Asi bir gencin hikayesi

Bu hikaye, hiçbir kural tanımayan sıra dışı bir gencin hikayesi. Hiçbir inancı ve kuralı kabul etmeden yaşarken öğretmeninin sevgi ve şefkat dolu ilgisiyle dönüşüm yaşayan bir gencin hikayesi. Halit Ertuğrul üniversite hocası.

Hikayeyi yaşayan ve anlatan kişi.

"Üniversitelerde ilk dersler tanışma dersleri olur. (Derse girdim) baktım, tam orta sıralarda bir delikanlı oturuyor. Böyle bir saç sakal tipi hiç görmedim. Kulaklarından bileklerine kadar takabildiği kadar aksesuar takmış. Kırmızı bir ceket, yeşil bir pantolon "buradayım" diye bağırıyor. (Sınıfa) her giren ona bakıyor. Bütün sınıf dönmüş ona bakıyor. Tanışmada sıra ona geldi.

- Evladım buyurun, isminiz ne sizin dedim. Böyle uzun da boylu, sıraya sığmamış, ayağını yan döndürmüş, bana yandan bakıyor. Kaşlar çatık, surat asık. Sanki dayak yemiş de intikam almaya gelmiş gibi.

- Düzceli Mehmet, dedi sert bir ifadeyle.

"Allah, Allah" dedim. Ne biçim isim bu çocuğum Düzceli Mehmet, dedim.

- Beğenmedin mi yani, dedi. Ne sorsam tersinden cevap veriyor. Anladım heyheyleri üstünde. Dokunmadık. Tanışma faslı bitti.

Bir öğretim üyesi olarak benim ünlü on bir kuralım vardır. İlk derste bu on bir kuralı öğrencilerimle paylaşırım. Benim nasıl bir öğretmen olduğumu, onlardan ne istediğimi anlarlar. Birinci kural bana ait. Dersin öğretmeni bir dakika dahi geç kalırsa o derse giremez. Eğer o derse geç kalırsam o derse girmem. O dersin ücretini de almam. İkinci kural öğrencilerime ait. Benden sonra gelenleri sınıfa almam. Herkes zamanında gelir, yerlerini alır.

Üçüncü kuralım: Bizim sınıfta asla kimse kimsenin sözünü kesmez. Herkes dilediği fikri ve görüşü dillendirir. Çok güzel bir özgürlük ortamı vardır. Bunu anlatırken (Düzceli Mehmet) elini kaldırdı. Hoca bir dakika, bak seni uyarıyorum, sakın bana kural koymaya kalkma. Ne bu kardeşim ilkokulda kural, ortaokulda kural, lisede kural. Alınız krallarınızı başınıza çalınız, dedi. Bir anda sınıfta bir grup ayağa kalktı. Dediler ki: Sen ne diyorsun? Bu nasıl bir çıkış? Bir yerde insan varsa kural vardır. Bir de sen o kurallara uyma bakalım! Biz adamı kurallara nasıl uyduruyoruz! Hemen araya girdim. Çocuklar biz herhalde Mehmet'i yanlış anladık, dedim. Herhalde Mehmet demek istedi ki "Ya hocam, biz koca koca gençleriz zaten biz kurallara uyarız.

Kurallar, kurallara uymayanlara konur." Biz ortamı yumuşattık, dersi bitirdik. Odamın önüne geldim. Baktım biri patır patır koşarak geldi, ceketimden saygısızca çekiverdi. Döndüm bu. Hoca bana bak, niye korudun o sınıfta beni? Bir daha beni koruma, Kendini koru, dedi. Tuttum elinden gel bakalım Mehmet, dedim, odaya aldım, oturttum. Çaycı çay getirdi. Birini ona verdim. Ya Hoca, dedi çok umursamaz bir tarzda. Sen iyi bir adam mısın, yoksa rol mü yapıyorsun, dedi. Evladım ben bu memleketin vergilerinden maaş alıyorum. Seksen milyonun vergisinden maaş alıyorum. Benim seksen milyona borcum var. Onun çocuklarına borcum var. Sana ben niye rol yapayım? Hiç unutamıyorum, eline çay bardağını aldı. Hocam, biliyor musun dedi, hayatımda ilk kez bir öğretmen beni odasına davet etti. İlk kez bir öğretmenin çayını içeceğim ben, dedi. Eyvah, dedim.

Biz öğretmenler ceza kesen, disipline veren, döven, kovan, atan, def eden... Yahu kendi ellerimizle anarşist yetiştirdik.

Mehmet'le ilk gönül bağımız orada kurulmuştu bizim. Sonra bir gün yemek için davette bulundum. Hocam, ben gelmem davetine, dedi. Neden, dedim. Şimdi sen bana yemek yedireceksin. Mehmet'e yemek yedirdim, diye herkese anlatacaksın.

-Çok onurlu ve zeki bir çocuk. Allah'a inanmıyor, iyi bir ateist.

-O zaman kolayı var, dedim. Sen gel, yemek benden baklava senden, dedim.

O zaman olur, dedi. Şu an hayatımdaki en büyük emanetlerden birisi Mehmet'in bana getirdiği baklava kabı. Çünkü üzerine bir cümle yazmış: "Beni davet eden hocama saygılar sunar ellerinden öperim." diye. Bir şey fark ettim: Kötü, diye bir insan yokmuş. Kötülüklere, zararlıları bulaştırılmış bir insan varmış. Gönlüne girilmemiş bir insan varmış. Önemsenmemiş bir insan varmış. Gönüllere girilmeden kafalara girilmiyormuş. İrtibatlar devam ediyor. Mehmet'ten müjdeler bekliyoruz. Bir cuma günüydü.

Odama erken gelmiştim. Baktım kapı açıldı. İçeri Mehmet girdi. Hocam, selamünaleyküm, dedi. Çok tatlı gözleri vardı. Vealeykümselam, dedim. Hocam, ben bugün namaza başladım, dedi. Mehmet öyle bir dönüş yapmış ki inanın her gün sabahlara kadar namaz kılıyor.

Çağırdım, çocuğum Allah aşkına kulluğun da bir usulü var, intihar eder gibi böyle kulluk olmaz, dedim. Hocam, sen beni hâlâ anlamadın mı, dedi. Ben inkardan geliyorum, ben hesap vermeye gidiyorum. Ben senin gibi yatamam, uyuyamam, dedi. Anladım ki kazanılmamış insanlar gönüllerine girilmemiş insanlardır."

Ana baba olarak, öğretmen olarak bu tarz hikayeleri yaşamış olabiliriz. Güzel muamelenin sabır, sevgi ve şefkatle yoğrulduğunda nasıl bir iksir meydana getirdiğini görmekteyiz.

Sağlıcakla kalın

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Bostancı - Mesaj Gönder

# , intihar

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzce Postası Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Düzce Postası Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzce Postası Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.