HAC YOLCULUĞU

Otuz dört yaşında hacca yazıldım. Kura neticesine göre tam on üç yıl sonra 2022 yılında ancak hacca gidebildim. İki yıl öncesinde yani 2020 yılında hac çıkmıştı ama pandemi koşullarından dolayı gidilemedi. Suudi Arabistan yönetimi salgın hastalığın ülkesine yayılmasını engellemek için karantina tedbirleri kapsamında ülkesine giriş ve çıkışı yasakladı.

Allah günahkar kullarını temiz bir gönle sahip olmadıkları için arınanların yeri Kâbe’ye gitmeyi nasip etmiyor, olabilir. Allah’ın bizleri reddetmesinden daha acı ne olabilir ki?

Pandemi döneminde insanlar eve kapatıldı. Hasta olduğunda hatta öldüğünde dahi kimse kimsenin yanına gidemedi. Dünya genelinde yaşanan koronavirüs  salgını ancak ahir zamanlarda görülecek türdendi. Pandeminin etkisi günden güne azalınca, yarı kontenjanla iki yıl öncesinde hac kurası çıkan altmış beş yaş altına kısmen hac kapısı açıldı.

Cuma gününde bir saat, ramazan ayı, Kadir Gecesi ve Arafat’ta Vakfe Günü mübarektir. Yılın en mübarek günü arefe ile haftanın en mübarek günü cuma  aynı gün  olursa, yani bu iki gün birleşirse "nur üstüne nur" olacağı açıktır. Duaların kabul edildiği mübarek bu iki zamanın aynı gün olduğu hacc-ı ekber hacılar açısından tercih edilen bir zamandır. Her şeyde bir hayır vardır, zamanında gitseydim, hacc-ı ekber yapamayacaktım. Kurada çıkmama rağmen iki yıl gidememeye büyük bir sabır göstermenin mükafatı büyük bir hac oldu.

Hacca gitmeden önce öte dünya hazırlığı yaptım. Tıpkı ahiret yolculuğuna çıkıyormuş gibi sekiz yıldır evine gitmediğim, küs olduğumuz bazı akrabaları ziyaret ettim.

Yedi yıl önce umreye gittiğimde orada en çok dua kitaplarının eksikliğini hissetmiştim. Dua ve hacla ilgili kitapları hac kurasının çıktığı ilk zaman satın aldım. Bu kitapları memlekette altını çizerek okudum, dua etmek ve bilgilenmek için kutsal topraklara da götürdüm. Kur’an’ın ifadesiyle ancak âlimler Allah’tan hakkıyla korkar, bilenle bilmeyen bir olmaz. Kitap okunmadan oralara gidilmemesi gerekir. Hayatta bir dönüm noktası olacak derecede çok önemli hacca bilgi edinmeden gidilmemeli. Hac turistik bir gezi değil, içinde çok anlamlar barındıran büyük bir ibadet. Hz. İbrahim’i (as) anlamadan, okumadan bu yolculuğa nasıl çıkılır?

Halkını putperestlikten vazgeçiremeyeceğini anlayan Hz. İbrahim (as) yurdunu terk etti.

 “Ben Rabb’ime gidiyorum, O bana yol gösterecektir.” dedi.

Hz. İbrahim’in (as) kavminden ayrılarak çıktığı bu yolculuk en sonunda onu Kâbe’nin olduğu yere götürdü.

Hz. İbrahim’in (as) oğlu Hz. İsmail (as) ile birlikte temelleri üzerine yeniden yükselterek inşa ettiği Kâbe’ye yapılan hac yolculuğu sıradan bir seyahat değildir, diğer yolculuklardan farklıdır. Bu yolculuğa çıkan kişi Rabb’ine gitmektedir. Grup hocası telefonda:

 “Hazırlığın nedir, Allah’a misafir olmaya gidiyoruz, oraya eli boş gidilmez.” dedi. Ben de:

 “Benim hazırlığım yok, bir aydan fazla uzak kalacak olduğumdan fındık altı otu, arıları bala hazırlama gibi işlerimi bitirmeye çalışıyorum.” dedim. Sözlerime cevap olarak:

 “Kur’an okudun mu, nafile ibadetlerini artırdın mı, sadaka verdin mi?” dedi. Bu söylenenlere olumlu cevap veremeyince en azından tesbih çekelim, oraya eli boş gidilmez, nasihatinde bulundu.

Bu konuşmanın tesiriyle ramazanda bitiremediğim hatmimi hacca kadar tamamlamaya karar verdim. Çok şükür, Allah kabul etsin, bitirdim. 

Hacca ben, hanım, kaynana ve kayınpeder birlikte gittik. Kaynana belinden yeni ameliyat olmuştu, gidip gitmemesi tereddüdü yaşandı. Ameliyat doktoru hacca gidebilir, raporunu verince o da kutlu yolculuğun, mübarek seferin bir parçası oldu.

İki yıl aradan sonra ilk defa hacılar kutsal topraklara gittiler. Medine Havaalanı’nda çok iyi karşılandık. Pasaportlarımızı kontrol eden memurlar Türkçe olarak hitap ettiler. Sanki hac öncesi özel bir eğitimden geçmişler, hacılara çok nazik davranıyorlardı. Bu durum bizi şaşırttı, aynı zamanda sevindirdi. Havaalanında görevli sayısı çok fazlaydı. Hiç bekleme yapmadan pasaport işlemleri bitti. Otobüslere bindik. Burada kumanya ile ikramlar yapıldı. Bindiğimiz arabada pasaportlarımız toplandı. Otele geçtiğimizde de yine coşkuyla karşılandık, içecekler, yiyecekler, ilahiler eşliğinde. Pandemi döneminde oralara gidilememişti. Hacıları çok özlemişler, âdeta bizim gelişimizi şölene çevirdiler. Her gittiğimiz yerde sevinç gösterileri yapıldı. 

