En önemli iki sözümüz

İki yerde Allah’a söz verdik. Biri ruhlar âleminde bunu unuttuk, diğeri ise dünyada.

Muallim Naci: “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.” der. Bu özdeyişi günümüz Türkçesiyle söyleyecek olursak: “İnsan hafızasının eksikliği ya da sakatlığı, unutmasıdır. İnsan kelimesi nisyan (unutma) kelimesinden türemiştir. İnsan unutan demektir. İnsan verdiği en önemli sözü unuttu.  Ruhlar âleminde verdiğimiz Kâlû Belâ sözünü Rabbimiz bize Kuran’da hatırlatıyor.

Allah dünyayı ve içindeki varlıkları yaratmadan evvel, öncelikle gelmiş ve gelecek bütün insanların ruhlarını yaratmıştır. Bunları ruhlar âleminde bir araya getirmiştir. Daha sonra hepsini birden huzurunda toplayarak kendilerine hitaben:  

Elestü bi Rabbiküm (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) diye sormuştur.

Ruhlar da:  

“Kâlû Belâ (Evet, sen bizim Rabbimizsin.) diye cevap vermişlerdir.

Allah daha sonra insan ruhunun bu sözünde ne derece samimi ve doğru olduğunu ortaya çıkarmak için, dünyayı bir imtihan yeri olarak yaratmıştır. Her bir ruhu ayrı bir bedene yerleştirerek, onları belli zaman aralıklarıyla bu imtihan meydanına göndermiştir.

Böylece insanın önüne iki yol açılmıştır: “Ya akıl ve iradesini iyiye kullanarak Kâlû Belâ`daki gibi Allah`ı Rab tanımaya devam edecek ya da kötüye kullanarak Allah`ı inkâr edecek, O`na kulluktan kaçacak, şeytanın yoluna sapacaktır.

“Ne zamandan beri Müslüman’sın?” sorusuna “Kâlû Belâ”dan beri diye cevap veririz. Allah`a sonsuz şükürler olsun ki, biz Müslümanlar, Kâlû Belâ zamanında Rabbimize verdiğimiz sözde duran kimseleriz.

Dünyada verdiğimiz sözümüz ise “kelime-i şehadet”tir.  Kâlû Belâ ve kelime-i şehadet ile Müslümanlığa adım atıyor, “Müslümanım!” demek mutluluğunu yaşıyoruz. Ruhlar âleminde ve dünyada verdiğimiz en önemli bu iki sözü hiç unutmamamız gerekir.  

Allah’a verdiğimiz sözün gereği olarak kullara karşı ahitlerimizi de yerine getirmek zorundayız. Allah’a verdiği söze sadık olmayan insanların ahitlerine sadık olması beklenemez.

Şair Sadi Şirazi şöyle der: “Namaz kılmayan birine sakın borç para vermeyin çünkü namazı terk ederek Rabbine karşı borcunu düşünmeyen bir adamın sizin borcunuza sadakatli olmasını düşünmek aptallıktır.

Namazın bir manası şükürdür. Şükür ise gelecek nimetlere değil geçmiş nimetlere karşı bir borcumuzdur. Borçların en çok akla geldiği ramazan ayında ahdini hatırlayıp namaza başlayanlarımız var. Yaşanmış bir öykü olarak bunlardan birini anlatalım.

Ramazan ayında oruç tutuyordu.  Tanıdıklarından birinin “Oruç tutuyorsun ama onun tam bir oruç olmasını istiyorsan namaz da kılman gerekir. En önemli ibadeti ihmal etmemelisin.” sözlerinin üzerine “Ramazan’ın sonunda bırakırım.” düşüncesiyle beş vakit namaza başladı.

Oruç, yemeden, içmeden kesilmek demek değildir. Oruç “tutmak” demektir. Neyi tutacaksın? Dilini tutacaksın. Dilin kötü sözler konuşmayacak. Gözünü tutacaksın. Gözün harama bakmayacak. Kulağını tutacaksın kulağın günah, malayani sözler işitmeyecek. Kısaca tüm bedenine oruç tutturacaksın.

