• 2.02.2021 00:00

Sevgili dostlar; son günlerde bir “HELALLEŞME” arzusudur, almış başını gidiyor. “HELALLEŞME” nin hukuk literatüründeki adı en yakın tabiriyle “İBRALAŞMA” dır. Yani en hafif ifadesi ile birbirinden incinen veya incitilen, hatta gücenen, etkin tarafın fiil ve yönlendirmesi doğrultusunda hak kaybına uğradığına inanan MAZLUM kesimin veya aralarında sözlü/yazılı mukaveleye dayalı borç ilişkisi bulunan tarafların iş sonunda yahut da işin herhangi bir safhasında vaki talep doğrultusunda bir araya gelerek aralarında herhangi bir alacak-vereceğin kalmadığına veya incinme ve gücenmeye dayalı yaşanan mağduriyetin sona erdiğine dair birbirleriyle mutabık kalmaları ve nihayet İBRALAŞIP=HELALLEŞİP birbirlerini AK’lamaları demektir.

 

PEKİ BU HELALLEŞME İSRARLARI NEDEN?

Öncelikle ifade edeyim ki, bu helalleşme ısrarları, en açık ifadesiyle bu talebi ileri süren şahsa yönelik, ortaya koyduğu  hedef ve davranış tarzlarıyla  halka, halkın değerlerine ters düşme olgu ve ısrarının şuur altında oluşturmuş olduğu suçluluk kabullenişinin tabii bir sonucudur.

Bu millet öyle badireler geçirdi ki, milletin ruh ve mana kökünü besleyen, kökü mazide olan kültür ve harsının ana kaynakları ile milletin alakası tamamen kesildi. O kadar ki Allah’tan ve ahlaktan bahsetmek bile “geriye dönüş” sayılıp cezaî takip konusu oldu.  İbadet haneleri, kıblegahları tarumar edildi, kimisi satıldı, kimisi ahıra, kimisi depoya kimisi de örgüt merkezine çevrildi. Onun için bu millet çektiği o çilenin ıstırabı ve ruh yapısına yönelik duyduğu hasretin özlemi içerisinde kendisini minarelerinden yükselen Muhammedî sedaların aslına kavuşturanları rahmet ve minnetle anar, onları hiç unutmaz; onlara zulmedenleri de vicdanında mahkum etmekle yetinmez, Allah’a havale eder.

 

PEKİ BUNLARIN HELALLEŞME= İBRALAŞMA YETKİLERİ VAR MI?

Helalleşme talebiyle toplumun karşısına çıkanlar anlaşıldığı kadarıyla yalnız kendilerinin söyleyip ettikleriyle ilgili olarak değil; bugüne kadar, mensubu bulundukları siyasi oluşumun yukarıda ifade etmeye çalıştığım şekliyle Müslüman Türk milletini ruh ve manasından uzaklaştırıp dış güçlerin belirlediği hedefler doğrultusunda onu öz kültür ve değerlerinden soyutlayıp sazın, kemençenin, davul ve zurnanın karşısındaki senfoni orkestrası misali bu aziz milleti ne idiğu belirsiz hale getirme gayretleri dahil, 28 Şubat’tan günümüze kadar mensubu bulundukları siyasi örgütün bütün fiil, tasarruf ve söylemlerini kapsıyor bunların helalleşme talebi. Bunların yetkileri var mı diye sormamızın sebebi de işte budur. Hukukta ibra ve helalleşmede bir şahsın başkası adına tasarrufta bulunabilmesi için vekaletnamesinde “sulh ve ibraya” yani helalleşmeye yetkilidir şeklinde özel yetkiye sahip olması şarttır. Aksi takdirde beyanı dayanaksız kalır, sonuç olarak karşı taraf yanıltılmış olur ve böylece ikinci bir mağduriyet doğmuş olur.

Belki de yetkisiz temsil edilen örgütün önceki sorumluları bu helalleşme talebini kabul etmeyecek ve “biz yaptığımız hiçbir işin, söylediğimiz hiçbir sözün pişmanlığı içinde değiliz, biz yapmamız gerekeni yaptık, verdiğimiz sözü yerine getirdik, hiç kimseden helallik talebinde bulunmuyoruz bizim adımıza siz de bulunmayın” diyecekler, bilemiyoruz. Dolayısıyla ortada bir “yetkisiz temsil” söz konusu.

