• 6.01.2022 10:00
  • (2)

SEVGİLİ dostlar; atasözünün aslının, “Kırk yıllık Kani olur mu Yani!” şeklinde olduğunu biliyorum. Ama uyarlayacağımız güncel veriler karşısında değil kırk yıl, kuruluşundan bu yana hep “Yani” statüsünde vitrinlerde arz-ı endam ederek bu aziz milleti öz değerlerinden uzaklaştırıp onu emperyalist ve Siyonist güçlerin belirlediği bize yabancı kültür kalıplarında şekillendirme yolunda elinden geleni ardına koymayanlar söz konusu olunca “Kani” ile “Yani” nin yerini değiştirerek soruyu sormak suretiyle hayret ve taaccubumuzu ortaya koymak istedik.

Bugün itibariyle “Yani” ile “Kani” yi somutlaştıracak olursak, 2-3 ay öncesinden bu yana sayın Kılıçdaroğlu’nun “Helalleşme” adı altında, kurumsal mahiyette geçmişiyle yüzleşerek bütün Türkiye’yi  dolaşıp  her kesimle görüşerek,  geçmişe yönelik partisinin söylem ve eylemlerinden kaynaklanan ve Türk milletinin yüreğine oturmuş olan kırgınlıklar karşısında halk ile barışıp kucaklaşmayı, kısaca atasözündeki “KANİ” olmayı hedeflediklerini kamuoyuna açıklamıştı.

Halk tabiriyle; doğru söze hacı emmin ne desin! Elbetteki insan geçmişiyle yüzleşmeli, şayet alıp da vermediği veya kırıp-döktüğü bir şeyler varsa, aldığını vermeli, en azından özür dileyerek etrafı ile helalleşmeli, kırgınlıkları sona erdirerek toplumsal barışa katkı sunmalıdır. Üstelik bu davranış kişinin şahsını aşarak mensubu bulunduğu kurum adına gerçekleşecekse o zaman daha da saygı değer bir davranış olacaktır.

Peki Kılıçdaroğlu bu helalleşme turuna niçin çıkacaktı? Elbette ki 2023 Haziran’ında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde umduklarına nail olabilmek için… Şimdi diyeceksinizki; Millet İttifakı’nın adayı belli değil, peki kimin adına helallik isteyecek sayın Kılıçdaroğlu? Haklısınız, “Helalleşme” nin özel hukuktaki karşılığı “sulh ve ibradır”. Sulh ve İbra işleminde taraflar kendilerini ancak düzenleme şeklindeki resmî vekaletname ile temsil ettirebilirler. Ortada böyle bir vekaletname olmadığına göre Kılıçdaroğlu açıklamadığı ama büyük bir hevesle içinde hep saklı tuttuğu bizzat kendi Cumhurbaşkanlığı adaylığını esas alarak, bu arzusunun gerçekleşmesine zemin oluşturmaya yönelik böyle bir deklarasyonda bulunmuş olmalı…

AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN, LAFA BAKILMAZ!

Bir şahsın veya bir kurumun, daha açığı 30 yıla yakın bir süreyle ülkeyi tek başına ve doğrudan, daha sonraları da başlangıçta oluşturduğu bir takım vesayet makamları vasıtasıyla dolaylı olarak arkadan, Devleti yeniden inşa etme söylemleri içerisinde sevk ve idare den bir siyasi partinin bütün bir Millet’e yönelik helalleşme beyanı toplumsal barışın yaygınlığı yolunda doğrusu ümitlendirmişti bizi.

Ama gel gör ki, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 4-6 yaş aralıklarını kapsayacak şekilde okul öncesi eğitim programları düzenlemek suretiyle geleceğimizin teminatı olan göz aydınlığı evlatlarımızı Yaradan Rabbimizin sevgi ve vahdaniyeti, gönüllerin Sultanı Sevgili Peygamberimizin örnek ahlakı ile buluşturup, onların öğrenme olgusuna kendilrini yaradan Allah’ı tanımak ve O’nun üstün ahlakı tamamlamak için bütün insanlığa “Şahit-Örnek” olarak gönderdiği Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s)  hakkında edineceği ön bilgiler ile başlamasına tahammül edemediler.