Uyku düzenimiz hac boyunca hiç değişmedi. Gece on bir ve iki arası uyuduk. Grup hocamız gece saat ikide otel odasının telefonunu arıyordu. Birlikte gece yarısı Mescid-i Nebevî’ye gidiyor, zikir ve dualar ediyor, teheccüt namazından sonra sabah namazını da kılıp otele dönüyorduk . Kırk vakit namazı tamamladık. Yani sekiz günde kılınan farz namazların toplamı kırk vakit ediyordu.  Her namaz çıkışı mutlaka Peygamber Efendimizi (sav) selamlama kuyruğuna girdik.

Ravza-i Mutahhara’ya ilk günlerde giremedik. O yıl internetten randevu sistemi başlatılmış. Grup hocalarımıza  bu durumu söyledik. Onlar da grup olarak izin aldılar. Bir gece cennet bahçesi denilen Ravza-i Mutahhara’ya asker gözetiminde girdik.

Hz. Peygamber’imizin (sav) minberi ile evi yani kabri arasındaki yer cennet bahçesi kabul ediliyor. Hz. Peygamber’imizin (sav) kabri vefat ettiği evine defnedilmişti. Küçük gruplar hâlinde izdihama mahal vermeden rahat bir şekilde nafile namazlarımızı Ravza-i Mutahhara’da kıldık. Burası cennet bahçesi olduğundan  kılınan namazın tadı da bambaşkaydı. Orası asla dünyaya ait bir yer olamaz. İçim titreye titreye sonsuz bir mutluluk içinde, huzur ikliminde kaybolup gitmiştim. Orada Hz. Peygamber’imizin (sav) ve sahabe efendilerimizin ayak izleri vardı, beraber namaz kıldılar, sohbet ettiler. Ravza-i Mutahhara’da Peygamber Efendimiz (sav) dinimizi anlattığında sahabeler cennetin su sesini, kuş çığıltısını duydu, şimdi de sanki bizimle gönül diliyle konuşuyor, sohbet ediyordu.

Bir kere o lezzeti almıştım. Tekrar o tadı almak arzusu içinde yanmaya başladım. Cennet Bahçesi’ne ikinci defa girmek için sayısız teşebbüslerde bulundum. Tam içeri girecekken randevum olmadığı için kapıdan kovuldum. Kovulduğum yer Peygamber Efendimizin (sav) kapısı olduğu için zerre sorun değildi. Yeter ki O’nun kapısından kovulayım, bu bir şereftir. Ne diye oradayız zaten, O kapıda ümmeti olduğumuzu kanıtlamak için… Allah bize kulum, Rasulü’de ümmetim desin diye bütün uğraşımız, çabamız, ibadetimiz, duamız…

En sonunda Pakistanlı bir grup ile içeri girebildim. Onların arasında hiç konuşmuyor, susuyordum, yabancı biri olarak. Ravza-i Mutahhara’da Peygamber Efendimizin (sav) yanında olmanın heyecanını ikinci defa yaşadım. Onun yanında iken ait olduğum yere geldiğim için kendimi yabancı hissetmiyordum. O benim dünya ve ahirette ebedî önderim. Sağlığında zengin, fakir herkesle konuşuyordu. Şimdi de ayrım yapmadan ümmeti olarak benimle konuşuyordu. Hem de en etkili şekilde, muhabbetle…

Peygamber Efendimizle (sav) doyasıya geçirdiğim günler çabuk geçti. Dokuzuncu gün simsiyah taşların, kayaların arasından Medine’den Mekke’ye uzun bir yolculuk yaptık. Grup hocaları arabanın mikrofonuyla haccı anlattılar. Ben de hac notlarımı bilgimin zekatı olarak hacılarla paylaşmak istedim. Mikronu elime aldım. Tavaf, say, Arafat, şeytan taşlama  ne anlama gelir, bunlar neyi sembolize eder, konularını anlattım. Otobüstekilerin anlattıklarımı dinlemediklerini fark ettim. Hocaların efsanelerle karışık anlattıklarını pür dikkat kendilerinden geçerek dinleyen hacılar, benim konuşmam da uyumuştu.

Ya beni hoca kabul etmediler ya da düşünceye değil, duyguya göre hareket ettiklerinden bilgi yüklü sohbetimi dinlemediler. Onlara göre düşünmek zor bir iş hatta buna gerek yoktu. Onların yerine düşünen nasıl olsa grup hocaları vardı. Kendi kendine hareket edemeyen, başına mutlaka hoca isteyen, onlarsız bir adım dahi atamayan kişiler... Kendi adlarına duayı da hoca yapacak, onlar ise sadece amin deme zahmetine katlanacak.

Düzgün olan hacı sırasıyla akıl, gönül, midesine göre hareket eder. Ayakları yukarıda düzgün olmayan hacı en son aklıyla düşünür. Bizim hacılarımızın durumu maalesef bu. Para kazanma yollarında aklını çalıştırıyor, din konusu geldiğinde düşünmeye gerek yok.    

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Çalışkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzce Postası Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Düzce Postası Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzce Postası Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket 31 Mart Düzce Belediye Başkanlığı seçimlerinde oyunuzu hangi adaya vereceksiniz?