A-Hz. Peygamberin dünyevî bazı faziletleri

  • 9.12.2022 10:48

1. Mal ve Mülkün Fazilet Açısından Değeri:

Mal ve mülk mutlak manada üstünlük sebebi değildir. Asıl fazilet, Hz.Peygamberin hayatında olduğu gibi, kanaatkâr olmak, çevresindeki insanların sıkıntılarını gidermektir. Hz. Peygamber (sav), "Allah yolunda harcanan mal ne iyidir" [1] buyurmuş ve hayatı boyunca sahip olduğu malların tamamını tasadduk etmiştir. Geçim hususunda izlenmesi gereken noktada örnek olan Hz. Peygamber (sav), kanaatin asgarî mertebesini şöyle açıklamıştır: "İnsanın içinde oturacağı bir evi, bedenini örtecek bir elbisesi, bulduğu kuru bir ekmek parçası ve içeceği su ona yeterlidir." Hz. Peygamber (sav)'in tam bir zühd hayatı yaşadığını eline geçen maddî servetleri hep fakirlere tasadduk ettiğini kaynaklarda görmekteyiz" .Yani Hz. Peygamber bütün imkânlara sahip olmasına rağmen fazla malı meşru yerlere harcamıştır.

 

2. Aile ve Çevrenin Fazilet Açısından Değeri:

İnsanı, faziletli kılan unsurlardan biri de ailesinin, neslinin ve çevresinin iyi insanlarla çevrilmiş olmasıdır. Kötü aile, Kur'ân-ı Kerim'de, "düşman" olarak tasvir edilmiştir [2]. Hz. Peygamber gerek nesep cihetiyle ve gerekse ailesi bakımından faziletli aile fertlerine sahipti. Soyu Hz. İbrahim'e kadar uzandığı için Arabın eşrafındandı. Kur'an'da methedilen ailesi, Ehl-i Beytinin şeref ve fazileti ise izahtan varestedir.  “Peygamber müminlere kendi öz nefislerinden daha yakındır. Onun hanımları da müminlerin anneleridir….[3]

 

3. Âlemlere Rahmet Oluşu:

Rahmet, acıma, yardım etme, lütûf manâlarına gelir. Allah'ın rahmeti umum ve husus olmak üzere başlıca iki kısma ayrılır. Hususî olanı, Allah'ın muayyen vakitlerde kullarına yaptığı rahmettir. Umumî olan ise, Hz. Muhammed (sav)'in gönderilişidir. Nitekim bir âyet-i kerimede, "Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" [4] buyrulur. Her şey O'nun gelişiyle kemâlini bulmuş, bütün alemler onun rahmetine ulaşmış ve rahmet oluşundan istifade etmiştir. Bunun için de bütün insanlar ve varlıkların Peygamber'i olmuştur. O'nun âlemlere rahmet oluşunu kısaca şöyle izah edebiliriz.

a)   Hz. Peygamber (sav)'in ahlâk ve davranışlarının örnek oluşu:

Hz. Peygamberin örnek alınması insana dünyevî ve uhrevî saadeti temin eder. Nitekim bir âyet-i kerimede, "Resulullah sizin için en güzel bir numûnedir..." [5] Buyrulur. Kim O'nun yolundan gider, ahlâkıyla ahlâklanırsa dünya ve ahiretin sıkıntılarından kurtulmuş olur.

b)  Resulullah mü’mine doğru yolu gösterdiği, münafığı öldürülmeden emin kıldığı, kâfirin azabını ahirete bıraktığı için bütün insanlığa rahmet olmuştur. O'nun gelmesiyle kâfirler, geçmiş ümmetler gibi dünyâda umumî bir âzaba çarptırılmadan kurtulmuştur.

c)   Daha önce âkıbetinden emin olmayan Cebrâil isimli büyük melek en-Necm suresinde Hz. Peygamber'le birlikte, methedildiği için akıbetinden emin olmuştur.[6]

d)  Hayatta olduğu müddetçe Ashabı, vefât ettikten sonra da sünnetine tâbi olan herkes emniyet içinde yaşamıştır. Bu da O'nun ümmeti için rahmet olmasının bir sonucudur [7].

