• 15.01.2022 11:04

YÜCE dinimiz İslam’a göre; her insan Allah’ın kulu olması hasebiyle saygındır ve muhteremdir. Bütün insanlar bir tarağın dişleri gibi birbirlerine eşittirler. Zira bütün insanlar topraktan yaratılmış olan Hz. Âdem’in evlatlarıdır. Şu hadise de İslam’ın insana verdiği değeri göstermesi bakımından ne kadar anlamlıdır: “Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bir cenaze geçerken, ona insan olduğundan dolayı, saygı duyarak ayağa kalkmış ve kendisine onun Müslüman olmadığı hatırlatıldığında ‘Ama o, bir insan’ buyurmuştur.” (Neseî, Cenaiz, 46)

Yine dinimize göre;  siyah-beyaz, fakir-zengin, kadın-erkek her insanın yaratılıştan gelen temel hakları bulunmaktadır. Onun doğuştan gelen bu haklarına kimse dokunamaz, bunları elinden almaya kalkamaz.

İslam’a göre insanlar için korunması zaruri olan beş temel hakkı vardır. Bunlara “zarûriyyat–ı hamse” veya “zarûriyyat–ı diniyye” de denilmektedir. Bu beş temel hak şunlardır: 1. Canın korunması, 2. Dinin korunması, 3. Aklın korunması, 4. Neslin korunması, 5. Malın korunması.

Çağımızda insan hakları olarak ifade edilen ve savunulan bütün haklar, aslında dinimizin güvence altına aldığı bu zaruriyatın içinde yer almaktadır. İslam’ın getirdiği birçok yasak ve sınırlamanın temelinde ise, bu hakları koruma hedefi bulunmaktadır. Adam öldürme, zina, içki, kumar, iftira, madde bağımlılığı, gasp ve hırsızlığın yasaklanması gibi.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in 14 asır önce Veda Hutbesi’nde insanın en mukaddes değerleri olarak kabul ettiği hak ve hürriyetler, ancak 20. yüzyılda milletlerin hukuk sistemlerinde yerini almaya başlamış ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne girmiştir.

İslam dini, insanın şeref ve haysiyetini korumayı esas almış ve mü’minlere de en temel haklarını korumalarını tavsiye etmiştir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadis-i şeriflerinde, malını, canını, dinini ve ailesini korurken ölenlerin şehit olduklarını haber vermiştir. (Tirmizî, Diyât, 22)

İnsanlar için korunması zorunlu olan bu haklardan maddeler halinde kısaca bahsedelim.

 

1. CANIN KORUNMASI

İnsanın en temel haklarının başında hayat hakkı gelmektedir, çünkü herkesin en değerli varlığı kendi canıdır. Can, insana Allah’ın bahşettiği bir lütuftur. Hayatı veren ve alacak olan da O’dur. (Mülk, 67/2) İslam, insanın yaşama hakkına büyük değer vermiş, onu bu hakkından mahrum etmeyi kesin bir dille yasaklamıştır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de haksız yere bir cana kıymak, bütün insanlığa öldürmekle eşdeğer görülmüş ve “Kim bir cana kıymayan veya yeryüzünde fesat çıkarmayan bir kişiyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur” (Mâide, 5/32) buyrulmuştur.

Yeryüzünde ilk kan akıtan kişi, kardeşini öldüren Hz. Adem’in oğlu Kabil’dir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ifadesiyle “Kabil, haksız öldürme yolunu açan ilk insandır.” (Buhari, Diyât, 2) Habil, kendisini öldürmeye teşebbüs eden kardeşine şöyle demişti: “Yemin ederim ki, sen öldürmek için bana elini uzatsan bile, ben seni öldürmek için sana elimi kaldırmam. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. (Mâide, 5/28)

 

Habil’in, “Ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” sözü çok manidardır.  Demek oluyor ki, Allah’tan hakkıyla korkan bir kimse, asla bir başkasının canına kıyamaz, kan dökemez, kimsenin hayat hakkını elinden alamaz. Başkalarının canlarına kastedenler, kalbinde zerre miktarı Allah korkusu taşımayan, insanlıktan nasibini almamış Kabil’in dostu, zalim, gaddar ve ceberrut kimselerdir.

2- DİNİN KORUNMASI

Din, Hz. Adem (a.s.)’dan başlayarak her devir ve her toplumda mevcudiyetini korumuş; fıtrî ve âlem-şümûl bir kurumdur. İnsanla var olmuş ve insanoğlu var olduğu sürece kıyamete kadar varlığını sürdürecektir. İnsan her zaman yüce ve kudretli bir varlığa sığınma ihtiyacındadır. Kur’an dinin fıtrî oluşunu şu ayetle beyan etmektedir: “Sen yüzünü bir hanîf olarak dine, Allah’ın fıtratına çevir ki O, insanları bu fıtrat üzere yaratmıştır. Allah’ın fıtrat kanunu değiştirilemez.” (Rûm, 30/30) Bu yüzden yüce dinimiz, fıtratta var olan bu duygunun korunması için dinin korunmasına ayrı bir önem vermiştir. (Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz, Altınoluk Dergisi, Sayı: 243, Sh. 5)

 

3-AKLIN KORUNMASI

Akıl, Allah’a kulluk ile mükellef olmanın şartıdır. Akıl, kişinin dinî hükümler açısından olduğu gibi kanunlar açısından da sorumlu olmasının şartı kabul edilmektedir. Çünkü akıl doğruyu, iyi ve güzeli bulmanın aracıdır. İnsanın Allah’a karşı iyi bir kul olabilmesi; kendisine, ailesine ve topluma karşı görevlerini hakkıyla yerine getirebilmesi için akıl sağlığının korunması büyük önem arzetmektedir.

