Prof. Dr. Celal ERBAY
Prof. Dr. Celal ERBAY

Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı

Gezi davasında kararın açıklanması Ukrayna-Rusya savaşını gölgede bıraktı

  • 28.04.2022 11:07

Sevgili dostlar; kamuoyunda Gezi Parkı Davası diye bilinen davada İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi esas hakkındaki kararını açıkladı. Açıklanan kararda Mahkeme heyeti Türk Ceza Kanununun 312. Maddesi doğrultusunda “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçunun maddi vakıa olarak ortaya çıkarılıp sabit görülmesi karşısında sanıklardan biri hakkında “müebbet” hapis cezası ile cezalandırılmasına, diğer yedi sanığın ise yine Türk Ceza Kanunu madde 312’de belirlenmiş olan “yardım” etme olgusunun sabit görülmesine binaen herbirinin 18’er yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, kanun yolları açık olmak üzere 25.04.2022 tarihli duruşmasında karar vermiş bu kararını ilgililerin yüzüne karşı TEFHİM etmişti.

Açıklanan karara karşı daha istinaf ve temyiz safahatını beklemeden dışarıda başta ABD ve AB  memnuniyetsizliklerini ortaya koyarken içeride ise CHP “Hadden aşırı şiddet gayesindeki hikmeti kaybeder” dedirtircesine nezaket ve edeb sınırlarını hiçe sayarak kendi kafalarına göre suçlu belirlemeleri yapıp Grup Başkanvekillerinin ağzından hezeyan dolu tepkilerini sergilediler.

Gerek dışarıdan gelen tepkiler ve gerekse onların yerli işbirlikçileri durumundaki dahilî organizasyonların sergilemiş olduğu hezeyan örneği tehdit ve beyanları hatırlara “şecaat arzederken merd-i kıptî sırkatin söyler” tekerlemesini getiriyor. İfade etmeden geçmek mümkün değil; Ey ABD “derin bir endişe ve hayalkırıklığı” hissettiğinizi söylüyorsunuz… Yoksa kurduğunuz planlar, yaptığınız naklen yayınla bütün dünyaya anında yansıttığınız o alçak oyununuz hedefine ulaşamadan boşa çıktı da, onun içinmi hayalkırıklığına uğradınız yoksa…

Bir-iki sözüm de size var ey CHP! Hani siz “Tam bağımsız, özgür Türkiye” diye slogan üretip onu dillendiren bir siyasi oluşumdunuz. Peki size yakışıyor mu Türkiye’yi kendi emelleri doğrultusunda çökertmeye çalışan dış organizasyonların planlayıp devreye soktuğu projelerin arkasına takılıp ihtiraslarınız doğrultusunda sonuç elde etmeye kalkmak… Tam bağımsız, özgür Türkiye söylemi ile bu aynîlik, hatta bu birliktelik bağdaşıyor mu?

Kaldı ki sizin beğenmediğiniz, sizi çileden çıkarıp duyanları hayrete düşürecek şekilde beyanda bulunmanıza sebep olan o karar, alt mahkemenin kararıdır. Yargılama süreci devam ediyor. Daha önümüzde istinaf süreci var, ondan sonra da Temyiz safhası var.

Dolayısıyla davanın seyri esnasında, ilerideki safahatta mahkemeyi etkileyecek tarzda beyanda bulunmak kanunun belirlemesi doğrultusunda yasaktır ve suçtur. Nitekim Alt Mahkeme’de kararı oluşturan heyet üyelerine Ana Muhalefet Partisi’nin sözcüsü tarafından bu kadar tehdit savrulduktan sonra gerek İstinaf safhasında gerekse Temyiz başvurusu üzerine davayı inceleyecek olan yargı mensuplarının etkilenmemeleri, kendilerini güvende hissetmeleri herhalde pek kolay değil; hatta mümkün olmayacaktır.

Öyle zannediyorum ki, hukukun temel ilkelerini bir kenara iterek, uluslararası bir oyunu bozan mahkeme kararı karşısında “Gezi özgürdür, Kavala özgürdür” diyen CHP kalkıp bir de “biz de özgürüz” demez.

