AFFINIZA SIĞINARAK HÜZNÜMÜZÜN YILDÖNÜMÜNDE SÖZ VERDİĞİM İÇİN GEZİ NOTLARIMI ARZEDİYORUM

Sevgili dostlar; geçen haftaki kısa yazımda, Yunus Emre Enstitüsü Denetçisi sıfatıyla, Enstitünün oradaki faaliyetlerini yerinde görmek üzere Kahire’de olduğumu bildirmiş, dönüşümde müşahedelerimi sizinle paylaşacağımı ifade etmiştim.

Ama bu arada 6 Şubat’ı hiç hesaba katmamıştım. 6 Şubat’ın hemen akabinde 8 Şubat’ta halkla buluşacak olan bir haftalık yazı, asrın en büyük felaketi olan o acı olayı dillendirip tekrar yadlara salmak ve 50 bini aşkın kaybımızın hatırasını canlı tutmanın ötesinde, başka bir hususu dile getiriyorsa, sözün sahibi en hafif söylemiyle bir tedbirsizlik örneği göstermiştir. Bu itibarla siz değerli dostlarımın anlayışına sığınarak öncelikle 2023 6 Şubat depreminde hayatını kaybeden deprem şehitlerimizi rahmetle anarak ve depremde zarar gören kardeşlerimize tekrar geçmiş olsun diyerek geçen hafta vermiş olduğum söz doğrultusunda Kahire’ye yönelik müşahedelerimi sizinle paylaşmak isterim.

KISA BİR MISIR TARİHİ!

Türkiye’nin o coğrafya ile diplomatik ilişkinin ötesinde, bir bakıma ilgilenmek mecburiyetinde olduğunun, bu itibarla Yunus Emre Enstitüsü’nün o coğrafyadaki faaliyetlerinin daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle çok kısa olarak Mısır tarihine göz atmamız zorunluluk ifade etmektedir.

Mısır, ilk Halife Hz. Ebubekir (r.a.) döneminde miladî 640 yılında Amr. b. As tarafından fethedildi. Emevî, Abbasî dönemini müteakiben aslen bir Türk olan Ahmet b. Tolon ve ölümü sonrası onun hanedanının yönetimine geçmişti. Daha sonra Mısır’a 935-969 arasında yine bir Memluk Türk hanedanı olan İHŞîDîLER hakim olmuştu.

Miladî 969-1171 yılları arasında ise Mısır’a, İran Patentli İsmailî kabulleniş doğrultusundaki Fatımîler hakim olmuştu. 1171’de Selahaddin Eyyubî tarafından Fatımî devletinin ortadan kaldırılması sonucu Selahaddin Eyyubî Mısır Sultanı ilan edilmişti.

1252 yılı itibariyle Eyyubîlerin çöküşü ile birlikte Mısır’ın hakimiyeti Türk kökenli bir hanedan olan Memlüklüler’in eline geçmişti. 1250 ile 1382 yılları arasında Devlet’i, kurucu aile olan Bahrî Memluklüler idare etmiş, 1382-1517 arasında ise Burcî Memlükler, yönetimi ellerinde bulundurmuştu.

1517’de Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethiyle birlikte hakimiyet ve yönetim Osmanlı’ya geçmiş ve Mısır, 1914 yılına kadar resmen Osmanlı Devletinin bir parçası olarak kalmıştı. Fakat burada dikkat çeken çok önemli bir husus var; taa 868’den itibaren 1914’e kadar 202 yıllık İran yansımalı Fatımî hakimiye çıkarıldığında tam 844 sene Mısır, Türk devletlerinin hakimiyeti altında kalmış. Hani bizim “ Akraba Toplulukları” diye kullanılan bir tabirimiz vardır… İşte Mısır, bizim için tek cümleyle aramızda kökü bin yıllar ötelere dayanan, Akraba Topluluklarımızdan biridir.

Yunus Emre’nin, iki ülkenin tarihî kökleri doğrultusunda, her iki ülke halklarını kaynaştırmaya yönelik Kahire’de elde etmiş olduğu sonuçları bu tarihî birlikteliği göz önünde bulundurarak değerlendirmek zorundayız. Bu gün itibariyle Yunus Emre Enstitüsü’nün Kahire’deki merkezinde yürütmekte olduğu Türkçe Dil Programlarından mezun olan öğrenci sayısı 50 bini aşkın. Her bir mezunun, en az beş kişilik

bir aileye mensubiyetini düşündüğümüzde, Türkçe’nin oradaki etkinlik alanının ne kadar yaygın olduğunu görmüş olursunuz.

Bunun ötesinde biz Osmanlıyız… Bilhassa eski diyarlarda gezerken, konuşurken, kendimizden ne kadar emin olduğumuz hemen fark edilir… İşte bu nokta “sen Türk müsün?” sorusuyla çok sık karşılaşırsınız. Sorusuna olumlu cevap alan o şahıs, memnuniyetini bir şekilde ifade ederek size, sizin devletinizin bekasına, o devletin başında bulunanlara dualarıyla birlikte tebrik ve takdirlerini iletirler.

MISIR’IN GAZZE’YE BAKIŞI!

Fazla vaktinizi almayacağım… İsrail ve arkasındaki blokun en büyük arzusu Mısır’ın Refah kapısını açması… Mısır Refah kapısını açınca, İsrail bütün gücüyle yüklenip Gazze’de ne kadar Filistinli varsa hepsini sürüp Refah Kapısından çıkararak Mısır tarafına atmak ve böylece Gazze’de ne kadar Filistinli varsa hepsini sürüp Refah Kapısından çıkararak Mısır tarafına atmak ve böylece Gazze’yi kendine göre temizlemek.

Gördüğüm kadarıyla Mısır halkı ve devleti bu hususta çok hassa. Karşı tarafın maksadının ne olduğunu gayet iyi biliyor. Dolayısıyla asla gevşeklik göstermeden İsrail’in talepleri karşısında dimdik durup asla ödün vermiyor. Ancak Türkiye’nin de müşahedeleri altında, gelen insani yardımların, uluslararası sözleşmeler doğrultusunda Gazze’ye ulaşması için yalnız insanî yardımlara yönelik kapıyı açıyor.

Gazze konusunda, halkın tutumunu yansıtması açısından çok önemli toplumsal bir kabullenişe şahit oldum; ben ordayken Mısır, Demokratik Kongo’ya yenilerek Afrika Kupasından elendi. Ben sohbet halinde olduğumuz topluluk içerisinde Mısır’ın elenmesine üzüldüğümü ifade ettim. Ama içinde bulunduğum çoğunluk cevaben bana “biz halk olarak üzülmedik. Zira bizim kafamız ve gönlümüz Gazze ile baş başa dedi. Bir de Afrika kupasını düşünecek halimiz yoktu zaten. Mısır elendi, bizim kafamız ve gönlümüz yalnız ve yalnız Gazze ile baş başa kaldı.”

Ben de bu tutumlarından dolayı oradaki kardeşlerimi tebrik ettim ve birlikte Gazze’nin düşman tasallutundan kurtulması için dualar ettik.

Gazze’nin kurtuluşu için sizlerden dualarını bekliyoruz sevgili dostlar

Kalın sağlıcakla.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Prof. Dr. Celal Erbay - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzce Postası Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Düzce Postası Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzce Postası Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket 31 Mart Düzce Belediye Başkanlığı seçimlerinde oyunuzu hangi adaya vereceksiniz?
Tüm anketler