Mobilya sektöründe Düzce’ye yönelim var

Mesut Sancaklı, “Dünyada ağaç hammaddesi mobilyaya en fazla katma değer katan bir üründür. Bu hammaddenin işlenmesi de bir bilgi, beceri ve tecrübe işidir. Bu bölgenin insanı 50-60 yıldır bu tecrübeyi kazanmış, bir sonraki nesle de aktarmıştır” dedi.

Mobilya sektöründe Düzce’ye yönelim var
3.01.2022 - 10:18
Güncelleme 6.01.2022 - 15:42
Özel Haber

DÜZCE’DE 1958 yılında kereste imalatçısı olarak kurulan ve ilk ihracatını 1970 yılında Arap ülkelerine yapan Sancaklı Mobilya, bugün Ortadoğu ve Arap ülkeleri başta olmak üzere İsrail, Avrupa ve Amerika’ya başta sandalye olmak üzere çok sayıda ahşap ürün ihracatı gerçekleştiriyor. Şirket şehir ekonomisine katma değer sağlamasının yanında, şehrimize sosyal olarak da maddi ve manevi katkıda bulunuyor. Sancaklı Mobilya yöneticilerinden ikinci kuşak temsilci Mesut Sancaklı ile üçüncü kuşak temsilci Sarper Sancaklı ile buluşarak, hem şirketin durumunu, hem de hedeflerini konuştuk…

 

LAMİNE ÜRETİMİNİN TÜRKİYE’DEKİ EN BÜYÜK TESİSİYİZ

ÇİĞDEM DİGER: Sancaklı Mobilya’yı tanıyabilir miyiz? Ne zaman, kim tarafından kuruldu? Bugünlere gelene kadar ne gibi süreçlerden geçti?

MESUT SANCAKLI: Sancaklı Mobilya 1958 yılında kuruldu. Rahmetli babamız amcamızla birlikte kurdu. Önce şehir içinde Otopark Camii’nin yanında idi. Sonra zaman içerisinde 1967 yılında bu bölgeye (Yeni Mahalle) gelindi. Kerestecilik ile başladılar. Onlar da yeniliklere açık, mücadeleci insanlardı. Yeni ne yapabilirim diyerek hep ilerleme kaydetmişler. Ağacın önce kereste kısmını yapmışlar. Sonra buharlama tesisi kurmuşlar, buharlamalı kayın kereste üretmişler. 1970’lerde de bunun ihracatını yapmışlar. Arap ülkelerine yoğun ihracat varmış. Kimisini kendileri, kimisini de Gaziantep-Adana bölgesindeki müşterilerimiz vasıtası ile yapmışlar. 1975-1980’lerden itibaren Hasan ve İbrahim abim devreye girmiş. Onlar da yine piyasanın istediği ağaçtan özel tasarım parçalar yapmışlar. 1980’lerde parke tesisi kurulmuş. Masif parke tesisi ile beraber iç hacmi büyümüş. 1985’lerde de aile bana bir görev verdi. Biz alaylıyız, sen mektepli ol dediler. Ben İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’ni okudum, orman mühendisiyim. 1990’lardan sonra benim de aileye katılmam ile beraber daha teknik konulara, daha detaylı işlere, bitmiş ürünlere girmeye başladık. Zaman içerisinde nasip oldu, CNC makineler ve robotlaşma ile beraber üretimimizi daha çok bitmiş ürünlere getirmeye başladık. Ailemiz kazandığını yine bölgeye yatırma niyetinde, azminde olan insanlardı. Cenabı Allah da onu nasip etti. Kazandıklarını yine işe yatırmışlar. O hem işin devamlılığı açısından, hem yeni neslin motivasyonu açısından da büyük bir yatırım oluyor. Biz de CNC ve robotlar ile işimize daha fazla sarılma imkanı bulduk. 1990’larda Türkiye’deki en büyük lamine (ağacı ince ince kesip, sonra bunları mikrodalga preslerde şekillendirip) sandalye ve mobilya parçaları üreten tesisi kurduk. Halen de lamine üretiminin Türkiye’deki en büyük tesisiyiz. Sandalye üretiminde de Türkiye’nin en büyük ikinci tesisiyiz. En büyük tesisi İstikbal, ama o yarı mamül alıyor, sonluyor. Biz hammaddeyi de kendimiz yaparak bitiriyoruz. O bakımdan da en büyük tesisiyiz. Bize ağaç gelip, lamine olarak sandalye çıkar. Zaman içerisinde biz bitmiş ürüne doğru evrildik. Tesisimize hem ağaç giriyor, bitmiş ürün çıkıyor. Hem metal giriyor, bitmiş için çıkıyor. Hem kumaş giriyor, bitmiş için çıkıyor. Yeni işimizin bir yan kolu olarak plakalar, suntalar, MDF’ler geliyor, kesiliyor, biçiliyor, dolaplar, masalar, bir şeyler yapılıyor.  Zaten sandalye hattımız da sektörün büyük ikinci üretim hattı. Öyle bir tesise evrildik. Biz şu anda 2 tesiste üretim yapıyoruz. Düzce’de bulunduğumuz 1967 yılından beri bu tesisteyiz. Ön taraftaki 1960’larda kurulan tesisleri teşhir mağazası haline getirdik. Arkadaki tesislerimizde üretim yapıyoruz. Perakende sektöründe yokuz, toptan sektöründe hizmet ediyoruz. Burada ağaç giriyor, sandalye çıkıyor. Pek çok ara mamül de üretiyoruz. İnşaat sektörüne, otomotiv sektörüne, makine sektörüne, silah sektörüne, ayakkabı sektörüne özel üretimler yapıyoruz. Zor olan şeyler bir şekilde bizi buluyor. Burada aynı zamanda otel, restoran, kafe, AVM, okul, yemekhane, konferans salonu, kütüphane, yaşam alanları dekorasyonu ile ilgili ürünleri hammaddeden başlayarak tesislerimizde üretmekteyiz. Bizim buradaki ana üretim şeklimiz bu. Ama yoğunluk olarak sandalye.

