanarak ölsün diye…

İşte bu can pazarında tam 129 kadın işçi ölmüş ve düzenlenen cenaze merasimine de 10.000’i aşkın kişi iştirak etmişti: Bu olaydan yaklaşık 53 yıl sonra,  26-27 Ağustos 1910 tarihlerinde Danimarka’nın Kopenhag şehrinde toplanan Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında, Alman Sosyal Demokrat Partisi liderlerinden Clera Zetkin’in teklifi doğrultusunda 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” adı ile anılagelmiş, 1960’lı yılların sonundan itibaren de ABD, 8 Mart’ı “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlamaya başlamıştı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da 16 Aralık 1977 tarihli oturumunda 8 Mart’ın, “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etmişti. Türkiye’de ise “Dünya Kadınlar Günü”, düzenli olarak 1984’ten itibaren kutlana gelmektedir.

 

 

ESKİ YUNAN’ DA KADIN

Günümüz Batı Medeniyetinin temelini oluşturan Eski Yunan’da kadın, çarşıda pazarda alınıp satılan, hürriyetini kaybetmiş, her türlü medenî ehliyet ve haklardan mahrum hiçbir değeri olmayan bir varlık durumundaydı. Aile müessesesi ise tamamen itibarsız, gayr-i hukukî övünç kaynağı olacak kadar yaygındı.

 

ESKİ ROMA’DA KADIN

Batı Medeniyetinin bir diğer temeltaşı olan Roma’da kadının durumu Eski Yunan’dan farklı değildi. Kadın her türlü hukukî hak ve ehliyetten mahrumdu. Aile reisi karısının idamına bile karar verebilirdi. Kadın evlenince kocasının sultası altına girer, öz ailesiyle bütün bağları kesilirdi. Kadının boşanma hakkı yoktu, kocasının evinde hiçbir şeye sahip olamazdı.

 

PEKİ YAHUDİLİK’TE, HRİSTİYANLIK’TA KADININ DURUMU NEDİR?

Yahudilikte kadın lanetlenmiş olarak kabul edilir. Bu sebeple bütün kadınlar suçlu görülmüştür. Onlara göre hizmetçi olma dışında kadının hiçbir hak ve ehliyeti yoktur. Ailede kızlar mirasçı olamaz.

Hristiyanlara göre ise kadın, şeytanın kapısıdır. Şeytan onu alet olarak kullanmak suretiyle fitneyi yaygınlaştırır ve insanları yoldan çıkarır. Kadın doğuştan suçlu ve şeytanın iş ortağıdır. Hatta 1586 yılına kadar Hristiyanlıkta kadının insan olduğu kabul edilmiyordu.

 

1586’DA TOPLANAN KONSÜL

1586’da Roma’da toplanan konsülün gündemini “KADIN” oluşturuyordu. Bu toplantıda kadına insan olup olmadığı, şayet insan ise ruh taşıyıp taşımadığı, ruh taşıyorsa insan ruhu mu yoksa hayvan ruhu mu taşıdığı Hristiyan din adamlarınca tartışılmıştır.

Nihayet, uzun-uzun devam eden tartışmaların sonunda; kadının şeytan olmadığı, ruh taşıdığı her ne kadar kendi başına müstakil bir şahsiyet sahibi olmasa bile erkeğin hizmeti için yaratılmış bir insan olduğu,  Batı’da ancak İstanbul’un fethinden tam 133 sene sonra kabul edilebilmişti.

 

BİZİM KÜLTÜRÜMÜZDE KADIN

Önce şu realiteyi ifade edeyim, bizim kültürümüzün, millî varlığımızın ve ruh yapımızın özünü, esasını inancımız ve manevi değerlerimiz teşkil eder.  Kısaca Batı kültürünün temelinde TESLİS, bizim kültür ve medeniyetimizin temelinde ise TEVHİD inancı yatar. Bizim inancımızın, şahsiyet, karakter ve seciyemizin temelini, Yaradan’ın buyrukları ve o buyrukları yaşayış ve ahlakıyla bizlere örnekleyip sunan Efendimizin hayat tarzı oluşturur.

Batı kültürünün temelini oluşturan Eski Yunan, Eski Roma’da kadına neleri reva gördüklerini, yine kendilerini modernizmin temsilcisi kabul edenlerin derunî kabullenişi olan Yahudili ve Hristiyanlığın kadına bakış tarzını yukarıda kısaca ifade ettim.

İşte tam da böyle bir ortamda gelen ruh ve karakterimizin temelini oluşturan TEVHİD inancı, başta Batı olmak üzere dünyadaki uygulamanın tam aksine, kadının gasp edilen bütün hak ve hürriyetlerini kendisine iade etmiş, haklara sahip olmada ve hakları kullanabilmede erkekle kadın arasında hiçbir fark gözetmemiştir.

 

CENNET ANALARIN AYAKLARININ ALTINDADIR!

Daha yaygın bir tabirle gerek siyasi hakların kullanımında, gerek hürriyetlere sahip olmada ve gerekse kanun önünde, yargıç huzurunda bir vatandaş olarak mevzuatın ortaya koyduğu imkanlardan yararlanmada, sorumluluk üstlenmede erkekle kadın arasındaki eşitliği bozacak hiçbir ayrıcalık söz konusu değildir.

Aksine anne olarak kadın, Sevgililer Sevgilisinin “Cennet anaların ayakları altındadır.” övgüsüne mazhar olmuştur. Hatta bir seferinde arkadaşlarından birisi Efendimize sormuş “himaye ve yakınlığıma en çok kim layıktır?” diye. “annem” şeklinde cevap vermişler. “Sonra kim? Dediğinde, yine “annem” karşılığını almış. Soru üçüncü kez  soru tekrar edilmiş, cevap yine “annem” olmuş. Ancak soru, dördüncü defa tekrar edilince Efendimiz “baban” diye karşılık vermişti.

Bilmiyorum, hiç dikkatinizi çekti mi? Peygamber efendimizin nesli kızları vasıtasıyla devam etmişti. Acaba niçin? Hikmeti ne ola? Bize göre bu, erkeğin üstünlüğüne dayalı olarak kadının şahsiyetini tanımayan tarihî uygulamayı TEKZİB eden ilahî bir düzenleme ve kadına layık görülen muameleler karşısında İLAHÎ İRADE’nin fiilen tezahür şeklidir.

Kısaca kadın, İslam ile kendini buluyor, özüne kavuşuyor, bütün temel hak ve hürriyetlerini elde ediyordu. Üstelik Rabbim cenneti de anamın ayaklarının altına koyuyordu.

8 Mart ne ki, benim anam ezelden beri hür doğmuş hür yaşamış, yetiştirdiği yiğitleriyle yedi cephede zalime dur demiş, bütün dünyaya adaleti, kardeşliği, insanlığı taşımış…

Bütün anaların, anamın, bana nur topu üç yavrumu armağan edip bizi yalnız koyup giden hayat arkadaşımın ruhu şaad olsun… Gidenlere rahmet olsun, kalanlar sıhhat ve selamette daim olsunlar…

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ticaret Ltd. Şti. (www.duzcepostasi.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

E-Gazete

  • 21.05.2022

E-Gazete Arşivi

Mobil Uygulamalarımız

IOS UygulamamızAndroid Uygulamamız