İstanbul, niçin çok ama çok önemli!

Sevgili dostlar; nasib olursa on gün sonra 31.03.2024 tarihinde, önümüze konulacak olan seçim sandığında tecelli edecek olan millî irade doğrultusunda yerel yöneticilerimizi belirlemiş olacağız.

Elbetteki her yerleşim merkezi sakinleri açısından önemlidir. Herkes, yaşamakta olduğu yerleşim merkezinde medeni hayatın; en rahat, en seri ve katlanılabilir bir maliyet dahilinde devam edebilmesi için gerekli alt yapı, ulaşım, sosyal etkinlik alanları gibi ön şartların en verimli bir şekilde tamamlanmış olmasını ister.

Bazı yerleşim merkezleri vardır ki, medeni hayatın “önşartı” dediğimiz bu alt yapı yanında, geçmişi dillendiren tarihî dokusuyla millî kültür ve karakterin, yaşanan coğrafya ile bütünleşip HARS’a dönüşmesine katkı sunar. Bununla da kalmaz… Zaman içinde o beldenin sözüne, sohbetine, şiirine, sevdasına bile yansır. Hatta gönüllere sunmuş olduğu bu huzur sayesinde yeni nesillerin ufkunu açar.

Artık o,tarihî dokunun verilerinden, kubbelerinden, minarelerinden, çökmeye yüz tutmuş surlarından ilham alan nesiller, kabaran gönülleriyle gözlerini çağlar ötesine dikerek milletini yüceltecek, onu ötelere taşıyacak olan İHA-SİHA misali çalışmaların devamı mahiyetinde emsallerini aşıp hedeflediği yeni buluşların planlarını yapar. İşte İstanbul bunun için çok, ama çok önemlidir.

Üç açıdan bu önemin altını çizmek isterim:

İlk olarak ifade etmek isterim ki; İstanbul, bu güne kadar tarihe yön vermiş, bu gün de fetih öncesi-fetih sonrası bütün tarihî verileri bünyesinde muhafaza eden ve nüfusu 20 milyona yaklaşmış olan, sanayi, turizm, eğitim, kültür hasılı her açıdan en büyük şehrimizdir.

Müslüman Türk milletinin yaşayış tarzının, sosyal olgu ve kabullenişlerinin, örf ve adetlerinin, köklü kabullenişlerinin en yaygın ve müessir bir şekilde oluşup kalıplara döküldüğü, somutlaştığı bir mekandır İSTANBUL.  Bu milletin davranış tarzlarındaki standardı, İstanbul’un sosyal olgu ve kabullenişleri belirler. Nitekim ters ve yakışıksız bir davranış karşısında boşuna dememişler “Davranışlarına dikkat et! Buradan başka İstanbul yok” diye.

Dolayısıyla “Şehrin Emini” yani Belediye Başkanı çok önemlidir. Başkan, toplumsal yaşayış içerisinde, sosyal olgunun, toplumsal kabullenişin müşahhaslaşması sürecinde ortaya koyacağı örnek davranışlar  düzenleyeceği kültürel ve bilimsel etkinlikler yoluyla kendi şahsî görüşünü ve tercihini temel yönlendirici konumuna getirebilir. Mesela bu gün seçim öncesi halka şirin görünmek için Ayasofya Cami-i Kebir’inde cemaatle sabah namazı kılan aday, daha dün nasıl Beylikdüzü’ne Makarnos’un heykelini diktiyse, yarın yeniden işbaşına geçince, Atina’lı dostlarının gönlünü  hoş etmek için “Ayasofya Müzesi” demeye başlayabilir, kim bilir..

İkinci olarak: Günümüzde hukuk sosyolojisinin gelmiş olduğu noktada; hukukun kaynağı, kendini güçlü ve etkin kabul eden Monark’ın veya despot yöneticinin şahsî iradesi değil, bizzat bir arada yaşayan toplum fertlerinin, bir bakıma bizim örf ve adet diyebileceğimiz, kendi aramızda ürettiğimiz sosyal olgu köklü kabullenişlerimizdir. İşte buna Nesnel Hukuk diyoruz. Kısaca bir toplumun hak ve sorumluluklarını belirleyen, fertle-fert, fertle toplum arasındaki ilişkileri düzenleyen kuralların kaynağı bizzat o toplumun fertlerinin ürettiği sosyal olgunun oluşturduğu  Nesnel Hukuk’tur.

İstanbul özeline geldiğimizde; İstanbul’un nüfusu şu anda 20 milyona yaklaşmıştır. Dolayısıyla Türkiye’de kamuoyunu en çok etkileyen ve Nesnel Hukuka yön veren sosyal olgu ve köklü kabullenişlerin en etkin ve devamlı olanları İstanbul gibi, kökü mazide olan kültür merkezlerinde oluşumunu daha hızlı bir süreçte ve daha rahat bir şekilde tamamlarlar. Bu itibarla kökü mazide olan bu milletin, değerleriyle bütünleşip, özüne dönmesi, kökü mazide olan ve bu millî dönüşüm ve oluşumun hasretini çeken bir kişinin Başkan olarak belirlemesiyle daha kolay olacaktır.

Üçüncü olarak; İstanbul, Türkiye’nin bekasının birlik ve beraberliğinin, bütünlüğünün teminatıdır. Şöyle ki; İstanbul’da bir şu kadar Sivaslı varsa bir o kadar da Van’lı, Urfa’lı, Diyarbakır’lı, Mardin’li ve Hakkari’li vardır.

Bu kardeşlerimiz komşularıyla kaynaşmış, kız alıp vermiş, birlikte yaşamanın hazzına ermişlerdir. Dolayısıyla Van’dan Hakkari’den gelip İstanbul’a yerleşen Van’lı, Urfa’lı, Mardin’li, Bitlis’li kardeşlerim İstanbul’un gönül kazanında kaynamış birlik ruhuna ermiş kişilerdir. Artık onlar bu kültür değerlerini “sılai- rahim” diye adlandırılan sorumluluk duygusuyla köyüne-kentine taşıyacak, böylece hemşehrileri ile beraber  “biz hep birlikte Türkiyeyiz” diyerek aynı birlik ruhu içerisinde bütün vatan evlatlarının kaynaşmasına öncülük edeceklerdir.

Elbette bu süreçte en etkin şahıs Belediye Başkanı olacaktır. Dolayısıyla İstanbul’a Anadolu irfanını arkasına alan bir Başkanın seçilmesi, toplumu rahatlatacak ve o irfan ve ruh yapısı içerisinde toplumun kaynaşmasına hız kazandıracaktır.

Kent uzlaşısı” adı altında Kandil’le irtibatlı birinin İstanbul’a Başkan olmasını ve böyle bir oluşuma dolaylı da olsa katkı sunanların maddî ve manevi sorumluluğunu hiç düşünmek istemiyorum!…

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Prof. Dr. Celal Erbay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzce Postası Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Düzce Postası Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzce Postası Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket 31 Mart Düzce Belediye Başkanlığı seçimlerinde oyunuzu hangi adaya vereceksiniz?