Kırmızı kazaklı kız

  Yine hayatın içinden bir hikaye. Kahramanlarımız bir öğretmen ve kırmızı kazaklı bir öğrenci. Aslında hayatın kendisi bir öğretmen. Neler öğretiyor bize neler. Hikayeyi yaşayan ve anlatan hem bir öğretmen hem de bir yazar: Vehbi Vakkasoğlu.  "Sınıfta bir kızcağız dikkatimi çekti. Zayıf, naif. Üstünde kolsuz, kırmızı bir kazakla geliyor okula. Öğrendim ki babası iflas etmiş bir çocuk. Baba, önlük ve yaka alamadığı için kızının bir dönem okula böyle kabulünü rica etmiş. Seksen beş kişinin içinde öğretmenlerinin dilinde:

"Kırmızı kazaklı, hey sen kırmızı kazaklı..."

Çocuğun adı "kırmızı kazaklı" kalmış. Ben de o sınıfa din dersine giriyorum.

  Aradan yıllar geçiyor. Hanımı muayene ettirmek için Çapa Tıp Fakültesine gidiyorum. Muayene için genç bir asistan hanıma düştük. Doktorumuz hanımı muayene etti. Nasıl ilgi gösteriyor sevgiyle, inanılmaz bir şey! Bir çay, kahve ısmarlamadığı kaldı. Dedim:

-Doktor hanım çok meşgul ettik sizi. Allah razı olsun. Dışarıda sizi bekleyen, sizi çok yoracak insanlar var. Biz müsaade alalım.

-Ya hocam, lafı o kadar dolandırdım,  ettim, tuttum. Siz beni tanıyamadınız değil mi?

-Hayır, tanışıyor muyuz?

-Tabi

-Kimsin sen?

-Ben kırmızı kazaklı kızım. Ben size çok minnettarım hocam. Yıllardır peşinizdeyim. Allah gönderdi sizi bana. Bugün buradaysam bunu size borçluyum. Bütün okul hayatımda "adımla" çağıran, "Suzan" diyen bir tek sizdiniz. Hele bir de "Suzan kızım" demez miydiniz. Hep isterdim ki beni tahtaya kaldıraydınız. Suzan kızım gel, demenizi beklerdim. Çok minnettarım size.

 Nasıl bir şey? Basit bir şey değil mi yani insana ismiyle hitap etmek? Bunun gibi hâlâ ismiyle, kimlik ve kişilikleriyle  çağrılmayı isteyen bir sürü kırmızı kazaklı kızımız var, kırmızı kazaklı evlatlarımız var.    İşe yaramaz insan yok. Ama öğrencisinin nerede işe yarayacağını keşfedemeyen kötü öğretmenler var, kötü eğitimciler var. Toplum aslında bunları, keşfedemediği değerleri harcıyor." İşte öğretmenlik budur: Yani Öğrencilerde nasıl iz bırakılırı, onların gönlüne nasıl giriliri, onlara nasıl kimlik ve şahsiyet kazandırılırı, bilmektir.  Bu hikaye bize öğretmenliğimizi hatırlattı:

Sene başında, girdiğimiz sınıfların oturuş krokilerini çıkarır, kimin nerede oturduğunu bu krokiye yazardık. Ders esnasında ve yazılı imtihanlarda bu kroki önümüzde dururdu. Derse katmak istediklerimizi, soru sormak, uyarmak  istediklerimizi buraya bakıp kaldırırdık. Bunun faydasını çok gördük. Zaten bu yolla, girdiğiniz sınıflardaki bütün öğrencileri bir ay içinde tanımış olurdunuz. Bunun yanında maalesef  bazı öğretmenlerimize göre bütün öğrenciler ya Osman'dır ya İsmail. Bu tokalaşırken muhatabın yüzüne bakmama gibi  karşınızdakine değer vermeme anlamına gelmez mi?            

Kalın sağlıcakla

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Bostancı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzce Postası Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Düzce Postası Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzce Postası Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket 31 Mart Düzce Belediye Başkanlığı seçimlerinde oyunuzu hangi adaya vereceksiniz?