• 18.11.2021 00:00

SEVGİLİ dostlar; geçtiğimiz hafta sonu, bizlere “güneşin doğudan doğacağı günler yakındır” dedirtecek bir zirveye ve kardeşler buluşmasına şahit olduk. Ama gel gör ki zirvede konuşulanların içeriği ve nihaî olarak ulaşılan sonuçların kardeşler arasında geleceğe yönelik üreteceği huzur, güven ve mutluluk demeti,  bilhassa birlikteliğe verilen yeni ismin bizleri haddinden artık sevince boğmuşken, geçtiğimiz 16 Kasım Salı günü “Ey Sevgili! uzatma dünya sürgünümü benim”  diye En Sevgili’ye,  gönülden yalvaran diriliş neslinin üstadı, fikir babası, şair, büyük düşünür Sezai Karakoç,     “Ey Sevgili”,  “En Sevgili” diye yalvardığı Rabbine yürüdü. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. İnşaAllah “En Sevgili” belirleme ve teslimiyetiyle “Ey Sevgili” diye huzurunda kıyam edip yalvardığı Yüce Yaradan, onun gönül ibresinin seviyesini ifade eden o belirlemesi doğrultusunda onu en hoş bir şekilde karşılar ve engin cennet bahçelerinde ağırlar.

Gerçi bizler şimdi mahrum kaldık onun veçhinden sözünden, şiirinden, satırlara dökülecek olan fikir ve düşünce demetlerinden. Ama hiç önemli değil, değilmi ki o “Ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardır. Gün batsa ne olur, geceyi onaran bir MİMAR vardır” deyip,  dünya hayatını bir sürgün kabul ederek  iman ve teslimiyet içinde  En Sevgili’sinin hasretini çekiyordu… Şimdi o, bizim “ölüm” diye adlandırdığımız vasıta ile “En Sevgili” dediği Yaradanına kavuştu. Vuslatın hayırlı mübarek olsun Üstad!... Sen dualarına devam et; aynı iman ve teslimiyet içerisinde geceyi onaran Rabbim bize de nasib etsin “Ey Sevgili” haykırışıyla En Sevgili’yle bütünleşmeyi ve nihayet O'na kavuşmayı…

 

GÜNEŞİN DOĞUDAN DOĞACAĞI GÜNLER YAKINDIR!

Sevgili dostlar, yukarıda bahsettiğim birlikteliğin, kardeşler buluşmasının temelini fiilen 8. Cumhurbaşkanı rahmetli Özal atmıştı. Hatta ölümünden kısa bir süre önce gerçekleştirmiş olduğu Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini kapsayan gezisi ile de bu birlikteliğin bilfiil pratiğini yapmış, bilhassa Azerbaycan’da halkın bu birlikteliğe yönelik sergilemiş olduğu sevinç ve heyecan dünyanın gözünden kaçmamıştı. Vaktiyle doğuyu aydınlatan bilhassa Buhara Semerkant kaynaklı ilim, teknoloji ve uzay çalışmalarına yönelik ilk gayret ve bulguların varlığı ve aynı zamanda gönül dünyamızda yine bizi itidal noktasına taşıyıp aşırılıklardan uzak bir şekilde kendimiz için istediğimizi başkaları için de isteme erdemliliğine erdiren ilmî gayretler ve kutup şahsiyetler ile tanışıp kaynaşmamız, çevremizdekiler başta olmak üzere dünyadaki emperyalist ve Siyonist organizasyonu çok rahatsız etmişti.

Bunun ilk ve en büyük tezahürü Merhum Özal’ın o meşhur Orta Asya Türkî Cumhuriyetlerini kapsayan gezisini müteakiben kısa bir süre sonra karşılaşmış olduğu ve hala aydınlatılamayan şüphelerle dolu ölüm şekliydi. Daha sonra da biz, bu tür olumsuz bulgulara rastladık. Nitekim daha geçtiğimiz yıllarda, bundan önceki Özbekistan Cumhurbaşkanı Kerimov zamanında dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na bir ziyaretinde, güvenliğinizi sağlayamayız gerekçesi ile Buhara’ya gitmesine izin verilmemişti.

 

BİR MİLLET YEDİ DEVLET!

Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, hangi tedbiri alırlarsa alsınlar, bizim gönlümüzün sahibi Yaradan’dır. O bizim ruh ve manamızı yüceltecek, bizi birbirimize sevdirecek, gönüllerimizi huzur ve sukuna erdirip aynen BEDİR sabahında olduğu gibi bizim birlik ve beraberliğimizi pekiştirecek ve hedefe doğru yol alan tevhid tekerleğini asla tümsekte koymayacaktır. Biz de “gün doğmuş , gün batmış ebed bizimdir” deyip birlik beraberlik içinde Kızıl elmaya, ebed’e doğru yolumuza devam edeceğiz inşaAllah.

Türkiye-Azerbaycan birlikteliğinin ifadesi olarak daha düne kadar “bir millet iki devlet” diyorduk. Rabbim samimiyetimize,  iyi niyetimize, bizimle birlikte, ecdat kanıyla sulanmış olan bu aziz coğrafyada toprak altında yatan gönül erlerinin, kutup şahsiyetlerin dualarına bereket lütfetti ve biz artık geçtiğimiz 12.11.2021 Cuma günü Özgürlük ve Demokrasi Ada’sındaki ZİRVE’den sonra “bir millet yedi devlet” diyoruz.

Bilindiği gibi 12.11.2021 tarihindeki zirveye Cumhurbaşkanımız sayın Erdoğan ile birlikte Azerbaycan Cumhurbaşkanı sayın Aliyev, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, Türkmenistan Cumhurbaşkanı Gurbangulu Berdimuhammedov , gözlemci olarak Macaristan Başbakanı Viktor Orban ve Türk Konseyi Genel Sekreteri Baghdad Amrayev katılmışlardı.

Zirvenin öze dönüşün sübutuna yönelik en öneml i yansıması Cuma namazını, liderlerin, adada bulunan Fatin Rüştü Zorlu Camii’nde birlikte eda etmeleriydi. Böylece bir “ilk” daha gerçekleşmiş oluyordu; Türk Dili konuşan ülkelerin Başkanları Dildaş,Kandaş, Gönüldaş, Gardaş olarak Yaradan’ın huzurunda birlikte saf tutmuş, birlikte tekbir getirip huzurunda birlikte el bağlamış, birlikte rükûa varmış, yere kapanıp birlikte secde etmişlerdi. Bize bu günleri gösteren Rabbimize hamd olsun.

 

ZİRVENİN EN ÖNEMLİ SONUCU!

Zirvenin en önemli sonucu Türk Dünyasının gücüne güç katan isim değişikliğinin gerçekleşmiş olmasıydı. Bildiğiniz gibi değişikliğe uğrayan “AD”, “Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi” ( Türk Konseyi)  idi. İşbirliği konseyi veya kısa adlandırmasıyla Türk Konseyi; başlangıç itibariyle, o zamanın sosyo-hukukî şeraiti dahilinde “olabilir” bir adlandırma idi.

Fakat bizim hasretimiz, aynen dünyada başka ulusların vitrinlerine taşıdıkları birliktelikler misali, kökü mazide olan, yalnız dilde değil, ruh ve manadaki birlikteliğimizin içinde “DEVLET” lafzının  da olduğu ve aynı zamanda birlikteliğimizin otoritesini de yansıtacak yeni bir kisveye bürünmesi idi. Hak ettiğimiz adımızın içinde yer alacak olan “DEVLET” i özlemiştik adeta. Hamd olsun değişim gerçekleşti adımız artık bundan böyle TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLAT oldu.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki “bir millet iki devlet” söylemi, “Türk Devletler Teşkilatı”na dönüşmesinde ve bundan böyle “ Bir millet yedi devlet” kabullenişinin kafa ve gönüllere yerleşmesinde etkin fonksiyon icra etmişti. Nitekim Karabağ zaferi de bu söylem doğrultusunda sergilenen birlikteliğin sonucu olarak elde edilmişti.

Artık bundan böyle Türk Dünyası daha güçlü olacak, PKK-YPG, DEAŞ ve FETÖ başta olmak üzere her türlü teröre karşı, birlikte mücadelesini sürdürecek, Türk dünyasının ayrılmaz parçası olan KKTC’yi da aralarına alarak Kıbrıs Türklerinin maruz bırakıldığı tecrit ve ambargonun sona erdirilmesine, İslam karşıtlığı( İSLAMOFOBİ) ve yabancı düşmanlığına karşı birlikte karşı koyacaklar. Türk Devletler Teşkilatı hepimiz için hayırlı olsun.

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.