Prof. Dr. Celal ERBAY
Prof. Dr. Celal ERBAY

Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı

Oruç Mektebinin Sosyal Bünyemize Kazandırdıkları!

  • 14.04.2022 11:35

Oruç; gün içerisinde belli bir zaman dilimini kapsayacak şekilde, mü’min ve muvahhid olan irade sahibi şahsı, yemeden-içmeden keserek, en etkin İRADE doğrultusunda adı belirlenmiş olan O malum ay boyunca, sorumluluk sahibi şahsın davranış ve kararlarına yönelik; yönlendirici ve sonuç belirleyici olarak aklın ve ruhun hakim kılınması demektir.

Oruç önce, şahıs olarak bizi ele alır ve bir ay boyunca yeme—içme olgusunu, aksi mümkün olmayacak şekilde belli zaman dilimlerine bağladığı için; bir yıl boyunca ölçü tanımadan devam edegelen aşırı dengesiz beslenmelerin yükü altında yorulan organizmamızın tabir caiz ise soluklanıp dinlenmesini, hatta kendine gelmesini sağlar. Böylece oruç sayesinde organizmamızın yıllık bakımı gerçekleşmiş olur. Aynen arabamıza, evimize yönelik tahakkukuna vesile olduğumuz yıllık bakımlar gibi.

KÜÇÜLEN AİLELERİ,  İFTAR SOFRALARI  TEKRAR BÜYÜK AİLEYE DÖNÜŞTÜRÜR!

Günümüzün sosyolojik kabullenişi bir bakıma ailenin yapısını güncellemiş ve ideal aile yapısı olarak “anne-baba ve 18 yaşını doldurmamış çocuklar” şeklinde bir kalıp belirlemiştir. Böylece bizim geniş olmakla birlikte aynı zamanda kapsamlı ve koruyucu olma özelliklerini de ana ilke olarak belirlemiş olan Osmanlı aile yapımızın itibar kaybı ile birlikte tarihe karışmasına yönelik bir gayret ortaya konmuştu.

İşte her yıl, bir ay boyunca Büyük Babalar, dedeler, neneler, amca, hala, dayı ve teyzeler tarafından kurulan iftar sofraları, çekirdek aile anlayışı doğrultusunda küçülen ve birbirinden uzak kalan oğul-kız, torun, yeğen ve kuzenlerden müteşekkil aile fertlerini bir araya getirerek onlara Büyük Aile olmanın, Orucun kurdurduğu muhabbet sofraları etrafında birbirleriyle bütünleşerek sevgi yumağına dönüşmenin haz ve gururunu tattırır.

SOSYAL DEVLET ANLAYIŞI VE ORUÇ

Sosyal devlet anlayışı doğrultusunda Batı’yı, sosyal hakların belirlenmesine yönelik çalışma yapmaya mecbur bırakan olaylar şöyle gelişmişti; Sanayi Devriminden sonra sanayi üretiminde makinanın ve fabrikalaşmanın devreye girmesi ile birlikte insan gücü büyük oranda devre dışı kalmış, dolayısıyla işsizlik had safhaya çıkmıştı.

Bu durum karşısında işsiz kalan kesim fabrika sahiplerinin günde üç öğün karın tokluğu karşılığında 16 saat süreyle bilfiil çalışma şartını kabul etmiş ve bu duruma yönelik İş Akdi’ni de kendi özgür iradeleriyle imzalamışlardı. İşverenler ise vaki tenkitler karşısında iş akdini göstererek işçinin sözleşmeyi kendi özgür imzası ile imzaladığını beyanla kendilerini savunmuşlardı.

İşte bu ve benzeri olaylar üzerine ölüm tarihi 1928 olan Fransız hukukçu Leon Duguit’in öncülüğünde yürütülen çalışmalar sonucu Batı’da sosyal ve ekonomik haklar belirlenmiş, asgarî ücret, azamî çalışma süresi, zorunlu dinlenme  ve zorunlu sağlık sigortası, zorunlu sigorta kavramları ondan sonra anayasalara girmeye başlamıştı.

Duguit’in ölüm tarihini bilerek verdim ki dostlar iyice belleyip anlasın..Sosyal devlet anlayışı veya diğer kavramlar; hangisini ele alırsanız alın, ulaşacağınız sonuç “Onlar giderken BİZ dönüyorduk” cümlesinde gizlidir. Sosyal devlet anlayışının temeli “ Lokmayı Bölüşme” pratiğinde yatar.

Bizim kültür ve medeniyetimiz 20. Asrın başlarından bu yana değil,taa 624 Hicretin 2.yılından bu yana her yıl bir ay süreyle yerine getirdiğimiz aslî görevimizle birlikte merkezden çevreye doğru kurmuş olduğumuz Halil İbrahim sofralarıyla birlikte lokmamızı bölüşüp fakr û zaruret içerisindeki yoksulun açlık halini, tuttuğumuz oruçlar vasıtasıyla bizzat yaşayarak anlıyor ve onunla hemhal oluyoruz. Ondan sonra da onlarla lokmamızı bölüşmenin ötesinde sıkıntılarını gidermek için seferber oluyoruz.

Çalıştırdığımız işçinin emeğinin karşılığını da onun alınteri kurumadan verir, istihdam ettiğimiz süre içerisinde ona hoş muamele eder, onu soframıza oturtup ÖNCÜ İRADENİN talimatı doğrultusunda ona yediğimizden yediririr.

AYNI ZAMANDA ORUÇ, MEHMETÇİĞİ CEPHEYE HAZIRLIYOR!

Nasıl mı? İzah edeyim.. Mehmed cepheye gitmeden önce, 14-15 yaşından itibaren oruç tutmaya başlar… 20 yaşında da cepheye teslim olur. Asker ocağı olağan üstü şartların daha etkin olduğu bir ortamdır. Dolayısıyla açlığa, susuzluğa ve uykusuzluğa karşı dayanıklı olmayı gerektirir. 14 yaşından beri oruç tutmakta olan Mehmedim, asker ocağına gelmeden yaklaşık 5-6 yıl önce, her yıl yılda bir ay olmak üzere oruç tutmak suretiyle o, açlığa, susuzluğa ve sahura kalkmakla da uykusuzluğa karşı bağışıklık kazanmıştır. Dolayısıyla endişeye mahal yok… O, her şeye hazırdır. Yıldırımlar gelse bile onu da göğsünde söndürecek güç ve imana sahiptir.

Kısaca Mehmed’in kazandığı her zaferde Oruç’un eğitim payı inkar edilemez. Hem de en son, Barış Pınarı Harekatı dahil…

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar.

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ticaret Ltd. Şti. (www.duzcepostasi.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

E-Gazete

Mobil Uygulamalarımız

IOS UygulamamızAndroid Uygulamamız