Hac yolculuğu Arafat

Akşam vakti otelde ihramlarımızı giydik, ihram namazını kıldıktan sonra hacca niyetlendik ve telbiyemizi getirdik. Otel önünde bekleyen arabalarımıza binerek Arafat’a doğru yola çıktık.

Arafat’ta çadırlar hazırlanmıştı. Çadıra yerleşir yerleşmez dışarı çıktım. Üzerimde künye, kimlik ve telefon hiçbir şey yoktu. Bazıları Cebel-i Rahme’ye doğru gidiyordu. Ben de onların gittiği istikamete doğru yürüdüm. Arafat’ta hacı olacağım yerin merkezine (Cebel-i Rahme) ulaştım. Arafat’ın taşına, toprağına bakarak tefekküre daldım, dualarımı içten bir şekilde, acizliğimi hissederek yakararak yaptım. Gecenin uhrevi havasına dünyanın en güzel insanlarının varlığı eşlik ettiğinden her yer nurluydu. Ruhani bu ortamda Rabb’im beni şimdi affetmezsen başka ne zaman bağışlayacaksın, diyerek beratımı o an ağlayarak almak istedim. Sen bağışlamaz isen ben yine de bir şey yapamam. Benim zannım senin affedici olman yönünde… Rabb’ime en samimi hâlimle pişmanlıklarımı, sevgimi, layık kul olamadığımı… her şeyimi döktüm, âdeta ruhen önünde secdeye kapanmış gecenin en müstesna vaktinde yalvararak dualar ediyordum.

Hz. Adem (as) babamız ve Hz. Havva annemiz burada bulunmuşlar. Onların hayırlı evlatları olarak ben de baba ocağında dua ediyordum. Yasak meyveden bizler bir kere değil, binlerce yemiştik. Allah’a bakacak yüzüm, başka da gideceğim bir yerim yoktu. Rabb’imin yanına kadar gidip eli boş dönmek de vardı. Kulluğa kabul edilmeme, yaptığım günahlar hesaba katıldığında aşikâr ancak Rabb’imin rahmeti ile sahil-i selamete ulaşılabilir. Keşke sayısız nimetine karşılık nankörlük etmeseydim,  Arafat’ta azıcık da olsa bağışlanmam için bakacak yüzüm olurdu.

Elbiseler deterjanlı su ile temizlenir, ya günahlar? Günahları yıkayan gözyaşını burada döktüğüm için affedildiğimi umut ediyorum. Umutla korku arasındaki gerilimi en fazla burada yaşadım, Yüzde elli, yüzde elli dengesinin yüzde elli bir olarak umut lehinde değişmesini arzuladım. Günahlarımdan utana utana, af dileyerek, bağışlanamama ihtimalini de hesaba katarak arkama bakamadan en sevgilinin yanından, Arafat’tan ayrıldım.

Çadırıma gitmek üzere yola çıktığımda kayboldum. Başka Müslüman ülkelerin çadırları arasında dolaşmaya başladım. Dilleri, renkleri farklı ama kıyafetleri aynı, ihramlı hacılar… Dil probleminden dolayı derdimi anlatacak kimseyi bulamıyordum.

Milyonların arasında tek başına kalakalmıştım. Hac Arafat’tı. Arafat’ta bir an bulunmayan hacı olamazdı. Dünyanın her yerinden gelen hacıların hepsi buradaydı. Burası şu an koca bir şehir nüfusuna sahipti. Sabaha kadar arayışım devam edecek görünüyor düşüncesiyle telaşlandım. İhram yasaklarında dikkatli olan ben, gece yarısı saatlerce bir oraya bir buraya koşuştururken stresten tırnağımı unutarak koparmışım. Bir yasağı ihlal ettiğimden dolayı cezalı duruma düştüm.

Hacı arkadaşım olan kayınpederim kaybolduğumu anlamış. Grup hocalarından birinin telefonuyla beni aratmış. Telefon oldukları yerde yani çadırda çalmış. Üzerimde kimliğimi gösteren hiçbir işaret yoktu. 

Yaklaşık iki saat sonra Türk hacılardan birine rastladım. Onun tarifi üzerine sora sora çadırımı zor buldum.

Çadırdan çıkıp dönene kadar gerçek ve mecaz anlamıyla kendimi kaybolmuş hissettim, gerçek bir rüyanın içindeydim. Milyonlarca hacının içinde yalnızdım, Rabb’im dışında kimse ile bağ kuramıyordum. Dualar ederek  Rabb’imde kayboldum!