Kuralı ben söyleyeyim; hiç kimse hukukun temel ilkeleri ve kanunun emredici hükümleri karşısında özgür değildir. Hele-hele bir mahkeme kararı, istinaf ve temyiz safhalarını geçip onandıktan sonra o kararı kabul etmemek, onu tanımamak hiç kimsenin haddine değildir. Artık o karar “Kaziye-i Muhkeme” halini almış olurki, onu kabul etmemek Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlığını fiilen kabul etmemek demek olur.

Bu arada şunu da söyleyeyim; sayın Gül’ün “Osman Kavala kararı beni çok üzdü” sözüne şaşırmadım. Hukuk Felsefesinde bilhassa Varlık Teorisi taraftarlarınca “eşyanın tabiatı” belirlemesiyle ileri sürülen bir kavram vardır. Bu kavram doğrultusunda sayın Gül’ün Ekselansları’nın hatırını göz önünde bulundurarak böyle bir beyanda bulunması çok normaldir. Kaldıki, Türkiye’nin gidişatına engel olmak yolundaki Haricî-Dahilî organizasyon, harekat planlarında sayın Gül’ü, hala planlarını pratiğe yansıtacak olan kadronun öncülerinden biri olarak görmeye devam etmektedirler. Dolayısıyla sayın Gül “Ahde vefa” ilkesi doğrultusunda kendisinden beklenileni yapmıştır.

 

İÇ VE DIŞ ORGANİZASYONA RAĞMEN BM GENEL SEKRETERİ ANKARA’DA

Gezi Davasında kararın açıklandığı gün olan geçtiğimiz Pazartesi günü sayın Cumhurbaşkanımız Beştepe’de BM Genel Sekreteri A.Guterres ile bir araya geldiler. Sayın Guterres, BM adına Ukrayna-Rusya savaşının gidişatına daha yakından muttali olmak istemiş ki; Nizanın başından beri “savaşın kazananı olmaz” teziyle hareket edip, her iki tarafa dost olan ve bunu bugüne kadarki duruşuyla gösteren Ankara sayın Genel Sekreter’in ilk durağı olmuştu.

Her ne kadar Gezi Davasında kararın açıklanmasıyla, Türkiye’yi çökertmek isteyenlerin ve onların içimizdeki işbirlikçilerinin morali bozulmuş ise de, güneş balçıkla sıvanamazdı. Sayın Genel Sekreter BM adına bölgesinde oyun kuruculuğuyla etkinliğini göstermiş olan, hele Ukrayna-Rusya örneğinde, savaşan taraflar arasında barışın tesisine yönelik ilk pratiğini Antalya Demokrasi Platformunda sergileyen Ankara’yı ziyaretle, Dünya Milletler ailesi adına Ankara’ya ve onun lideri, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’a takdir ve teşekkürlerini sunma zorunluluğunu hissetmişti.

İşte bu doğrultuda 25 Nisan Pazartesi günü gerçekleşen görüşmede öncelikle Ukrayna-Rusya savaşı ele alınmış ve sayın Guterres, sayın Erdoğan’a savaşın başından bu yana taraflar arasında diplomasinin etkinliği ve barışın tesisine yönelik gayretlerinden dolayı teşekkür etmiş, daha sonra da taraflar arasında bölgesel gelişmeler değerlendirilmişti.

Bu arada sayın ERDOĞAN, Türkiye olarak bir taraftan savaşın sona ermesi için çaba harcarken, diğer yandan da sivillerin çatışma alanlarından tahliye edilmesi ve bölgeye insanî yardımların ulaştırılması ile, yaşanan insanî krizin sonlandırılması için BM ile yakın çalışmaya devam edeceklerinin altını çizmişti. Böylece mesele hakkında yeteri derecede malumatlandıktan sonra Guterres, önce Moskova’ya, daha sonra da oradan Kiev’e geçmek üzere Ankara’dan ayrılmıştı. Dünya barışı yolunda kendisine başarılar diliyoruz.

