Celal Erbay

Celal Erbay
4.02.2021 - 09:32

Sevgili dostlar, dünyanın içinde bulunduğu salgın ve onun ürettiği bütün olumsuzluklara rağmen Türkiye emsalleriyle mukayese edilemeyecek kadar dünyada ve çevresinde etkin, iyi ve farklı bir noktada. Şimdi öncelikle beni, bu kabulleniş noktasına getiren fiilî delil mahiyetini taşıyan beyan ve sonuçları sizinle paylaşıp ondan sonra başlıktaki sorunun cevabını vermeye çalışacağım.

 

AFRİKA İLE İLİŞKİLER GÜNDEN GÜNE İYİYE GİDİYOR

Bundan önceki haftalarda Afrika’da Büyükelçilik sayımızın 12’den 42’ye ulaştığını, yine Afrika ülkelerine en çok Türk Hava Yolları’nın uçuş yaptığını, bilhassa “Batı Sömürüsü”nün acılarını daha etkin bir şekilde çeken Somali, Senegal ve Sudan gibi ülkelerde yeni doğan erkek çocuklara “ Erdoğan” adının verildiğini sizinle paylaşmıştım.

İlişkiler gelişmeye devam etmiş hatta, geçtiğimiz günlerde 31.01.2021 itibariyle Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Gine Cumhurbaşkanı Sayın Umaro ve Senegal Cumhurbaşkanı Sayın Macky Sall ile bir araya gelmişlerdi. Basına kapalı bir şekilde gerçekleşen görüşmelerde Türkiye’nin Gine ve Senegal ile arasındaki ticaret hacminin daha da yükseltilmesi hedeflenmişti. Nitekim sayın Cumhurbaşkanımız, Türkiye’nin, Afrika’nın yol arkadaşı olduğunu, onun kader ortağı olmak istediğini, hedefimizin birlikte kazanmak olduğunu daha önce bütün dünyaya ilan etmişti. İşte bu doğrultuda bir adım daha atılmış, iki Afrika ülkesi, Türkiye ile işbirliği yaparak geleceklerine yeni bir sayfa açmışlardı.

 

“TÜRKİYE BÖLGENİN GERÇEĞİ, GÖZ ARDI EDEMEYİZ!...”

01.02.2021 saat 18.05 itibariyle ajanslara düşen bir haberde Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı D. Medvedev bir grup Rus gazeteciye vermiş olduğu röportajda kendisine yöneltilen bir soruya vermiş olduğu cevapta, Dağlık Karabağ meselesini Türkiye ile birlikte müzakere etmenin “BÖLGENİN GERÇEĞİ” olduğunu vurgulaması çok önemliydi. Bunu şimdiye kadar bizler hep söylüyorduk. Ama bu gerçeğin Cumhurbaşkanlığı ve birkaç dönem Başbakanlık yapmış, şu anda da tecrübeli, bilge kişi vasfıyla bir büyük devletin Güvenlik Konseyi’nde görev ifa eden bir şahsın üzerine basa basa belirtmiş olması, hakikatın ispat vasıtası niteliğindedir.

Açıklamalarında Moskova ile Ankara’nın verimli bir diyalog içerisinde olduğunu vurgulayan Medvedev, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Karabağ konusunda devamlı görüştüğünü ve Türk-Rus Ortak Gözlem Merkezi’nin kurulması kararının alındığını ifade etmiş ve şu cümlesi ile Türkiye’nin gücüne bir kere daha vurgu yapmış oluyordu; “ Bölgemizde var olan gerçekleri göz önünde bulundurmak zorundayız. Gerçek şu ki; bugün, bu meselenin Türkiye ile müzakere edilmesi gereklidir.”

Nitekim 30.01.2021 tarihi itibariyle Azerbaycan’ın Ermenistan işgalinden kurtarmış olduğu Dağlık Karabağ’da “Ateşkes”in gözetilmesi kapsamında Erdoğan-Putin mütabakatı doğrultusunda kurulmuş olan Türk-Rus Ortak Gözlem Merkezi faaliyete başlamıştı.

 

MERKEL’İN HALEFİNİN BELLİ OLMASININ ÖNEMİ!

Merkel’in halefinin kim olacağı, Türkiye-AB ilişkileri, hatta Türkiye’nin Nato içerisindeki etkinliği açısından önem arzediyordu. Nitekim Merkel’in partisi CDU, yerleşik süreç doğrultusunda seçimlerini yapmış ve “Türk Armin” lakaplı Armin Laschet ikinci turda 521 oyun 465’ini alarak Merkel’den sonra CDU’nun Genel Başkanlığı’na getirilmiş oluyordu.

Armin’in, seçilmesini müteakip vaki görüşmelerde, gerek Türkiye’nin Nato içindeki etkinlik ve fonksiyonuna ve gerekse kökü mazide olan Türk-Alman dostluğuna vurgu yapması, Türkiye-AB ilişkilerinde rüzgarın yönünü lehimize çevirmişti. Bunu takip eden günlerde Berlin’de bir araya gelen Türk-Alman Milli Savunma Bakanlarının görüşmeleri bahar meltemlerini hissettiren bu rüzgarın etkisi altında geçmiş ve toplantıya Alman Bakan Kramp’ın “ Türkiye önemli bir Nato partneridir ve ÖYLE KALACAKTIR” sözü damgasını vurmuştu.

 

TÜRKİYE KENDİ İSTİKRAR VE BÜTÜNLÜĞÜNE YÖNELİK, ETRAFINDAKİ OLDU-BİTTİLERE GÖZ YUMMUYOR!