 

 

İHRACATTA HIZLI İLERLEYEN BİR KONUMDAYIZ

METİN KÖSEER: Mobilya alanında Türkiye ve dünya genelinde hangi konumdasınız?

SARPER SANCAKLI: Firma olarak üretim açısından baktığımızda biz ilk üreticilerden biriyiz. Sektör yaklaşık son on senede çok hızlı büyüdü. Durumumuzu sayı olarak vermek pek mümkün değil. Ama ihracatımız bizim yüzde altmışları aşmış durumda. İhracatta hızlı ilerleyen bir konumdayız. Türkiye'de inşaat ve servis sektörünün de artmasından sonra yurt içindeki genel pasta da büyüdü, sandalye konusunda özellikle. Eskiden küçük bir pasta vardı, burada biz belli bir alan kaplıyorduk. Pasta çok büyüdü. Sadece Türkiye'deki pastadan değil, dünyadaki pastadan da bir parça alabilmek için oraya da biraz yatırım yaptık. Bu da gün geçtikçe yükseliyor. Bunun nedenleri de bütün dünyada sektörün tekrar şekillenmesi ve dijitalleşmeyle beraber tekrar sıfırdan bir değişim içine girmesi. Bizim bütün dünyadaki her noktaya ulaşabilmemizin önü açılmış oldu. Yeni Zelanda'dan ABD'nin belli kısımlarına, Türki Cumhuriyetler’den, Çin'e, Kuzey Afrika ülkelerine gönderimler olabiliyor Türkiye'den. Yani bütün dünyaya bu dijitalleşmeden sonra hızlı, daha rahat ulaşabiliyorsunuz.

MESUT SANCAKLI: Üretim kapasitesi olarak Türkiye’de tek çatı altında en yüksek üretim yapan ilk 5 firmadan bir tanesiyiz. Aynı çatı altında gün içinde 1500-2000 arasında sandalye üretim kapasitesi var bu tesisin. Ağırlıklı olarak sandalye üretimi yapıyoruz.

SARPER SANCAKLI: Bizim fabrikamızda mobilya dekorasyon ürünlerinin büyük kısmı da yapılmakta. Yani sandalye var, parçası da var. Bu daha bitmiş ürüne doğru evrildi son dönemde. O da biraz Türkiye'nin algısının değişmesi, biraz Avrupa'daki organizasyonun değişmesinden ötürü üretim biraz daha Türkiye'ye doğru kaydı. Bitmiş ürün fazlalaştı.

 

HEDEF İHRACATI YÜZDE 70-75’LERE ÇEKMEK

ÇİĞDEM DİGER: İhracat hedefinizi paylaşır mısınız? Yani artırdınız mı kapasiteyi?

