• 11.11.2021 00:00

SEVGİLİ dostlar; hepinizin bildiği gibi 06.11.2021 tarihinde İYİ PARTİ Genel Başkanı sayın Akşener Bingöl’de esnaf ziyaretinde bulunurken, 1997 yılında yaylada hayvan otlattığı sırada terör örgütü PKK tarafından hunharca şehit edilen 14 yaşındaki İsa Gümren’in ağabeyi Tahir Gümren, sayın Genel Başkana karşı tepkisini dile getirdiği sırada, orada korumaların mevcudiyetine rağmen İYİ Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan’ın fiili müdahalesine ve sin-kaflı galiz küfrüne maruz kalmıştı.

Aradan 5-6 gün geçmesine rağmen İsa şehidimizin ağabeyi Tahir Gümren’in şahsında, şehit İsa’nın bacısına yönelik hiçbir iffet, izzet, izan ve vicdan sahibi,  toplum değerlerine vakıf ve o değerlere yürekten inanıp  saygı duyan, hele-hele temsil olgusu içerişinde halkın karşısına çıkan ve halkın geleceği dışında hiçbir hedefinin olmadığını iddia eden onurlu bir şahsa asla yakışmayacak, bu küfre karşı bütün toplum kesimlerinden tepkiler hala devam ediyor.

Tepkilerin durmadan devam etmesi kamu vicdanının bu deni fiilden ne kadar ağır bir şekilde rencide olduğunun ifadesidir. Toplumsal tepkinin ibresi süreklilik ve yaygınlık olgusu içerisinde bu noktaya ulaşmışken bizim, bu durum karşısında sessiz kalmamız düşünülemezdi. Bu itibarla bu haftaki  yazımı yıllar önce göz aydınlığı evladı İsa’sının eşkıyalar tarafından şehit edilmesiyle ciğeri yanan Telli ananın, ağabey Tahir kardeşimizin acısını içimizde hissedip, ona karşı 6 Kasım’da işlenmiş olan  kavlî ( sözlü) cinayeti sosyo hukukî  açıdan tahlil edeceğiz.

 

TEMSİL HUKUKU AÇISINDAN OLAYIN TAHLİLİ;

Pratiğe yansıyan dış görünüşüyle olay merhum şehit İsa Gümren’in ağabeyi Tahir Gümren’in şahsında İYİ Parti Grup Başkanvekili, Kocaeli Milletvekil Lütfü Türkkan’ın, PKK’nın daha hayatının baharında 14 yaşında iken hunharca katletmiş olduğu,  milletin gönlünde yatan şehid İsa Gümren’in bacısına alenen elfaz-ı ğaliza ile küfretmesi olayıdır.

Olay vahimdir! Zira ağır küfür içerikli elfaz, milletin vekili olan bir şahsın ağzından 1997 yılında daha genç yaşta milletine veda etmiş olan şehidin ağabeyinin şahsında, o şehidin bacısına yöneltmiştir.  Dolayısıyla kötü söz yalnız bu gün itibariyle toprağın üzerinde olanları değil aynı zamanda toprağın altında ebedî istirahatgahına çekilmiş olan ve millete mal olmuş olan bir şehidimizi hedef edinmiş, kısaca ölümüzü de dirimizi de rencide etmiştir.

Nitekim şehit İsa kardeşimizin anası Telli Gümren, hayattaki oğlu Tahir, böyle ağır bir küfre  maruz kalınca aynen şöyle demişti; “ Tahir, kardeşinden dolayı üzgündü,bir şeyler söylemiş, kalkmışlar Tahir’e hakaret etmişler. Sebep? Hem oğlum ölmüş hem de diğer oğluma hakaret ediyorlar… Bizim yüreğimiz yanıyor. Buna rağmen yine oğluma dün hakaret etmişler… Kaç yıl oldu, hala içimiz yanıyor. Dün  Tahir’e yapılanlardan o kadar üzüldüm ki, sabaha kadar uyuyamadım. Sadece ben değil çocuklarımın hepsi de çok üzüldü”,  ardından da Kabristan’a gidip İsa’nın kabri başında ona Fatihalardan demetler sunarak onun, olup bitenlerden rencide olan ruhunu teselli etmiştir.

Temsil hukukunda; temsil yetkisini üstlenen vekil ile temsil edilen müvekkil arasında, vekalet yetkisinin devrinde kurucu temel unsur karşılıklı güven ilkesidir. Karşılıklı güven ilkesi, millet adına  yasama yetkisini elinde bulunduracak olan Millet Meclisinin oluşumunda daha da önem arz eder. Şöyle ki; bir milletvekili adayı milletvekili seçilene kadar kendi seçim bölgesindeki seçmenleri ile diyalog içerisinde iken, milletvekili seçildikten sonra artık yalnız kendi seçim bölgesini veya sırf kendisine oy verenleri değil, bütün milleti temsil eder.

Dolayısıyla olayımızda Bingöl’de, milletini bütünüyle temsil eden bir vekilin, bir şehit ağabeyi olan Tahir Gümren’in şahsı üzerinden bir şehidimizin bacısına küfretmiş olması temsil olgusunun temel dayanağı olan güven ilkesini kökünden sarsmıştır. Binaenaleyh temsil olgusu büyük bir yara almıştır. Bundan böyle bir şehidin Türk milletinin emanetinde ilelebed yaşayacak olan iffet ve izzetine alenen elfaz-ı ğaliza ile küfreden bir şahsın vekaletine bundan böyle devam  etmesi en azından edeben ve vicdanen mümkün değildir.

 

ZEDELENEN KAMU VİCDANI’NIN ESKİ HALİNE İADESİ GEREK!

Zedelenen kamu vicdanı karşısında kötü sözü ağzına yakıştırıp, elfaz-ı ğaliza’yı bir mazluma yönelten Vekil, siyasi yapılanması doğrultusunda kendi partisinde üstlenmiş olduğu Grup Başkanvekilliği görevinden, hatırını saydığını ifade ettiği Genel  Başkanı’nın talebi doğrultusunda istifa ettiğini beyan etti. Ama kullandığı elfaz-ı ğaliza  ile harem-i ismetine dil uzattığı madureden, onun gözü yaşlı anasından, yakınlarından hala açıkça özür dilemedi. Mensubu bulunduğu siyasi oluşumun kademeleri ve doruk noktası da, onun Grup Başkanvekilliğinden istifasını yeterli gördü. Böylece mensubu olduğu siyasi oluşum bütün kadrosuyla birlikte vekil-müvekkil ilişkisinin temel dayanağını teşkil eden güven olgusunu zedeleyen Elfaz-ı Ğalizayı zımnen ve fiilen görmemezlikten  gelerek bir bakıma bu cürmü, masum ve yerinde bir davranış olarak gördüler.

Halbuki Kamu Hukuku’nun belirlemiş olduğu müeyyidelerin temel hedefi zedelenen kamu vicdanının eski haline avdet ettirilmesidir. Bir şehidin bacısına  Elfaz-ı Ğaliza ile küfrederek temsil hukukunun temelini teşkil eden güven ilkesini kökten illetli kılan bir Vekil bu cürmüne rağmen kendi iradesi ile milletin verdiği temsil yetkisini istifaen millete iade etmiyorsa başta TBMM olmak üzere devletin ilgili kurumları gereğini yapmalı ve Kamu Vicdanını eski haline döndürmelidir. Söylenecek başka söz yoktur.

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.