Kur’an’da akıl nimetinin önemine ve insanın aklını kullanmasına vurgu yapılmaktadır. Yüce Allah Kur’an’da, kainatın yaratılışını, hayatın düzen ve ahenk içinde işleyişini, insana sunulan nimetleri gözler önüne koyduktan sonra, “Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (En’âm, 6/32), “Hâla akıl erdiremiyor musunuz?” (Yâsîn, 36/62), “Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?” (Mü’minûn, 23/80), “Hâlâ düşünmeyecek misiniz” (Sâffât, 37/138), “Şüphesiz bunlarda aklını kullanan bir millet için ibretler vardır” (Nahl, 16/12) gibi ifadeler kullanarak insanı aklını kullanmaya ve düşünmeye sevk etmektedir.

Akıllı olmak, düşünerek hareket etmek,  doğru karar vermek, iyi, güzel ve yararlı işler yapmak için gereklidir. Akleden insan faydalı olan ile zararlı olanı anlar,  iyi, güzel ve doğru olanı tercih eder. Yine aklını kullanan, düşünebilen insan, bütün kâinatı ve içindekileri yoktan var edip yaratan, yaşatan, öldüren ve dirilten Allah’a itaat etmenin gereğini, O’na isyan etmenin ebedî hüsrana götüreceğini anlar ve ona göre davranır.

Bundan dolayıdır ki, dinimiz kişinin aklını kullanmasına engel teşkil eden, akıl sağlığını bozan şeylerden korumak için bir takım kurallar getirmiş, yasaklar koymuştur. Mesela aklın korunması için içki, uyuşturucu ve madde kullanımı haram kılınması gibi.

 

4- NESLİN KORUNMASI

Dünya hayatının huzuru ve mutluluğu neslin korunmasına ve devamına bağlıdır. Bu nedenle dinimiz bizlere neslin devamı ve korunması sorumluluğunu yüklemektedir. Neslin devamı, üreme ve çoğalma ile mümkündür, bunun tek yolu da evliliktir.  Bundan dolayı Kur’an’da “İçinizdeki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden sâlih olanları evlendirin” ayetiyle bekârların evlendirilmesi emredilmiştir. (Nur, 24/32)

Hayırlı, salih nesiller usulüne uygun şekilde kurulan, mutlu, huzurlu aile yuvalarında yetişir. Evliliğin gayelerinden biri de neslin çoğalmasını ve devamını sağlamaktır. Nitekim Kur’an’da buna işaret edilmiştir. (Nisâ, 4/1) Hz. Peygamber (s.a.s.) de; “Evleniniz, çoğalınız. Ben kıyamette diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övünürüm” (Aclûnî, I, 318, Hadis no: 1021) buyurmuştur.

Diğer yandan neslin yanlış düşünce ve inançlardan, zararlı ve kötü alışkanlıklardan korunması için iyi yetiştirilmesi gerekmektedir. Çocuklarımızın ve gençlerimizin millî ve dinî değerlerine bağlı, güzel ahlâklı bireyler olarak yetiştirilip hayata hazırlanması başta anne babalar olmak üzere tüm toplumun üzerine düşen önemli bir görevdir.

 

5- MALIN KORUNMASI

Mal-mülk sahibi olmak, insanın hayatını devamı ettirebilmesi için bir ihtiyaçtır. Kur’an’ın ifadesiyle mallarımız bizler için bir geçim kaynağı ve dayanaktır.  (Nisa, 4/5) Halk arasında ise malın insan için önemi “Mal canın yongasıdır” diye ifade edilmektedir.

Dinimizde herkesin meşru yollardan mal ve servet edinmesi bir hak olarak görülmüş ve insanların malı da canı gibi korunmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.) Vedâ Haccı hutbesinde insanların, canları gibi mallarının da muhteremdir olduğunu ve tecavüzden korunduğunu bildirmiştir. (İbn Mâce, Menâsik,76) Bir hadis-i şerifte de malını korurken öldürülen kimse şehit kabul edilmiştir. (Tirmizî, Diyât, 22)

Sonuç olarak diyebiliriz ki; bütün ilâhî dinlerin gayesi insanlığın huzur ve mutluluğudur. Yüce dinimiz İslam,  insanların huzur ve mutluluğunun sağlanması için bu beş temel hakkın korunmasını bir nevi “olmazsa olmazlar” anlamına gelen “zarûriyyât-ı diniye” olarak kabul etmiştir.