e)   Hz. Peygamberin gelişi sadece insanlar için değil, yer, gök ve hatta kâinatın tümü için rahmet vesilesi olmuştur. Zira çevremizdeki canlı ve cansız varlıkların değeri O'nun getirdiği prensipler sayesinde anlaşılmıştır. Nitekim O bir hadîs-i şerifinde, "...Mekke'nin ağaçları kesilmez, vahşi hayvanları ürkütülmez. Avlanılmaz. Kayıp eşyası alınmaz..."  buyurur. Çevreyi koruma fikrinin sadece Mekke ve Medine'ye mahsus olmayıp genel olduğunu gösteren prensipler de vardır [8]

Her türlü kirliliğe karşı olan Hz. Peygamber, bir hadîslerinde, "Din temizlik üzerine kurulmuştur"  demiştir. Hz. Peygamber (sav) bilhassa deniz, göl gibi durgun suların, ağaç altlarının ve yolların kirletilmemesini istemiş, ağaçların ve bitkilerin keyfî olarak tahrip edilmesine karşı çıkmıştır. Hatta en küçük bir kuşun bile keyfi bir şekilde öldürülmesini yasaklamış, böylece de bitki ve hayvanlar için de rahmet vesilesi olmuştur.

Kur'ân-ı Kerim'de beyan edildiği üzere ay, güneş ve hatta her varlığın hak ettiği değeri gösterilmiştir. Bu hak bu varlıkların ilahlaştırılmaması, Allah'a itaat etme şerefiyle şereflendirilmeleridir. Aslında bunlar insanların faydası için yaratılmıştır. Bunların değeri ancak Hz. Peygamberin gelmesiyle ortaya konulmuştur. Zira O'nun gelmesiyle her şey hak ettiği makamı elde etmiştir.

 

4. Güzel İsimlerle Yad edilip Adına Yemin Edilmesi:

Hz. Peygamber (sav) fazilet ve üstünlüğünü ifade eden birçok kelimelerle isimlendirilmiştir. Bu isimleri ve manâlarını kısaca zikredelim: Bir hadîslerinde, "Benim beş ismim vardır. Ben Muhammed'im, Ahmed’im ve Mâhî'yim, Allah benimle küfrü yok etmiştir. Ben Haşir'im. Halk kıyamet günü benim etrafımda toplanacaktır. Ben Akib'im. Yani Peygamberlerin sonuncusuyum" [9] buyurur. Muhammed ve Ahmed isimlerini bizzat Allah Teâla Kur'ân-ı Kerimde zikretmiştir. Muhammed ve Ahmed çok övülen ma'nâlarına gelir. Gerçekten de O, övülenlerin en büyüğü ve en üstünüdür. Kendisine Livâu'l-Hamd (Hamd Sancağı) verilmiştir. Arasât meydanında O'nunla tanınacak, Cenâb-ı Hakk O'nu Makam-ı Mahmud'a kavuşturacaktır [10].

 

Hz. Peygamber (sav) diğer bir hadîslerinde on isminin olduğunu açıklamış ve bunlardan sadece Tâhâ, Yâsin isimlerini zikretmiştir. Bazı tefsirlerde açıklandığına göre Tâhâ, ey Tâhir yani ey temiz kişi, Yâsin ise ey Seyyid yani ey efendi demektir.

 

Başka bir rivâyette,  Resulu'r-Rahme, Resulu'r-râhe isimleriyle yâd edilmiştir. Cihada memur olması hasebiyle de Resulu'l-melâhim adını almıştır. El-Mükaffâ ismi diğer peygamberlerin peşinden gelip sonuncusu, el-Kayyim, sünnetini tesis ettiği, el-Küsem, insanları hayırda toplayıcı olduğundan dolayı kendisine isim olarak verilmiştir.

 

