Celal Erbay yazdı...

Celal Erbay yazdı...
1.07.2020 - 17:28

Evet sevgili dostlar, kaldığımız yerden devam ediyoruz...Daha önce ifade ettiğimiz gibi Feth-i Mübin sonrası tamamlanan, hukuki ve fiziki alt yapı çalışmalarına müteakiben Cemaat-ı Kübra ile kılınan Cuma Namazıyla Ayasofya fiilen camiye dönüşmüş ve Feth-i Mübin'in sembolü olarak bütün dünyaya ilan edilmişti. O günden bu yana, İstanbul'un işgal yılları dahil onun minarelerinden hiç ezan sesi eksik olmamıştı. Taaki 1934'e gelinceye kadar.

PEKİ 1934'DE NE OLDU?

1934'de gelindiğinde Ayasofya'nın durumu çok farklı bir sürece girmişti. Meclis, Ayasofya ile ilgili bir tasarı hazırlıyordu. Tasarıya göre Ayasofya, fiziki yapısı itibariyle içinde bulunduğu kırık-dökük durumunun giderilmesi için ciddi ve esaslı bir bakıma tabi tutulacak şekilde köklü bir restorasyona alınacaktı. Nitekim bu doğrultuda 22 Kasım 1934 tarihinde 1589 sıra numarası ile çıkarılan bir Hükümet Kararnamesi ile Ayasofya'nın restorasyona alınmasına karar verilmişti.

Gel gör ki; iki gün sonra 24 Kasım 1934'de aynı başlık altında ve aynı sıra numarası ile, yani 1589 sıra numarası ile ikinci bir Kararname'de ''RESTORASYON'' ibaresine bir ilave yapılarak, Ayasofya'nın ''MÜZEYE ÇEVRİLMESİ'' yününde bir hüküm ilave edilmiş olmasıydı. Halbuki bu ibare birinci kararnamede yoktu. Üstelik 24 Kasım günlü bu Kararname'nin birinci sayfası farklı, ikinci ve üçüncü sayfaları daha farklı olup Muamelat Dairesinin kağıtlarına basılıydı.

BU PLANIN ARKASINDA KİMLER VARDI?

Her iki kararnamenin altında da Mustafa Kemal'in ''K.Atatürk'' şeklinde imzasının olduğu görülüyordu. Fakat 18 Kasım 2013'de vefat eden Araştırmacı Yazar Aytunç Altındal'ın açıklamalarına göre bu imzalar oldukça tartışmalı... Zira Mustafa Kemal'e ''Atatürk'' soyadı 27.11.1934'de çıkarılmış olan bir kanunla verilmişti.Yani söz konusu Kararname'den tam 5 gün sonra ...

Ayasofya'yı müzeye dönüştüren Kararname'nin çıkarıldığı tarihte, Mustafa Kemal'e ''Atatürk'' Soyadı daha verilmemişti. Hatta 27.11.1934'de kendisine kanunla ''Atatürk'' soyadı verilinceye kadar Kendileri Mustafa Kemal Öz diye anılıyorlardı. Fakat buna rağmen 22 Kasım 1934 ve 24 Kasım  1934 tarihli her iki Kararname'nin altındaki Mustafa Kemal'e ait imzalar  ''K.Atatürk'' şeklinde idi.

PEKİ BU NASIL OLDU?

 Affınıza sığınarak ifade etmek isterim ki; o dönemde bazı yağcı dalkavuklar, Mustafa Kemal'i bile kızdıracak bazı tekliflerde bulunuyorlardı kendilerine...Mesela Mustafa Üstündağ bir seferinde, ''Efendim dünya  da, Lenin  adına kurulmuş şehir var; Leningırad. Washington adına kurulmuş şehir var.  Bizde Ankara'nın adını değiştirelim, Atatürkland yapalım'' deyince onu yanından kovmuştu onu...   

O zaman akla şu geliyor; Mustafa Kemal'in adını ve gücünü kullanan birileri vardı, demek ki... Zira Kararnamelerin altındaki ''K.Atatürk''şeklindeki imzaları izah etmek, bu fiili durum karşısında mümkün değil. Çünkü o sıralarda Mustafa Kemal, ''Öz'' soyadını kullanıyordu. Daha, ''Atatürk'' soyadını almamıştı. ''Atatürk'' soyadı kendisine 5 gün sonra 27 Kasım 1934'de verilmiştir.Buna rağmen belgelere ''Atatürk'' soyadı ile imza atılmıştı.

Fakat Altundal'ın şu tesbiti, durumu aydınlatıyordu; Kararnamenin altında İnönü ve Şükrü Kaya'nın imzaları ıslak imza olmasına rağmen, Mustafa Kemal'in imzası ise kaligrafi... Bu da gösteriyor ki, büyük ihtimalle o kaligrafik imza uygulaması sonradan başkaları tarafından oraya yerleştirilmiş olmalıydı.

PEKİ BUNU KİMLER YAPMIŞ OLABİLİR?

Rahmetli Aytunç Altındal'ın ifadesine göre, 24 Kasım 1934 tarihli İkinci Kararname'de bu değişikliği yapan ve bu belgelere ''K.Atatürk'' şeklindeki imzayı kaligrafi yoluyla oraya yerleştirilen şahıs ''Agop Martayan  Dilaçar'' diye bilinen bir mason ile yine  Necmettin Arıkan adında diğer bir mason idi. Hedefleri, bu değişiklikle birlikte Ayasofya'yı müze haline getirmek, daha sonra  da bugün ki diyalogluların yürütmüş olduğu yöntemle orayı bütün dinlerin buluştuğu merkez haline dönüştürmek idi.

Nitekim Avrupa Birliği Parlamentosunda Ayasofya'nın biran önce Ortodoks ibadetine ifadesine yönelik iki romen milletvekili tarafından teklifleri sunulmuş, teklif lehinde konuşmalar yapılmış ve 26 milletvekili  de buna destek vermişti.

Avrupa Parlamentosu'nun iştahını kabartan dayanak ise,  Lozan Antlaşmasının 39. ve 44. maddelerinde yer alan ''Hristiyanlar ve Hristiyanlara ait ibadethaneler'' ibaresiydi. Bu itibarla Ayasofya'nın ''Cami Kaydıyla'' mülk sahibi Fatih Sultan Mehmed Han tarafından vakfedilmesi ve tapu kayıtlarına bu şekilde tescili, millet olarak irademizin bundan sonraki seyrinde, en büyük dayanak ve güç kaynağımız olacaktır.

Haftaya tapu kayıtları ile, Lozan'da sık kullanılan ''Hristiyanlara ait ibadethaneler'' ibaresinin altında yatan sinsi planları açıklayacağım. Şimdilik kalın sağlıcakla diyor, herbirinize saygılar sunuyorum.Sevgili Dostlar.

   

  

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ticaret Ltd. Şti. (www.duzcepostasi.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

E-Gazete

  • 21.05.2022

E-Gazete Arşivi

Mobil Uygulamalarımız

IOS UygulamamızAndroid Uygulamamız