• 4.01.2021 00:00

EVET sevgili dostlar, geçtiğimiz Salı günü Sayın Kılıçdaroğlu’nun TBMM’de kendi grubunda yapmış olduğu haftalık konuşmasından bu yana kamuoyunda, bütün kesimlerce tartışılmasına rağmen canlılığından hiçbir şey kaybetmeyen SORU: İşte bugün köşe yazımıza başlık oldu.

Olay şu; hatırlayacağınız üzere CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu, grup toplantısında yapmış olduğu malum konuşmasında “Irak ve Suriye’ye, TBMM tarafından daha önce verilmiş olan sınır ötesi operasyon yetkisi”nin iki yıl daha uzatılmasına yönelik Teskere için “EĞER EVET DERSEK CUMHURİYET’E İHANET ETMİŞ OLURUZ” demişti.

Nitekim bu belirleme doğrultusunda da CHP oylamada HDP ile birlikte RED oyu verdi. Halbuki bundan önce Kuzey Irak ve Suriye’ye yönelik AYNI MUHTEVALI sınır ötesi operasyon talebini içeren teskerelere CHP grubu hep “EVET”  oyu vermişti.

 

PEKİ, ŞİMDİ NE DEĞİŞTİ!

Öncelikle ifade edeyim ki, bütün hesaplar 2023 Haziran’ı göz önünde bulundurularak yapılıyor. ABD Başkanlık seçimleri sonucu iş başına gelen Sayın Biden, içimizdeki dostları ile birlikte, onlara yapacağı yardım ve işbirliği sonucu Türkiye’de iktidarı değiştirip bölgeyi daha kolay dizayn edebileceğine yönelik talihsiz bir açıklama yapmıştı. Üstelik ABD, Türkiye’nin sınırları içerisinde PKK’nın varlığını her ne kadar kendi terör listelerinde kayıt ve muhafaza ediyorsa da, PKK’nın PYD adıyla Kuzey Suriye’deki uzantısını dost ve müttefik belleyip ona on binlerce TIR silah ve mühimmat takviyesine Biden ile de devam ediyordu.

Öyle zannediyorum ki, ABD’nin bu ikiyüzlü tutumu başta HDP olmak üzere CHP’yi de yeni strateji belirlemeye sevk etmiş, bilhassa CHP kendisine gizli dost ve işbirlikçi belirlemede sakınca görmemişti.  Nitekim CHP, HDP ile daha yakın ilişki tesis etmeye başlamış ve aralarında, kamuoyundan gizli tutmaya özen gösterdikleri bir ortaklığın varlığına yönelik halkın endişe ve şüphelerini giderecek açıklamalardan özenle kaçınmıştı.

Hal böyle iken geçenlerde HDP kendi iç organlarını toplayarak “Demokratik Tutum Belgesi” adı altında 11 maddelik bir deklarasyon yayınladı. Bu deklarasyonun 3. Maddesinde,  HDP “Kayyım rejimi değil halk iradesi’nin esas alınmasını”, 5. maddesinde de “ Barışçı dış politika”nın göz önünde bulundurulmasını talep ediyordu.

 

PEKİ BU İKİ MADDENİN TERCEMESİ NEDİR?

Söyleyeyim, bu iki maddenin tercemesi şudur; HDP “barışçı dış politika” adı altında, dışarıda, Türkiye’nin güneyinde Suriye ve Irak’ta yerleşik, icra-i faaliyette bulunan, PYD’yi, YPG’yi ve Kandil’i, Sincar’ı rahat bırakın diyor.

Kayyımlara son verin” başlığı altında ise, “bizim belediye başkanlarımızı geri verin de biz hendek kazmaya devam edelim” diyor.

HDP’nin kamuoyuna açıklamış olduğu Demokratik Tutum Belgesi’nin bu iki maddesi dışında ihtiva ettiği dokuz madde daha var. Her ne kadar HDP’nin bu iki maddenin ihtiva ettiği konular dışındaki başka konularla ilgilendiğine inanmak izan ve basiret sahibi kişiler için biraz zor ise de, demekki CHP inanmış ki, HDP’nin Demokratik Tutum Belgesi’nin 5. Maddesiyle deklare ettiği beklentisi doğrultusunda , Teskere’ye eğerEVET” dersek Cumhuriyet’e ihanet etmiş oluruz dedi  ve aynen dediği gibi CHP oylamada Teskereye “RED” oyu verdi.