Hz. Peygamber'in medhi ve faziletiyle ilgili 25'i Kur'ân-ı Kerim'de, 33'ü geçmiş kitaplarda ve sünnet mecmualarında olmak üzere toplam 58 vasfı daha mevcuttur. Ayrıca Allah'ın isimlerinden alınarak kendisine 30 isim daha verilmiştir. Bütün bu isim ve vasıflar Hz. Peygamber'in üstünlüğünü, faziletlerini övülecek yönlerini ortaya koymaktadır. Diğer taraftan Allah Teâlâ, Kur'ân-ı Kerim'de, Hz. Peygamber (sav)'in adına, şerefine yemin etmiştir ki, bunlar da O'nun üstünlüğünü ortaya koyar. Nitekim bir âyet-i kerimede, "Hayatına yemin ederim ki, onlar (Lut Kavmi) sarhoşlukları içinde muhakkak serseri bir halde idiler" [11] buyrulur. İbn Abbâs der ki, Allah Tealâ sadece Hz. Peygamber (sav)'in hayatına yemin etmiştir. Bu konuyla ilgili bir kelime de, daha önce zikrettiğimiz Yâsin kelimesidir. O, ey insan ma'nâsına da gelir. Bundan Hz. Peygamber (sav) kastedilir. Bu kelimeden sonra "ve'l-Kur'ân-il Hâkîm" terkipleri yemin olarak öncesine atfedilir, ma kabli'ni tekid eder. Yine, bazı müfessirlere göre, "Ve'n-Necmi İzâ Hevâ- battığı zaman yıldıza and olsun ki," cümlelerindeki yıldızdan Hz. Peygamber kastedilmiştir. Bu da Hz. Peygamber'in üstünlüğünü ifade eder.

 

5. Kalbinin İslâm Nuru ile Aydınlatılması:

Hz. Peygamber (sav)'in kalbi, Peygamberliğinin ilk yıllarındaki sıkıntılardan kurtarılmış, yerine sükün, rahatlık verilmiş ve İslâm nuru ile aydınlatılmıştır. Nitekim bir âyet-i kerimede, "Senin göğsünü şerh etmedik mi?" [12]  buyrulur. Yani göğsüne genişlik, kalbine ferâh, nefsine kuvvet vermedik mi? Hâl ve istikbâlde, dünyâ ve âhirette bütün muratlarını izah edip de her müşkülünü yenecek büyük bir ruh ile şaşkınlıktan hidâyete, gamdan sürûra, darlıktan genişliğe erdirmedik mi? demektir. Hz. Peygamber (sav)'in kalbi, biri çocukluğunda, diğeri miraç gecesi olmak üzere başlıca iki defa manevî bir ameliyâtla açılmış, yıkanmış, içine hikmet doldurulmuştur. Ameliyatın dört defa vukû bulduğunu söyleyenler de vardır. Bu görüşleri gösteren birçok âyet ve hadîs mevcuttur.

 

6. Günahlardan Korunması:

Günah ve sevâp kazanmaya istidâdı olan insanoğlunun hiç birisi mâsum (günahtan korunmuş) değildir. Hatta son peygamber olan Hz. Muhammed (sav) dahi zelle ve hata etmekte mâsum değildir. Bir âyet-i Kerimede, "...günah ve vebâli senden ıskat etmedik mi?, ki o, senin sırtına ağır gelmiş (kemiklerini gıcırdatmış) ti"[13] buyrulur. Burada atılan şeyin peygamberliğin başlangıcındaki son derece gamlandıran ve tahammülü ağır gelen bir takım zorlukların olduğu dendiği gibi, O'ndan sudur edebilecek olan bazı zellelerin olduğu da denmiştir. Bu durumu aşağıdaki âyeti kerimede ispat etmektedir. Âyet şöyledir: "Senin geçmiş ve gelecek günahını Allah yarlığamıştır..."[14] . Âyet, Peygamberimizin dahi bazı küçük günahlarını göstermektedir. Diğer Peygamberler dahi bazı hatalar işlemişlerdir. Büyük günahlardan ise peygamberliğin gereği mâsum kalmışlar ve hiç bir zaman devamlı küçük ve büyük günah işlememişlerdir.

 



[1]Tirmizî, eş-Şemâil s.190.

[2] Kastâlânî, I, 400, 402.

[3] Ahzab,6

[4] Enbiya,107

[5] Ahzab,21

[6] Necm,5-6

[7]Gazzâli, İhyâu ulumiddin 1,124.

[8]Kâdî İyâz, , eş-Şifâ. I, 129-132

[9] Bak. el-Hakim'den naklen El-Kâdî İyâz, a.g.e, I, 449.

[10] Kâdî İyâz, eş-Şifâ, a.g.e, I, 445-450

[11] Hicr,72

[12] İnşirah,1

[13] İnşirah,2-3

[14] Fetih,2

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ticaret Ltd. Şti. (www.duzcepostasi.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

E-Gazete

  • 30.01.2023

E-Gazete Arşivi

Resmi İlanlar

Mobil Uygulamalarımız

IOS UygulamamızAndroid Uygulamamız