Celal Erbay

Celal Erbay
15.04.2021 - 09:50

Sevgili dostlar, geçen haftaki yazıma bir not düşmüştüm; “sözlerim asla hamaset mahsulü değildir, belgeye dayalıdır. Haftaya iki belge üzerinde duracağım” diye. Ama ben asıl konuya girmeden önce her birinizin Ramazan ayını kutlar, gönül ibremizin Yaradan’ın hoşnutluğu doğrultusunda, öz benliğimizi arındırma yolunda, kendi kendimizi gözden geçirmeye yöneldiği şu günlerde “Oruç Mektebi” nden yeterince yararlanarak sağlık ve huzur içerisinde bayrama erişmenize dualar ederim.

Geçen hafta ABD, eski CIA Direktörü Graham Tuller’in “ İslamsız Dünya” adlı kitabından bir pasaj ile, bir bakıma AB adına, onun en ağır topu olan Alman İstihbarat Teşkilatı BNB’nin Başkanı Gerhard SCHİNDLER’in “… mabedimiz Vatikan’ın Teşkilatımıza yüklediği en kutsal görevdir” uyarısıyla biten bir projesini sizinle paylaşmıştım.

Bu hafta ise Türkiye’ye karşı Haçlı-Siyonist ittifakının adeta “Subut Vesikası” özelliğini taşıyan iki belge’yi sizinle paylaşacağım. Tarih sırasına göre, önce 1935’de Kudüs’de düzenlenen Misyonerlik Konferansı’nda Rahip Samuel Zwemer’in imzasıyla yayınlanan ve misyonerlik faaliyetlerinde mensuplarına, bize karşı nasıl davranacaklarını, hangi taktikleri kullanacaklarını ortaya koyan stratejik bir belge. İşte bu tarihî belge aynen şöyle diyor: “ Sizden Müslümanlar’ı Hristiyan yapmanızı istemiyoruz. SİZİN ASIL GÖREVİNİZ MÜSLÜMANLARI KENDİ DİNİNDEN UZAKLAŞTIRMAKTIR. Doğumlarından ölümlerine kadar haç takmasınlar, kiliseye gitmesinler, vaftiz olmasınlar AMA HRİSTİYAN GİBİ YAŞASINLAR. BUNU ÇAĞDAŞLIK ALTINDA YAPIN. Allah’ı ve Peygamberi tanımayan bir nesil, büyük işlerle idarelerle uğraşmaz; idealsiz, dinsiz, mefküresiz yaşarlar. Rahatı, parayı ve nefislerini sever, arzu ve şehvetlerini tatmin için uğraşırlar.

Müslümanları vaftiz etmek için boş yere çabalayıp durmayın. Başka yollar, başka çareler deneyelim. İslam memleketlerinde girişeceğiniz faaliyetlerde, ONLARA HRİSTİYAN ADETLERİNİ, HRİSTİYAN BAYRAMLARINI, HRİSTİYAN KÜLTÜRÜNÜ, HRİSTİYAN AHLAKINI AŞILAYALIM.

Bir Müslüman, doğumundan ölümüne kadar KİMLİĞİNDE MÜSLÜMAN YAZABİLİR, FAKAT BİR HRİSTİYAN GİBİ YAŞAYARAK CAMİ ÖNÜNDEKİ TENEŞİRE YATMALIDIR. Kiliseye gelmesine gerek yok, varsın Camiye gitsin. AMA BİR MÜSLÜMANI HAYATI BOYUNCA HRİSTİYAN GİBİ YAŞATMALIYIZ.”

 

BİZİ ÇAĞDAŞLIK ADI ALTINDA ÖZÜMÜZDEN KOPARMAYA KALKTILAR

 

Evet sevgili dostlar bu güne kadar “ÇAĞDAŞLIK” adı altında bizi aslımıza yabancı kılıp özümüzden uzaklaştırmak, gençliğimizin idealsiz, mefküresiz, ruhsuz, modernizm adı altında mukaddesatından uzak bir şekilde yetişmesi için yapmadığını koymadılar. Taa 1951-1952 eğitim-öğretim yılında İmam-Hatip Okullarının açılışına kadar bu ülkede Allah’dan ve Müslüman Türk’ün seciye ve ahlakından bahsetmek suçtu.

Bunu takip eden süreçte Rabbimin yardım ve lütfuyla ruh ve manamızı besleyen eğitim ve öğretim kurumlarımız Siyonist ve Haçlı İttifakının tahribatına müdahale ile yüce milletimizi özüne döndürme noktasına gelince yine, her on senede bir, bu yüce milletin karşısındaki o meşum ittifakın yönlendirmesiyle çağdaşlık adı altında ruh ve manamızın beslendiği bu kurumlar budanır, ama  kurumaya yüz tutunca da yine Rabbimin Yüce Organizesiyle yeniden sulanır. İşte bu yüce millet bu cedel içinde 28 Şubatı da yaşadı. Bu sefer Siyonist- Haçlı İttifakının ekmeğine yağ sürercesine o kadar ileri gidilir ki, bu milletin elinden, Allah’ın kendisine göz aydınlığı olarak verdiği evladına, 15 yaşından önce aslî söylemiyle “Kelime-i Şehadet” cümlesini öğretme ve tekrarlatma yetkisi alınır. O kadar ki, resmî ideoloji adına hükümet edenleri sevk ve idare eden zulmün aktörleri, “BÇG” simgesiyle adlandırdıkları, insan fıtratına aykırı bu zulümlerin bin yıl süreceğini iddia etmekten hiç hicab etmemişlerdi bile. Ama akan gözyaşları,  seherlerde bülbüllere eşlik eden yalvarışlar elbette ki Rabbimin malumuydu.  Belki zalimler bilmiyordu ama mazlum ve mağdur olarak bizler biliyorduk ki; zulüm payidar olamazdı. Nitekim 3 Kasım 2002’de tecelli eden Millî İrade zalimin zulmüne dur demiş, milletin geleceğine yönelik aydınlatıcı kandillerini milletin istikbaline yönelik yakmıştı.