Arafat çadırında öğle vakti içinde öğle ve ikindi namazlarını cem ettik. Buna cem-i takdim deniyor. Sonrasında vakfe duasını Diyanet İşleri Başkanı yaptı. Bu duadan tüm hacılar gibi ben de çok etkilendim. Bütün ruhların aynı anda dua etmesi üzerimize büyük bir rahmet indirmişti. Hacılığın en önemli vaktinin somut, soyut; görünen, görünmeyen tüm hâlleriyle ruhtaki değişimine şahitlik ediyordum.

Duadan sonra hacı ünvanı aldınız, birbirinizi tebrik edebilirsiniz, dendi. Sarıldığım her hacının gözlerindeki kızarıklığı ve yaşı gördüm. Her sarıldığım hacıdan aldığım elektrikle sanki çarpılıyordum. Gözyaşlarıma hâkim olan ben bu defa kendimi tutamıyordum. Gözüm ve gönlüm artık söz dinlemiyordu. Kendimi baştan aşağı yenilenmiş hissettim. Gözyaşlarım bu ana kadar yaptığım tüm günahları temizlemişti. Yaradılış  ayarlarım olan temiz fıtratıma yıllar sonra dönüş yapmıştım.

Halkın dili Hak'kın kalemidir, Müslümanların güzel gördüğü şey Allah katında da güzeldir. Arafesi cumaya rastlayan haccın hacc-ı ekber olduğunu ve yetmiş hacca denk geldiğine halkımız inanıyor. Bunu destekler mahiyette, arefenin ve cumanın ayrı ayrı faziletlerine dair birçok rivayetler de var. Cuma haftanın, arefe ise senenin en faziletli günüdür. Bazı kaynaklarda Hz. Peygamber’in (sav) Veda Haccı’nın arefesinin cuma günü olduğu yazılı.  Hayatımın tek haccının hacc-ı ekber olmasına çok sevindim. Çok kıymetli  bir haccı eda ettiğimin bilinciyle affedileleceğime canıgönülden inandım.

Hac eskisi ve yenisi olan hayatımın tam orta yerinde en önemli kilometre taşı oldu. Geçmişteki bütün günahlar silinmiş, gönle zarar veren düşünceler son bulmuş, annemden doğduğum gibi tertemiz İslam fıtratıma geri dönmüştüm.  

Akşama kadar Arafat’ta kalma süremiz vardı. Cebel-i Rahme’ye ilk ailemle, ikinci defa arkadaşlarımla gittim. İkindiden sonra Arafat’ta bir serinlik oldu. Daha önce kutsal topraklarda böyle bir hava görmemiştim. Cehennem sıcağı yerini cennet serinliğine bırakmıştı. Rabb’im tüm rahmeti dünya semasını kuşattı, Arafat’taki bu topluluktan razı oldu. Bu ruhani ortamı hacıların günahlarının affedildiğine yorumladım. Allah iyi kullarına mükafatı daha dünyada iken vermeye başlar. İçimdeki sonsuz mutluluk, rahatlık, genişlik, hafiflik cennetten önce verilen küçük küçük ikramlar… 

Tanımadığım iki hacı çadırlarını aradıklarını ama bulamadıklarını söylediler. Vakit dar olduğu için çadırlarını bulamazlarsa akşam vakti arabalar Müzdelife’ye hareket edecek olduğundan Arafat’ta kalma durumundan dolayı ikindi vaktinde etekleri tutuşmuş bir şekilde dört dönüyorlardı. Damdan düşenin hâlinden damdan düşen anlar, gece de ben kaybolmuştum. Onlarla birlikte ben de çadırlarını aradım. Telefon numarası var ama numarayı yanlış aldığı için grup hocasına hiçbir şekilde ulaşamıyordu. Arabistan Hac Bakanlığından Arafat’ta sorumlu birilerini bulduk. Onlar kaybolan hacıların Türkiye’deki özel şirketini aradılar. Hacıların çadır numarasını buradan öğrendik. Sonunda söylenen numaralı çadırı bulduk, hacılar rahat bir nefes aldı, çok teşekkür ettiler.

“Artık buradan kesinlikle ayrılmayız.” dediler.

Onlar da aynı benim gibi çadırdan çıkıp Cebel-i Rahme’ye gitmişler, dönüşte kaybolmuşlardı.

Arafat bütün anlamlarıyla kendini kaybetme yeri. Arafat’ta kendilerini kaybedenler Rab’lerini buluyor!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Çalışkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzce Postası Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Düzce Postası Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzce Postası Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket 31 Mart Düzce Belediye Başkanlığı seçimlerinde oyunuzu hangi adaya vereceksiniz?