Ramazan boyunca orucuna ve namazına dikkat etti. Orucu tuttuğu gibi beş vakit namazı da tuttu, kaçırmadı. Bazen canı istemedi ama yine de nefsine yenik düşmedi.

Evinde, çevresinde kendinden yaşça büyük olanlardan namaz kılmayanlar vardı. Namaz kılmayan büyüklerinden çekiniyordu. Onları utandırmamak için bir köşede namazını kıldı. Başka bir zaman camiye giderken “Nereye gidiyorsun?” diyen büyüklerinin sorularını geçiştirdi.

Bayram namazı için camiye gitti.  Hocanın hutbede:

“Oruçla beraber namazlarımızı kıldık. Allah kabul etsin. Ramazan’dan sonra da bu kazandığımız ibadetleri devam ettirmek gerekir. Ramazan’dan Ramazan’a Müslümanlık doğru değil. Her birimizin bir Müslüman olarak beş vakit namazı kılması gerekir. Namaz dinin direği. Namaz olmazsa din binası yıkılır. Hz. Peygamber (sav) dini nasıl yaşadıysa biz de öyle yaşayalım. O beş vakit namazını aksatmadan kıldı. Ramazan Müslüman’ı değil, her vaktin Müslüman’ı olalım. Beş vakit namazımızı kılalım.” sözleri tüm cemaat içinde özellikle kendisine söylenmiş gibiydi.  Çünkü oruç bittiğinde namaz da bitecekti. Ramazan’ın başından beri bu şekilde niyetlenmişti.

Niyetlendiği gibi de oldu. Bayramın birinci günü namazı bıraktı. Ramazan buyunca kuş gibi hafifleyen ruhu bir anda ağırlaştı.  Ruhunda oluşan güzellikler, kaybolmanın eşiğine gelmişti. Beş vakit namaz bir ay boyunca hayatında önemli bir yeri teşkil etmiş olduğundan namazın yokluğunda derin bir boşluğa düştü.

Kendini Allah’a karşı samimi bulmadı. Bazı zamanlar Allah’ı memnun ediyor, şu an ise şeytanı memnun ediyordu. Allah’a içten bağlı olsaydı bu şekilde yapmazdı.

Hayatı kim bahşetmiş ise hayat ona adanmalıydı.  Onu yoktan yaratan Rabbine, namaz kılmayarak şükür borcunu ödemiyordu. Borcunu ödemeyen birinin mahcubiyet hâli ruhunu yaraladı.

Baktı olacak gibi değil, bayramın ikinci günü namaza başladı. Namazı kıldıktan sonra borcunu ödeyen birinin hafifliğini hissetti. Rabbi onun dönüşüne ondan fazla sevinmişti. Bunu nasıl anladı? Çünkü içindeki sevinç, huzur ve mutluluk eskisinden fazlaydı.

Kalpler Allah’ın elinde. Allah memnun olduğu kulların gönlünü genişletir. Hoşlanmadığı kullarının kalplerini ise daraltıp sıkar. Önceki gün başlayan, modern dönemimizin en popüler hastalığı stresten, bir gün aradan sonra namazla birlikte kurtulmuştu. 

Namazın tatili, bayramı olmaz. O günden bu yana hiç ara vermeden yaklaşık otuz yıldır namazını kılıyor.

Başka bir yere gidilirken eli boş gidilmez.  “Yarın Rabbimin yanına gittiğimde elim boş olmayacak. Sürekli kıldığım namazları getireceğim.” düşüncesiyle sevinçliydi. İlk önce Allah’ın rahmeti ve sonrasında kıldığı namazları ile cenneti ümit ediyordu. 

Allah, Ramazan ayındaki orucu, peş peşe otuz gün yapmayabilirdi. Az az tutulan oruç, bir yıla yayılabilirdi. Ama öyle olmadı. Her şeyin bir hikmeti var. Otuz gün boyunca yapılan ibadetler bazı güzelliklerin yerleşmesini sağlıyor. Otuz gün boyunca kılınan namaz insanda yer ediniyor. Sonrasında bu namazı bir anda koparıp atmak da zor oluyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Çalışkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzce Postası Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Düzce Postası Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzce Postası Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket 31 Mart Düzce Belediye Başkanlığı seçimlerinde oyunuzu hangi adaya vereceksiniz?