Celal Erbay

Celal Erbay
14.01.2021 - 09:23

SEVGİLİ dostlar, geçen haftaki yazımın son bölümünde bir Fransız gazetecinin 2020 yılı değerlendirmelerine yer vermiş ve sözlerimi “yazarın ne dediğine, dediklerinin değerlendirilmesine haftaya değineceğim“ şeklinde tamamlamıştım. Elbette ki vaadimizi yerine getirecek ve Merchet’in değerlendirmelerinin detaylarını sizinle paylaşacağım.

Ama şu anda her birinizin, içinden geçirmekte olduğu bir cümleyi de duyar gibiyim… Siz içinizden diyorsunuz ki, ne gereği var o kadar uzaklara gitmeye, bizim içimizde haddini bilmez, sözünü ölçüp biçmeden söyleyen, en az on kere muhalefetin öncüsü olarak millet iradesinin belirlenme noktası olan SEÇİM SANDIĞI’na giden ve her seferinde de eli boş dönen bir şahsın KUTSAL SANDIK’ın belirleyip ilan etmiş olduğu MİLLET İRADESİNE karşı, çoğunluğun kararını hiç’e sayarcasına açıklamalarda bulunan bir şahsa, cevap verme var iken ne işin var senin Fransa’larda…

Haklısınız; Anadolu’da vücut bulmuş, bizim kültür kalıplarımız arasında etkin bir söz vardır… Kendini adam sanıp bir söz söylemeye yeltenenlere şöyle derler… “Ey kişi öyle bir söz söyle ki, sözünden ibret alsınlar, şayet söz söylemesini bilmiyorsan sus ki, SENİ ADAM SANSINLAR…” Milletin iradesini, sandığın hükmünü hiç’e sayan o seviyesiz, demokrasi adına yüz kızartıcı sözlere benim cevabım da bu şekilde olsun. Söz söylemesini bilmiyorsak susalım ki, hiç olmazsa bizi adam sansınlar…

 

FRANSIZ GAZETECİ SAYIN ERDOĞAN’DAN ÖVGÜ İLE BAHSETMİŞ!

Türkiye’de asıl demokratikleşmenin 1945’de, tek partili sistemden çok partili sisteme geçişle başladığına vurgu yapan Merchet, ülke tarihindeki darbelerin memleketin demokrasi ve istikrarına zarar verdiğini ifade ediyordu. Bu arada bir tespitte bulunmuştu Merchet, o’da 2003’den beri ülkeyi yöneten sayın Erdoğan’ın, yıllarca ezilen, hor ve hakir görülüp itilip kakılan bir kesimin sesi olduğunu dile getirmesiydi.

 

ERDOĞAN DÖNEMİNDE DEMOKRASİ SANDIĞA YANSIDI!

Merchet, askeri vesayetin etkin olduğu bir dönemde ona rağmen, halkın iradesi doğrultusunda SANDIK’ın talimatı ile işbaşına gelen Erdoğan’la birlikte Türkiye’de demokrasinin daha etkin bir şekilde hissedildiğini nitekim Merchet sandığın belirlemesi doğrultusunda, herkesin sandıktan çıkana saygı duyduğu bu kutlu kabullenişle İstanbul ve Ankara Belediye Başkanlıklarının muhalefet partilerine geçtiğini, bunun göstergesi olarak kaydediyordu.

 

TÜRKİYE AVRUPA İÇİN ÖNEMLİ BİR EKONOMİK ORTAK!

Merchet, Türkiye’nin bu süreçte de gönüllü olarak Avrupa’nın bir parçası olma iradesini gösterdiğini ifade etmiş ve şu anda çok sayıda Türk vatandaşının yaşadığı birçok Avrupa Ülkesi için Türkiye’nin çok önemli bir ortak olduğuna vurgu yapmıştı.

 

AMA, AVRUPA 80 MİLYON MÜSLÜMANI İÇİNE ALMAK İSTEMİYOR!

Merchet, tesbitlerinde çok önemli bir hususa parmak basmıştı. Batı’nın Tanzimat’tan bu yana Uluslararası belgelere yansımış şekliyle bir hedefi vardı. Bizi kendi öz değerlerimizden uzaklaştırmak, kendilerine benzetip döndürmek… Kısacası  hedefleri bizi kendi değerleri ve kültür yapıları içerisinde eritmekti. Bunu başardıktan sonra da bizi içlerine almak… Tanzimat’tan bu yana başlayıp, gittikçe yükselen bir ivme ile devam eden, Lozan’da zirveye çıkan, Lozan sonrası Reception- Batı hukukunun olduğu gibi tercüme edilip alınması- ile pratiğe yansıyan, daha sonra da harf devrimi başta olmak üzere birbirini takip eden devrimlerle devam eden değişim ve Batı’ya yönelik tebeddülatın hedefi işte bu koca milleti özünden uzaklaştırıp kendi değer kalıplarında eritmekti. Eritebilseydiler bizi hiç bekletmeden AB’ye alacaklardı.