Nitekim CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel, TBMM çatısı altında düzenlemiş olduğu bir basın açıklamasında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın oku öncesi çocuklara vermiş olacağı din eğitimini “Orta Çağ Zihniyeti” olarak nitelemiş ve yapmış olduğu bu açıklamada “Okul öncesi eğitim, Diyanet’in işi mi, Milli Eğitim’in işi mi” diye sorup böyle bir uygulamanın anayasaya uygun olmadığını iddia etmişti.

Doğrudur, onların parti olarak gerçekleştirmek istedikleri toplum yapısında, benimsedikleri hayat tarzında, anayasa ve hukuk anlayışında, bırak 4-6 yaş arasını, 18 yaşını doldurmayanların bile Allah’ın adını ağzına alması, Yaradan tarafından insanlık vitrinine örnek şahsiyet olarak oturtulmuş olan Müslüman TÜRK Milleti’nin ahlak numunesi, kılavuzumuz, örnek şahsiyetimiz, sevgilimiz Hz. Muhammed (a.s)’a saygı sunup ona bağlılığını ifade etmesi bile itibar görmez, nazar-ı itibara alınmaz.

Bırakın o tek parti dönemindeki minarelerin “Allah-u Ekber”, “Allah-u Ekber” nidalarına hasret kaldığı günleri, biz daha dünkü gibi hafızalarımızda canlılığını muhafaza eden, CHP zihniyetinin ürünü olan 28 Şubatları bile hala unutmadık.

“Orta Çağ Karanlığı”, Batılıların kendilerini tarif etmek ve o dönemlerde Kilisenin Batıda bireyin varlığı üzerindeki baskısına vurgu yapmak için, kullanmış oldukları nitelendirmedir. Nitekim miladi 1596’da doğup 1650’de ölen Dekart’a kadar bireyin asıl portresini Batı’da kimse görememiş, Dekart “Düşünüyorum o halde ben de varım” sözüyle Batı’da ilk olarak yeni bir kavram mahiyetinde, ruh sahibi, bilinçli, kendine özgü şahsiyeti olan, insan kavramını ortaya çıkarmış ve Kilisenin temeline böylece adeta dinamit koymuştu…

Şimdi bütün bunlardan habersiz, entellektüel bilgiden yoksun, Batılıların kendilerini tarif için kullandıkları bir nitelendirmeyi kalkıp Müslüman Türk’ün tarih boyunca sergilemiş olduğu en parlak dönemlerine yamamaya yeltenmek en hafif söylemiyle çok bariz bir şekilde cehaletin tezahürü ya da bu milletin dinine diyanetine, kültür ve medeniyetine ihanetin ta kendisidir.

Kimse kusura bakmasın bu aziz millet, kendine özgü o asil kimlik ve karakterini her bir ferdine kazandıran din ve diyanetini özgürce yaşayacak, din ve vicdan özgürlüğünün bir uzantısı olarak da, göz aydınlığı evlatlarını bu doğrultuda, Anayasal bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın organize programları doğrultusunda büyütecek ve istikbale hazırlayacaktır.

Sonuç olarak ifade edelim ki; aradan neredeyse 100 yıla yakın zaman geçti ama hala  “Yani” “Kani” olamadı. Bunun böyle olduğunu, aradan geçen bunca zamana rağmen kuralın değişmediğini sayın Özgür Özel, CHP Grup Başkan Vekili sıfatıyla yapmış olduğu bu açıklamasıyla bütün dünyaya bir kere daha gösterdi ve Kılıçdaroğlu’nun “Helalleşme Çağrısı”nı da boşa çıkarmış oldu. Artık özbenliğinden koparılıp ruh ve manasından uzaklaştırılmak istenen bu aziz milletin CHP adına sayın Kılıçdaroğluyla hesaplaşması veya helalleşmesi MAHKEME-İ KÜBRA’ya, diğer bir tabirle BÜYÜK DURUŞMA’ya kaldı.

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.