Halkımızın huzur ve güveni, birliğimize, dirliğimize yönelik plan ve tuzaklar kuran namert organize ve birlikteliklerin heveslerinin kursaklarında kalması için terörle mücadele sınırlarımızın ötesinde de devam ediyor. Nitekim Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın koordineli çalışması sonucu Kandil bölgesinde tespit edilen 10 PKK’lı terörist düzenlenen hava harekatı ile etkisiz hale getirildi. Böylece      “Kandil” ve uyduları bir kere daha fiilen uyarılmış oldu.

 

PEKİ BUNLARIN HEDEFİ NE!

Peki bütün bunlara rağmen, üstelik doların yönü aşağıya doğru seyrederken, borsada ibre 1500’ün üzerindeki rakamları gösterirken milletin huzurunu bozmaya yönelik, haklı bir bahane bulamayınca da Lutî bayrakların altında toplanan ne idüğu belirsiz bir gruba dört elle sarılan bu “istemezük” cülerin maksadı nedir acaba?

Önce şunu söyleyeyim; Boğaziçi Üniversitesi’nin önünde yukarıda ifade ettiğim türden bayrak açıp büyük bir cesaretle Rektörlük binasını işgale yeltenen 108 şüpheliden 101’nin Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi olmadığı, ancak 108 şüpheliden 7’sinin Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi olduğunu, 15 şüphelinin de Üniversite düzeyinde eğitim görmediği savcılık soruşturması sonucu meydana çıkmıştır. Dolayısıyla bunların maksadı Rektör tayini falan değil, tamamen orada açılan ve mahiyeti malum bayraklar ile aralarındaki gönül ve karakter bağı sebebiyle destek vermek; milletin şeref, namus ve iffet anlayışını zedeleyip onu dumura uğratmak ve böylece özüne dönme yolundaki Türkiye’ye engel olabilmek için dış güçlere taşeronluk yapmak.

Peki bunların etrafında kümeleşen muhalefete ne demeli? Her zamanki gibi sinekten yağ çıkarma peşindeki muhalefet bir kere daha kendini ele vermiş ve milletin gözünde bir basamak daha zemine yaklaşmıştır.

 

Peki muhalefet neyin peşinde? Söyleyeyim; tek kelimeyle milletin kendi iradesi ile kendi geleceğini tayin etme yetkisini elde etmesini, bu millete çok gördüler. Bilhassa Anamuhalefet, milletin bu nailiyetini asla hazmedemedi.                 Hedefleri,  ne yapıp edip, binbir bahane üreterek milletin elinden, milletin kendi kaderini belirleyebilme yetkisini almak istiyorlar. Bütün zorları dertleri bu… Zira kendi iradesiyle baş başa kaldığında bu millet kendi özüne dönecek, bütün kutup başlarını kendi ruh ve mana şifrelerine göre ayarlayacak, yeniden At Togalı Beyler Beyi haykıracak; zalime dur deyip mazlumun elinden tutup onu kaldıracak.

Mertçe “Eskiye Döneceğiz” diyemiyorlar… Eski günlerden, azami bir buçuk yıl ömürlü koalisyon hükümetlerinden onlar da muzdarip. Ama açıkça söyleyemiyorlar. Onun için “güçlendirilmiş”,  “iyileştirilmiş” parlementer sistem gibi boş laflarla milletin kafasını karıştırıp, halkı kandırıp, milletin kazanmış olduğu direk iktidarı ve muktediri belirleme yetkisini elinden almak istiyorlar.

Eski sistemde iktidarda olanlar ile muktedir olanlar farklıydı. Rahmetli Menderes iktidar olmuştu ama muktedir olamamıştı. Muktedir olma teşebbüsünün bedelini hayatıyla ödedi. Rahmetli Özal, belki muktedir olurum diye yine muhalefetin o bütün engellemelerine rağmen cumhurbaşkanı oldu, ama canıyla ödedi. Rahmetli Erbakan, iktidar oldu ama muktedir olamadı. Sayın Erdoğan daha düne kadar milletle bütünleşme yolunda hep vesayet makamlarını karşısında buldu.

Bu son değişiklikle millet kendi iradesine, kendi geleceğine bir nebze olsun muktedir oldu. Artık milletin özgür iradesiyle belirlediği, iktidarı devrettiği kişi veya kişiler bundan böyle hem iktidar hem de MUKTEDİR’dirler.

Tarih boyunca dış güçler bu milletin hiçbir zaman kendi kendine muktedir olmasını hazmedemediler. Her dönemde de içimizden kendilerine yeteri kadar işbirlikçiler buldular. Türkiye demokratik hayata geçtikten sonra da, dış güçler demokrasiyi kendi çıkarları doğrultusunda kullandılar.

Maalesef her istediklerini de içimizdeki işbirlikçileri sayesinde yaptırdılar. İçimizden satkın bulma hususunda hem de hiç zorlanmadılar.

Artık yeni dönemde, Yeni Türkiye’de millet özgür iradesiyle, ruh ve manasına, seciye ve ahlakına sahip çıkmış, kendi geleceğini bizzat belirleme yetkisini gaspçıların elinden geri almış ve bu doğrultuda kendi adına kimin iktidar; olmakla birlikte aynı zamanda MUKTEDİR olacağına bizzat kendisi karar vermektedir.

Kendine gelen, kendini bulan bir millet bu yetkisini artık bir daha kimseye vermez. Onun için kimse boşuna uğraşmasın. Yaradanı hesaba katmadan sakın hesap yapmaya kalkmasın.

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ticaret Ltd. Şti. (www.duzcepostasi.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

E-Gazete

  • 19.05.2022

E-Gazete Arşivi

Mobil Uygulamalarımız

IOS UygulamamızAndroid Uygulamamız