 

 

MADALYANIN ÖBÜR YÜZÜ!

Madalyanın öbür yüzüne gelince, helalleşme talebine muhatap olanlar ancak bizzat kendileri karşılaşmış oldukları eylem, işlem ve söylemlerden dolayı şahsen kendi mağduriyet ve hak kayıplarına dayalı olarak helalleşme talebine karşılık verebilir. Talep doğrultusunda ya “tamam, hakkımı helal ediyorum” der, ya da “kusura bakma, talebinizi kabul edersem HAK-HUKUK mefhumuna saygısızlık etmiş olurum, dolayısıyla seninle BÜYÜK DURUŞMA’da hesaplaşacağım” der ve talebi reddeder.

Ama şahsen benim, takındığı takkesinden, çektiği teşbihinden, secde ettiği seccadesinden dolayı horlanan Rahmetli babam adına hiç kimseyle helalleşme yetkim yok. Yine vaktiyle Bölüm Başkanı olarak çalıştığım Fakültenin binasında yerleşik Mediko’ya doktora reçete yazdırmak için gelen rahmetli eşimi, başörtülü olduğu için “kamusal alan” safsatasıyla içeri almayan, büyük bir mahcubiyet içinde onu geri çeviren zihniyet ve o zihniyetin banileriyle rahmetli adına benim helalleşme yetkim yok. Dolayısıyla helalleşme talebi ancak “ Büyük Duruşma” da ilgilisine ulaşacak ve taraflar o duruşmada ilahi adaletin tecellisine birlikte şahit olacaklardır.

 

ÖYLEYSE BUNLARIN GAYESİ NE!

Şu plan ve projeyi hiç kimsenin inkar etmesi mümkün değildir; emperyalist ve siyonist organizasyon, tesis etmek istedikleri dünya hakimiyeti doğrultusunda yerli işbirlikçileri vasıtasıyla bu milleti tarih boyunca sahip olduğu ruh ve manadan, karakter, seciye, ahlak ve değerlerden uzaklaştırıp kendi belirlemeleri doğrultusunda bir noktaya taşımak istediler.

Ama EBED yolunda, tarih boyunca Yaradan’ın adını hep ÖTELERE taşıyan bu milletin tekerine taş koyanlar Rabbimin bize olan yardımı sonucu muvaffak olamadılar. Merhum Üstad’ın dediği gibi, EBED’e giden yolda bu aziz Milletin, davasını ötelere taşıdığı tekerlek tümsekte kalmadı. Eve dönsek de, dönmesek de yüzler büyük bir umutla hep sevinç sinyalleri verdi, başlar hep yüksekte dimdik kaldı ve ecdadının asaletini pekiştirdi. O kadar ki, küresel düzenin gidişatına müdahale eder duruma geldik, Mavi Vatan belirlemeleriyle Barbaros’un torunları olduğumuzu kainata haykırdık, Kafkaslar’da, Irak’ta, Suriye’de, Libya’da oyunlarını bozduk.

Bunların gayesi ne biliyor musunuz; Öz benliğine dönme yolunda titreyip kendine gelen, artık bundan böyle savunma sanayiinde elde etmiş olduğu sonuçlarla yere sağlam basan ve dolayısıyla emperyalist-siyonist organizasyonun ve onların yerli işbirlikçilerinin moralini bozan Türkiye’yi sekteye uğratmak ve milletin özüne dönme younda bugüne kadar elde etmiş olduğu kazanımlarını elinden almaktan başka bir şey değildir.

İşte bunun için milletin ruh yapısının üretmiş olduğu “HELALLEŞME” kavramıyla bir bakıma kuzu postuna bürünüp vaktiyle mağdur ettiği mazlum halkımıza yanaşmaya çalışıyorlar. Belki bir kısmını kandırırız diyerekten... Onların milletin değerlerine teslim olmaları bizi mutlu eder. Ama geçmişi adına yetkili olmakla birlikte, gerçekçi ve samimi olmak şartıyla. Yoksa yetkisiz temsil ile ancak laf üretmiş olurlar.

Halbuki Ziya Paşanın dediği gibi;

Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz

Şahsın görünür rütbe-i ak’ı eserinden

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.