SARPER SANCAKLI: 3 sene önce hedefimiz toplam ciromuzun yüzde 30’uydu. Daha sonra bunu yüzde 50’ye çektik. Şimdi yüzde 60 civarlarındayız. Ama hedefimiz yüzde 70-75 civarında. Türkiye’deki pazarı da bırakmak istemiyoruz. Bazen sadece ihracata yönelmek de doğru olmuyor. Riskli olabiliyor. Bunun dengesini bulmanız lazım. Yüzde 70 ihracat, yüzde 30 iç pazar dengesi bizim için iyi.

 

BU DEĞİŞİM ÖZELLİKLE TÜRKİYE MOBİLYA SANAYİSİ İÇİN ÇOK ÖNEMLİ

METİN KÖSEER: Mobilya sektöründe uzun bir tecrübeniz var. Buna karşılık küresel trend ve gelişmeler arasında sizi şaşırtan şeyler oldu mu?

SARPER SANCAKLI: Tasarım alanından bahsedeyim. Beni 5 yıl önce şaşırtan, İtalya’nın tasarım merkezi olma özelliğinin kaybolmasıydı. İtalya Rönesans’tan beri bütün tasarım ürünlerinde, sanat dallarında başı çeken ülke iken, yavaş yavaş o yön değiştirdi. Biraz İskandinav ülkelerine kaydı. Biraz Japonya’ya kaydı. Tasarım dünyada biraz daha minimalizme evrildi. İtalya’dan kayması bizi biraz şaşırttı. Daha sonraki gelişmeler bizim jenerasyonun özellikle rahatlıkla öngördüğü şeylerdi aslında. Dijitale dönüyor olması. Eskiden insanlara pantolonu, ayakkabıyı internetten almak saçma gelirken, şimdi bu vazgeçilmez. Aynı şekilde 3-4 sene öncesine kadar mobilyada da böyle bir önyargı vardı. Geçtiğimiz 2 senede o biraz kırıldı. Bu gördüğümüz bir şeydi. İnternetten alımlar çok yükseldi. Belli firmalar çok büyüdüler. Tabi bu bizi şaşırtmadı. Ama olan değişimler çok büyük değişimler. Bu değişimler de kısa sürede olmuyor. Bazen 100, bazen 200 sene devir oluyor. Bu değişim özellikle Türkiye mobilya sanayisi için çok önemli. Buna hazırlıklı olmak lazım, biz de biraz hazırlıklı girdik.

 

 

PETROLE EŞDEĞER DOĞAL KAYNAKLARIMIZ VAR

ÇİĞDEM DİGER: Meslektaşlarınıza önerileriniz neler?

MESUT SANCAKLI: Mobilya sektörünün önü çok açık. Bunun birkaç sebebi var. Bunlardan bir tanesi bizim bölgemizin, özellikle Düzce’nin ham madde kaynaklarının merkezinde olması. Yani bizim petrolümüz var, ama petrole eşdeğer doğal kaynaklarımız var. Ormanlarımız var. Bunu devletimiz 120 yıldır çok planlı ve programlı bir şekilde yönetiyor. Ormanlarımız bir üretim merkezi. Bu kaynak bütün dünya tarafından da biliniyor. Dünyada şu an gelinen nokta, tüm doğal kaynakların, kaynağında üretilmesi, kaynağında son haline getirilmesi. Enerji ve taşıma maliyetleri yüzünden her şeyin kaynağında üretilmesi. Bizim de bu orman kaynaklarımızın merkezinde Düzce. Bunun dünya da Avrupa da farkında. Bu bizim için çok büyük bir avantaj. Aynı zamanda Türkiye ağaç sanayisinin de 1950’lerden beri merkezidir Düzce. Bu bakımdan da tanınıyor. Sanayici bir bölge. Ağaç sanayii temiz sanayidir, hammaddedir. Mobilya sanayisinde de çok kıymetli bir hammaddedir. Mobilya birkaç malzemenin bir araya getirilmesi ile de oluşuyor. Ama yine her şey ağaç ana hammaddesine geliyor. Dünyada da ağaç hammaddesi mobilyaya en fazla katma değer katan bir üründür. Bu hammaddenin işlenmesi de bir bilgi, beceri ve tecrübe işidir. Bu bölgenin insanı 50-60 yıldır bu tecrübeyi kazanmış, bir sonraki nesle de aktarmıştır. Bizler de öyleyiz. 1958 yılında rahmetli babamız tarafından kurulmuş bir firmadır. Bilgilerini, tecrübelerini bize aktarmışlardır. Biz de şimdi üçüncü nesle aktarıyoruz.