 

BU SEFER SİYONİSTLER DEVREDE

2002, 3 Kasım’da millet iradesinin etkinliği kendisini hissettirince, “Dış İttifak” ile iç organizasyon, milletin önünü kesmek için 2007, 27 Nisan muhtırası ve TBMM’nin özgür iradesi ile Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılmasına yönelik engellemeler hedefine ulaşamamıştı. Bunu takiben 2008’deki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İktidar Partisini kapatma teşebbüsü de sonuçsuz kalınca yerli işbirlikçilerden ümit kesildi ve devreye, Siyonist Organizasyonun kendi içinden görevlendirdiği gruplar girdi ve onlardan biri 22 Eylül 2010’da yapmış olduğu açıklama ile vatanımızı bölmek, bizi etnitike temelinde birbirimize düşman etmek için ileriye dönük uygulamaya koydukları plan ve söylemlerini ortaya koydular ve bütün dünyaya ilan ettiler.

Nitekim 22 Eylül 2010’da Nuranî tv’de yayınlanan Yahudi yönetmen Aaron Russo’nun Nicholas Rockefeller Belgeselinde  aynen şöyle deniliyordu: “Dünyanın sahipleri bizleriz, yeryüzü Muhammed’e iman edenlerin kanıyla sulanmalı, çiçekler Müslüman kanıyla sulanıp tomurcuklanmalı.

Yüzyıllardır Türklerin Muhammed’in dinine inananları bir insanın vücudu gibi bir arada tutmalarını engelleyemedik evet. Bu vücudu, Kürtlere öz benliklerini unutturup, onları Türklere düşman ederek, ikiye bölebiliriz. Türklerin ve Kürtlerin elinde Muhammed’in …kitabı Kuran olmalı ancak, zihinlerde olmamalı, yayın organlarımız bunun için çalışmalı.  Dünyanın her yerinde Müslüman kanı akmalI; Tevrat bize bunu emrediyor.”

Evet sevgili dostlar, dünyanın sahipleri bizleriz diyorlar. Onlar öyle sansın… Dünya, yeriyle göğüyle her ikisinin arasındakileriyle bir olan Yüce Kudretin sahibi Allah’ındır. Dikkat ettiniz mi, kendilerini dünyanın sahibi zanneden siyonistlerin dikkatini çeken en önemli özelliğimiz; bu aziz milletin yeryüzünde Allah’ın birliğine Hz. Muhammed( a.s.)’mın risaletine inanan Müslümanları, bir insanın vücudu gibi bir arada tutması olarak ifade ediliyor.

Gelin öyleyse dostlar, bir olalım, sevelim, sevilelim. Doğulusuyla, Batılısıyla, Güneylisiyle, Kuzeylisiyle hangi etnik köke bağlı olursak olalım, biz bir birimizin iman kardeşiyiz.  Biz bu güne kadar, bizi düşman ilan edenlere üstün silah gücümüzle değil, kendi içimizde canlı tuttuğumuz birlik ve beraberliğimizle korku saldık.

Bugün için yapacağımız şey geçmişte sergilediğimizden farklı olmayacak; kardeşlik şuur ve idraki içerisinde, bir ve beraber olup birbirimizi dost belleyip iri ve diri olarak ecdadımıza yakışır bir şekilde ortaya koyduğumuz örnek davranışlar bizden sonrakilere seviyeli ve itibarlı bir miras olacak, biz de bu mutlu sonun gerçekleşmesi için elimizden geleni yapacağız.

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ticaret Ltd. Şti. (www.duzcepostasi.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • murat erdem
    murat erdem
    15.04.2021 13:51

    celal bey, tüm dünyada sürekli düşmanlar arayıp bulacağınıza, islam ülkeleri neden geri kalıyor, neden gelişmiyor ona kafa yormalı.. bunu teşvik edecek paylaşımlar yapın. yüzyıllardır batı düşman , o düşman bu düşman... sen güçlü ol düşman kim? hep bu gerekçenin arkasına sığınmak, kendi durumuna hiç bakmamak. sen üretecektin de kim engel oluyor? Bırakın artık bu kafayı, gençler batıya neden gidiyor, sorgulayın.. günü kurtarmak için bu makalelerle milleti uyutmayın...

E-Gazete

  • 16.05.2022

E-Gazete Arşivi

Mobil Uygulamalarımız

IOS UygulamamızAndroid Uygulamamız