Böylece HDP, yayınlamış olduğu Demokratik Tutum Belgesi’nin ilk meyvesini almış oldu. Ve böylece her seferinde Mustafa Kemal Atatürk’ün “Kuvay-ı Milliye Ruhu” ile kurmuş olduğu bir partinin mensubu olduğunu söyleyen CHP yönetim ve grubu Misak-ı Millî sınırları içerisinde, Devletimizin bekası, vatanımızın bütünlüğü, milletimizin birlik ve beraberliği aleyhine kurulmuş olan tuzakları, söz konusu vaki oluşum ve birliktelikleri etkisiz hale getirmek için sınır ötesi operasyon yapmaya yönelik Türk Silahlı Kuvvetlerine yetki verecek olan Teskere’ye RED oyu vermiş oldu.

 

ASIL İHANET!

Dostlar; “bize kim sınırlarımızın dışına çıkmayın” diyorsa işte asıl İHANET o cümlenin altında yatmaktadır. Zira verilecek yetki sonucu gideceğimiz yerler, Misak-ı Millî sınırları içerisindeki yerlerdir. Bu yerler bizim Türk Milleti olarak yürütmek mecburiyetinde olduğumuz kökü mazide olan MİLLî SİYASET sahnesi içerisindeki yerlerdir.

Emperyalist güçler ister Irak, ister Suriye olsun güneyimizdeki bölücü unsurları, sırası geldiğinde Türkiye’nin bekasına, birlik ve beraberliğine karşı kullanmak üzere hep elinde hazır tutarlar. Bu itibarla bizim bilhassa 2015’den bu yana daha etkin bir şekilde uygulamaya koyduğumuz yeni bir savunma konseptimiz var. Artık eskisi gibi “terörist sınırlarımızdan içeri girsin, ayağımıza kadar gelsin, ondan sonra harekete geçeriz”  diyip beklemiyoruz. Benimsediğimiz yeni konsept doğrultusunda TERÖRÜ KAYNAĞINDA KURUTMAK üzere gerekirse 170 km derinliğinde sınır ötesine iniyor ve teröristi ininde etkisiz hale getiriyoruz.

 

NİÇİN BİZDEN EL ÇEKMİYORLAR

Zira biz MERKEZ İSLAM COĞRAFYASI’nın baş ucunda göğsünü ve gönlünü güneye dönmüş sırtını kuzeye vermiş, bir kolu Balkanların, diğer kolu Kafkasların omuzlarında dik duruşlu  açık alınlı, bulunduğu yere nizam veren, zalime dur deyip mazlumu elinden tutup kaldıran bir milletiz.

O emperyalist güçler Merkez İslam Coğrafyası’nda yerli NAZIM bir gücün olmasını hiç istemezler. Bu doğrultuda bizi Sevr ile çökertmek istediler. Ama hür doğmuş ve tarih boyunca hür yaşamış olan bu asil millet Lozan ile varlığını sübuta erdirip ayağına yer edindi, zaman içinde ipek böceği misali, ruh yapısı ve mana bütünlüğü içerisinde yavaş yavaş kendi kendini inşa etti. “Yeter artık söz de karar da milletindir” diyerek yeniden arza ayakbastı ve küresel aktörler arasındaki yerini alarak İHA’larıyla SİHA’larıyla zalime dur dedi.

 

GÜNEY KUŞAĞIMIZ HERKESİN GÜNDEMİNDE

Kısaca arz edeyim; birinci Körfez savaşı sonrasıydı, CNN muhabiri ABD Savunma Bakanı’na sormuştu; “Birleşik Devletlerin savunması nereden başlar?” diye Bakan cevap vermişti “Basra Körfezinden” diye. Basra nire Waşington nire? Öte taraftan Basra Körfezinden İskenderun Körfezine kadar düşünülen ve pratiğine şahit olduğumuz Siyonist İsrail yayılmacılığı, yine güneyimizde kendi ideolojik yayılmacılığına yönelik koridor oluşturmanın peşinde olan İran Pers yayılmacılığına ne dersiniz? Peki şimdi biz güneyimizde cereyan eden bu faaliyetlere seyirci mi kalacağız!

Hayır, Türkiye güneyinde olup biten bu oyunları seyretmeyecek, emperyalistlerin oyunlarını boşa çıkarmaya, onların elinde oyuncağa dönüşen uydu satkınların etkisiz hale gelmeleri, birbirini destekleyen Siyonist ve Pers yayılmacılığının önünün alınması için Türkiye’nin, daha önceki Teskerelerle içeriği ve sınırları belirlenen harekatı devam edecektir. Zira bizim hayatiyetimiz buna bağlıdır, biz de bir atasözü vardır; “ Oğul senin yurdunun sınırları 1000 km. öteden başlar” diye.

Şimdi bir kere daha soruyorum; Teskere’ye evet diyen mi, yoksa tam aksine “hayır” diyen mi HAİNDİR!

Yeter artık söz milletindir, aziz milletimiz karar versin.

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.