Kalın sağlıcakla sevgili dostlar

Sevgili dostlar; kamuoyunda Gezi Parkı Davası diye bilinen davada İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi esas hakkındaki kararını açıkladı. Açıklanan kararda Mahkeme heyeti Türk Ceza Kanununun 312. Maddesi doğrultusunda “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçunun maddi vakıa olarak ortaya çıkarılıp sabit görülmesi karşısında sanıklardan biri hakkında “müebbet” hapis cezası ile cezalandırılmasına, diğer yedi sanığın ise yine Türk Ceza Kanunu madde 312’de belirlenmiş olan “yardım” etme olgusunun sabit görülmesine binaen herbirinin 18’er yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, kanun yolları açık olmak üzere 25.04.2022 tarihli duruşmasında karar vermiş bu kararını ilgililerin yüzüne karşı TEFHİM etmişti.

Açıklanan karara karşı daha istinaf ve temyiz safahatını beklemeden dışarıda başta ABD ve AB  memnuniyetsizliklerini ortaya koyarken içeride ise CHP “Hadden aşırı şiddet gayesindeki hikmeti kaybeder” dedirtircesine nezaket ve edeb sınırlarını hiçe sayarak kendi kafalarına göre suçlu belirlemeleri yapıp Grup Başkanvekillerinin ağzından hezeyan dolu tepkilerini sergilediler.

Gerek dışarıdan gelen tepkiler ve gerekse onların yerli işbirlikçileri durumundaki dahilî organizasyonların sergilemiş olduğu hezeyan örneği tehdit ve beyanları hatırlara “şecaat arzederken merd-i kıptî sırkatin söyler” tekerlemesini getiriyor. İfade etmeden geçmek mümkün değil; Ey ABD “derin bir endişe ve hayalkırıklığı” hissettiğinizi söylüyorsunuz… Yoksa kurduğunuz planlar, yaptığınız naklen yayınla bütün dünyaya anında yansıttığınız o alçak oyununuz hedefine ulaşamadan boşa çıktı da, onun içinmi hayalkırıklığına uğradınız yoksa…

Bir-iki sözüm de size var ey CHP! Hani siz “Tam bağımsız, özgür Türkiye” diye slogan üretip onu dillendiren bir siyasi oluşumdunuz. Peki size yakışıyor mu Türkiye’yi kendi emelleri doğrultusunda çökertmeye çalışan dış organizasyonların planlayıp devreye soktuğu projelerin arkasına takılıp ihtiraslarınız doğrultusunda sonuç elde etmeye kalkmak… Tam bağımsız, özgür Türkiye söylemi ile bu aynîlik, hatta bu birliktelik bağdaşıyor mu?

Kaldı ki sizin beğenmediğiniz, sizi çileden çıkarıp duyanları hayrete düşürecek şekilde beyanda bulunmanıza sebep olan o karar, alt mahkemenin kararıdır. Yargılama süreci devam ediyor. Daha önümüzde istinaf süreci var, ondan sonra da Temyiz safhası var.

Dolayısıyla davanın seyri esnasında, ilerideki safahatta mahkemeyi etkileyecek tarzda beyanda bulunmak kanunun belirlemesi doğrultusunda yasaktır ve suçtur. Nitekim Alt Mahkeme’de kararı oluşturan heyet üyelerine Ana Muhalefet Partisi’nin sözcüsü tarafından bu kadar tehdit savrulduktan sonra gerek İstinaf safhasında gerekse Temyiz başvurusu üzerine davayı inceleyecek olan yargı mensuplarının etkilenmemeleri, kendilerini güvende hissetmeleri herhalde pek kolay değil; hatta mümkün olmayacaktır.

Öyle zannediyorum ki, hukukun temel ilkelerini bir kenara iterek, uluslararası bir oyunu bozan mahkeme kararı karşısında “Gezi özgürdür, Kavala özgürdür” diyen CHP kalkıp bir de “biz de özgürüz” demez.

Kuralı ben söyleyeyim; hiç kimse hukukun temel ilkeleri ve kanunun emredici hükümleri karşısında özgür değildir. Hele-hele bir mahkeme kararı, istinaf ve temyiz safhalarını geçip onandıktan sonra o kararı kabul etmemek, onu tanımamak hiç kimsenin haddine değildir. Artık o karar “Kaziye-i Muhkeme” halini almış olurki, onu kabul etmemek Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlığını fiilen kabul etmemek demek olur.