Ama başaramadılar, Rabbim nasip etmedi, eritemediler bizi… Beklentilerin tam aksine, gün geçtikçe kök salıp boy veren ruh ve mana fidanımız kök saldı, yavaş yavaş kendimize geldik… Ve bugün ayaklarımızın üzerine durabiliyoruz Allah’ın izniyle. İşte Merchet, buna dikkat çekiyor ve Batı’nın bir bakıma sırlarını itiraf edip onun ince planlarını yazıya döküyordu… Merchet, devamlı Avrupa’nın 1950’lerden bu yana samimi ve kararlı gayretlerine rağmen çeşitli bahaneler ileri sürerek, kapılarını Türkiye’ye kapattığını ifade ediyor ve bunun asıl sebebinin ise Türkiye’nin 80 milyon Müslümanı barındıran bir ülke olmasının da altını çiziyor.

Kısaca demek istiyor ki; Batı, bütün gayretlerine rağmen sizi özüne dönüştüremedi. Emekleri boşa gitti, planlar ters tepti, tam tersine siz aslınıza yöneldiniz, bugünkü halinizle 80 milyonluk Müslüman Türkiye olarak Avrupa sizi içine almak istemiyor, ama bunu da açıkça söyleyemiyor.

 

SEN KAPINI KAPARSAN RABBİM BAŞKA KAPILAR AÇAR!

Merchet aynen şöyle diyor “ AB’nin kapılarını kapatması, Türkiye’nin kendi bölgesine, Orta Doğu ve Asya’ya yoğunlaşmasına kapı açtı.” Doğrudur gelişmeler, başta Fransızlar olmak üzere her ne kadar Batı’yı şoke etse de Türkiye’nin bilhassa Afrika’daki etkinliğinin genişleyerek devam etmesinin en büyük delili THY’nin kıtaya en fazla uçuş düzenleyen hava yolu şirketi olması realitesidir.

 

EKONOMİK SIKINTILARINA RAĞMEN

Merchet, önemli bir noktaya parmak basıyor ve diyor ki; son zamanlarda ekonomik sıkıntıları olsa da Türkiye’nin askeri teknolojide ilerlediğine şahit oluyoruz. Bunları ben söylemiyorum Fransız Yazar söylüyor. Sözlerine devamla; operasyonlarda büyük başarı gösteren Türkiye’nin kendi üretimi olan insansız hava araçları sayesinde Türkiye’nin diğer ülkelerle ilişkilerini daha da geliştireceğine vurgu yapıyor.

 

EN ÖNEMLİSİ!

Merchet, olayı çözmüş, gücün kaynağını tespit etmiş bir gözlemci edasıyla aynen şöyle diyordu.     “Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın masaya koyabileceği güçlü ve aktif bir ordusu var. Türkiye, Libya, Suriye ve Kafkasya’da ve diğer yerlerde ağırlığını hissettiren bir konumda, güçlü bir aktör olarak bulunuyor.”

Bu arada Fransız yazar Türkiye’nin sosyolojik yapısına yönelik çok önemli bir tespitte bulunuyor ve diyor ki, Türkiye’de çoğunluğu oluşturan muhafazakar kesim yıllarca kendi öz değerlerine, dini yaşayış, kültür ve ruhunu besleyen eğitim kurumlarına yönelik, mesela İmam-Hatip okullarının kapatılması, başörtüsü yasağı gibi Jakoben baskılar karşısında millet, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsında kendini ifade edebilme imkanı buldu. Böylece horlanmış, itilmiş kakılmış halk, onun söylediklerinde, onun davranış ve kabullenişlerinde kendini bularak onunla birlikte, onun arkasında yürümeye başladı. İşte bunun için Fransız yazar “ Erdoğan bu çoğunluğu arkasına aldığı için bu kadar güçlü” vurgusunu yapıyordu.

 

SİHA’LARIN BAŞARISI

Merchet devamla, çoğunluğun desteğini arkasına alan Erdoğan’ın göstermiş olduğu stratejik cesaret, yerli ve milli üretimin devreye soktuğu askeri araç-gereçlerle Türkiye’nin öne çıktığını ifade ediyor ve  “Erdoğan’ın müdahaleleri Libya ve Kafkasya’da oyunu değiştirdi.” diyerek artık bundan böyle oyun kurucular arasına Türkiye’nin de girdiğini zımnen de olsa bütün dünyaya ilan etmiş oluyordu.

 

VE SON VURGUSU!

Merchet’in son vurgusu bütün dünyanın şahit olduğu bir fiili durumun yazıya dönüşüp beşeriyetin ıttılaına arz edilmiş olmasıydı. Merchet aynen şöyle diyordu. “Mustafa Kemal Atatürk’ten bu yana hiçbir Türk Lider ülkeyi bu denli derinlemesine değiştirememişti.

Özümüze dönme, kendimize gelme, ruh ve mana bütünlüğü içerisinde geleceği kucaklama yolunda dualarımız onlarla, yolları açık olsun, Allah yar ve yardımcıları olsun.

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ticaret Ltd. Şti. (www.duzcepostasi.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

E-Gazete

  • 30.06.2022

E-Gazete Arşivi

Mobil Uygulamalarımız

IOS UygulamamızAndroid Uygulamamız