İKİ DEFA MERHAMET

REKABETÇİ, itiş kakışa dayalı, güçlü olanın ayakta kaldığı altta kalanın canının çıktığı adaletsiz bir düzen ortamındayız. Önce geçmişin değerlerinin bugünün dünyasında işe yaramadığına inandırıyoruz. Sonra tek değerin, kaynağı nereden gelirse gelsin, ne kadar gayrimeşru olursa olsun maddi güç olduğuna ikna ediliyoruz.

Gücün her şeyi meşrulaştırabildiği, haram parayı ve ahlak dışı şöhreti sevimli gösterebildiği… Zalim bir politik kudretin hiçbir sebep  göstermeden binlerce mil uzaktan gelerek kan ve gözyaşı ile döktürdüğü…  Hakka değil güce tapınanların sözünün geçtiği bir dünya.

Yeni dünya zihniyetine göre başka insanları düşünmek, onlara şefkat göstermek  başarı ve kazanç olarak geri dönmezse ona zaman ayırmamamız gerekir. Başarı sahip olunan bilgelik, nezaket veya topluma yapılan katkı ile değil, doğru elbise, ev ve arabalara sahip olmakla değerlendiriliyor. İnsanlar kullanıp atılabilen eşya derekesine indirildiği için yakın ilişkilerin, samimiyetin ve sadakatin altı oyuldu, insan ilişkilerindeki sıcaklık kayıplara karıştı. Aile dayanışması çözüldü. Artık komşuların kapıları rahatlıkla çalınamıyor.  Hâlbuki insan güvenebileceği ve sırtını dayayabileceği dostlar arayışında.

Zamanımız “iradenin krizi”ne tanıklık ediyor. İnsanlar kendilerini dünyayı değiştirecek kudrette hissetmiyor, ateşi gül bahçesine çeviren Hazreti İbrahim Peygamber biliniyor olmasına rağmen.

Hayatın odağına servet ve haz avcılığı yerleşti. Mutluluk ancak bunlarla sağlanır, diye düşünülür oldu. Aynı zamanda çağımız bir gürültü çağı. Oysa sessizlik insanı olgunlaştırır. İçimizde bekleyen sesler bizi kendimizle karşılaştırır. Lüzumsuz lakırdıdan perhiz yapıp sözü uzatmayabiliriz; evreni sessizliğin verdiği zenginlikle temaşa edebilir, dile gelmeyenin sesini araştırabiliriz. Sessizliğin sesi içimizde duruyor, susunca bu ses açığa çıkar. İçindeki kapıyı çal, başka kapıyı değil.” diyor Mevlana. Çünkü Allah “kapıları açan”dır.  

Değer yargıları değişti, önceden günah olarak görülenler günümüzde erdem olarak görülüyor. Kibir artık benlik saygısı ve bireysellik adını aldı. Öfke rekabetçilik olarak yüceltildi. Şehvet artık cinsel çekicilik, haset inisiyatif alabilme, tembellik eğlence, oburluk iyi hayat oldu. Her şey ani tatmine feda edildi. Neyi istiyorsan onu hemen al. Hazzı sakın erteleme. Çabuk olan her şey. Küresel çağ hız ve haz çağı. İnsan ise sürekliği olan, istikrarlı bir yer, bir dayanak, bir yuva, bir kök ihtiyacında. İnsan güvenlik limanda istikrarı arıyor.

Sistemin, kurulu çarkın dışında olanlar olumsuzlukları değiştirecek olanlar. Bunlar bu çarkın öğütemediği kişiler.. Her an düş kurmaya meyilli, kelimelerin sihrine inanan, dünyayı henüz yurt edinmemiş ve belki hiç edinemeyecek olan insan ilişkilerinde ve hayatta ölçüyü gözetenler, küresel dünyanın önüne katıp dilediğince güdemediği hayalperestler. Sevgililer gününde sevgilisiz dolaşıp aşk şiiri okuyanlar, satın almayanlar ve alamayanlar. Onurlarından başka mücevherleri olmayan ama yine de en zengin olanlar… Merhametsiz dünyanın en merhametlileri yine bunlar.

Filistin meselesi giderek yine bir vurdumduymazlığa dönüşüyor. Küçük bir kasabada başımıza bir olay gelse büyük bir şehre göre yardım alma imkanımız daha fazladır. Nüfus yoğunluğu arttıkça insanlar yardım konusunda daha isteksiz davranıyor. Görgü tanıklarının sayısı arttıkça seyircilerin yardım etme noktasında sorumluluk duyguları da azalıyor.

Bebekleri ve çocukların hedefi olduğu bombalar ruhumuzu incitiyor. İnsanlık bu denli acımasız bir barbarlığa nasıl olup da sessiz kalıyor, yardım etmiyor. Artık dünyanın yeni zalimleri belli. Romanlar, filmler, şarkılar o zalimleri, katilleri telin etmeli, onların yüzünü kızartmalı. Anti Siyonist kim varsa aynı halkaya girerek bu katil ayaktakımına karşı insan kardeşliği türkülerini söylemeli.

Zulüm ve küstahlığın dünyanın gözünün içine baka baka insanlığı katletmesi… Çaresizlik yanı başımızda… Kötülüğü değiştiremiyor olmanın yarattığı utanma... Bir bebeğin ölü gövdesi kelimeleri anlamsızlaştırıyor. Kötülüğün kol gezdiği ve örgütlü bir güç hâline gelerek dünyada “Ya Kahhar” dememiz bile bizi sakinleştiremiyor. Sessizlik konuşuyor. Izdırabımız kendini sessizlik olarak ifade ediyor. Kaba güç tarafında saf tutan ve mazlumların iniltilerinden zafer nidaları inşa edenler, ey savaş tellalları! Bilin ki her can bir istatistik rakamının çok ötesinde anlamlar taşıyor. Derin bir sessizlik yasının tetiklediği biriken öfkeden korkun. Sonunuz mazlumlara yaşattığınızdan daha kötü olacak; kundaktaki küçücük bir bebeğin ahı, Allah’ın ve O’na inananların merhametini celbettiğinden o büyük zannettiğiniz saltanatınızı yıkmaya yetecek. 

Merhamet bir başkasının ızdırabına kendini açmak, o ızdırabı dindirme arzusu, ötekinin acısını tahayyül edebilmektir.

Yardım edene bir gün yardım eli uzanır. Merhamet edene merhamet edilir.

Birilerin acımasız dünyaya merhameti anlatması gerek. Yani Kuran’ı… “Rahman” ve “rahim” diye iki defa merhamet bildiren sözle başlayan yüce kitabı… İki tane  merhametle başlayan Kuran’ın hâkim olduğu dönemde Filistin’de inanan ve inanmayan herkes huzur ve barış içerisinde yaşadı.   

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Çalışkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzce Postası Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Düzce Postası Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzce Postası Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Ömer Başkıran - Yüreğine kalemine sağlık hocam Allah razı olsun kardeşim aydınlatmaya devam berhudar olun fiemanillah

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 21 Nisan 10:15


Anket 31 Mart Düzce Belediye Başkanlığı seçimlerinde oyunuzu hangi adaya vereceksiniz?