Bu arada şunu da söyleyeyim; sayın Gül’ün “Osman Kavala kararı beni çok üzdü” sözüne şaşırmadım. Hukuk Felsefesinde bilhassa Varlık Teorisi taraftarlarınca “eşyanın tabiatı” belirlemesiyle ileri sürülen bir kavram vardır. Bu kavram doğrultusunda sayın Gül’ün Ekselansları’nın hatırını göz önünde bulundurarak böyle bir beyanda bulunması çok normaldir. Kaldıki, Türkiye’nin gidişatına engel olmak yolundaki Haricî-Dahilî organizasyon, harekat planlarında sayın Gül’ü, hala planlarını pratiğe yansıtacak olan kadronun öncülerinden biri olarak görmeye devam etmektedirler. Dolayısıyla sayın Gül “Ahde vefa” ilkesi doğrultusunda kendisinden beklenileni yapmıştır.

 

İÇ VE DIŞ ORGANİZASYONA RAĞMEN BM GENEL SEKRETERİ ANKARA’DA

Gezi Davasında kararın açıklandığı gün olan geçtiğimiz Pazartesi günü sayın Cumhurbaşkanımız Beştepe’de BM Genel Sekreteri A.Guterres ile bir araya geldiler. Sayın Guterres, BM adına Ukrayna-Rusya savaşının gidişatına daha yakından muttali olmak istemiş ki; Nizanın başından beri “savaşın kazananı olmaz” teziyle hareket edip, her iki tarafa dost olan ve bunu bugüne kadarki duruşuyla gösteren Ankara sayın Genel Sekreter’in ilk durağı olmuştu.

Her ne kadar Gezi Davasında kararın açıklanmasıyla, Türkiye’yi çökertmek isteyenlerin ve onların içimizdeki işbirlikçilerinin morali bozulmuş ise de, güneş balçıkla sıvanamazdı. Sayın Genel Sekreter BM adına bölgesinde oyun kuruculuğuyla etkinliğini göstermiş olan, hele Ukrayna-Rusya örneğinde, savaşan taraflar arasında barışın tesisine yönelik ilk pratiğini Antalya Demokrasi Platformunda sergileyen Ankara’yı ziyaretle, Dünya Milletler ailesi adına Ankara’ya ve onun lideri, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’a takdir ve teşekkürlerini sunma zorunluluğunu hissetmişti.

İşte bu doğrultuda 25 Nisan Pazartesi günü gerçekleşen görüşmede öncelikle Ukrayna-Rusya savaşı ele alınmış ve sayın Guterres, sayın Erdoğan’a savaşın başından bu yana taraflar arasında diplomasinin etkinliği ve barışın tesisine yönelik gayretlerinden dolayı teşekkür etmiş, daha sonra da taraflar arasında bölgesel gelişmeler değerlendirilmişti.

Bu arada sayın ERDOĞAN, Türkiye olarak bir taraftan savaşın sona ermesi için çaba harcarken, diğer yandan da sivillerin çatışma alanlarından tahliye edilmesi ve bölgeye insanî yardımların ulaştırılması ile, yaşanan insanî krizin sonlandırılması için BM ile yakın çalışmaya devam edeceklerinin altını çizmişti. Böylece mesele hakkında yeteri derecede malumatlandıktan sonra Guterres, önce Moskova’ya, daha sonra da oradan Kiev’e geçmek üzere Ankara’dan ayrılmıştı. Dünya barışı yolunda kendisine başarılar diliyoruz.

Bütün dost ve hemşehrilerimin idrak etmiş olduğumuz Kadir Gecelerini ve kendisini karşılamaya hazır olduğumuz Ramazan Bayramını tebrik eder , her birine bayram mutluluğu içerisinde uzun ömürler dilerim. Saygılarımla. 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ticaret Ltd. Şti. (www.duzcepostasi.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

E-Gazete

Mobil Uygulamalarımız

IOS UygulamamızAndroid Uygulamamız