DÜZCE’MİZİN BİR MOBİLYA ÜRETİM MERKEZİ OLMASI GEREKTİĞİNE İNANIYORUZ

Firmamızda 30-40 yıldır çalışan arkadaşlarımız var. Buradan ikinci, üçüncü emekliliğini yaşayan ve halen gönül bağı ile yeni nesle bir şeyler öğretmek için mücadele eden ustalarımız var. Biz onlarla kader birliği içinde bu mesleği ayakta tutmaya ve örnek olmaya çalışıyoruz. Bu aynı zamanda Düzce için de bir şanstır. Düzce’nin hammaddeye yakın olması bir şans olduğu kadar, stratejik konumu da bir şanstır. İstanbul ve Ankara’ya yakın olması, büyük bir nüfus interlandına, hava alanına çok yakın olmamız bir şanstır. Mobilya aynı zamanda bünyesinde yan sektörleri de barındırıyor. Yan sektörlerde de üretici konumunda olan ve sektöre hizmet eden arkadaşlarımız var Düzce’de, yatırım yapmış, laminant, kaplama, kereste fabrikaları.. Bu bakımdan da üretimi destekleyen zengin bir altyapısı var. Müşteriler bakımından da, Avrupa bakımından da hem yakın olması, hem hammaddeye ve diğer üreticilerin yoğun olduğu bir bölge olması, hem ülkemizin güvenilir olması çok önemli. Gönül rahatlığı ile gelip huzur içerisinde ticaret yapıyorlar. Turizmimizin gelişmesinin de çok büyük önemi var bu bölgede. Keyif alıyorlar buraya geldikleri zaman. Tabiatından, sosyal hizmetlerinden, otelinden, denizimizden… Ticaret aslında böyle komplike bir şey haline geldi. O bakımdan bu nimetlerden Düzce’deki tüm üreticiler faydalanıyor. Türkiye’deki üreticiler de bundan faydalanıyorlar. Sektör olarak Düzce’ye de büyük bir yönelim var bu sebepten. Bu da bizi gururlandırıyor. Biz rekabeti herkes için faydalı olarak görüyoruz. Düzce’mizin bir mobilya üretim merkezi olması gerektiğine inanıyoruz. Rekabetin hepimizi daha başarılı kılacağını biliyoruz. Onu da yaşadık ailece. Son konjonktürde de Türkiye’ye bir yönelim var. Türk insanının çalışkanlığı, hızlılığı, iş bitiriciliği, cesurluğu, girişimci ruhu bölgemiz insanında da var. Taleplere hızlı dönüş yapıyor, motivasyonu yüksek. Bunlar dünyada karşılık bulan meziyetler.

DOĞRU TASARIM DÜNYAYA DOĞRU AKTARILABİLİRSE ÜLKE İHRACAT OLARAK BÜYÜR

SARPER SANCAKLI: Mobilya işi bir kültür işi. Jenerasyonlara aktarılmış bir kültür olması gerekiyor bizim işte. Makineleşme son hızla devam ediyor, ama ağaç yaşayan bir malzeme olduğu için ona nasıl davranmanız gerektiğini bilmeniz gerekiyor. O da belli bir jenerasyon ile oluyor. Buradaki en kritik nokta, bilginin jenerasyonlar arasında doğru aktarılabilmesi ve kayıt altına alınabilmesi. Bizim ürettiğimiz bilgi deposunu doğru süzgeçleyip, sonraki jenerasyonlara aktarabilmek. Bu bilgi deposu eskiden her firmanın kendi içerisindeydi. Artık bunlar paylaşılır, ulaşılır hale geldi. Bunları doğru paylaşılır bir zemine oturtabilirsek, bunun yanında daha önce yapamadığımız kendimize özgün tasarımlarla ortaya çıkartabilirsek o zaman katma değeri 2’den 5’e çıkartabileceğiz. O zaman asıl büyük katkı olacak. O yüzden eski firmalarda, aile ne kadar büyükse firmalar da o kadar büyük oluyor. Mesela İstikbal, Kelebek… Tüm Türkiye’yi ailemiz olarak gördüğümüzde, eğer bu bilgiler doğru paylaşılırsa ve doğru tasarım dünyaya doğru aktarılabilirse ülke ihracat olarak büyür. Büyümeye de başladı. Bunun üstüne de bilgiyi doğru yorumlamamız bizim için çok kritik. Zaten hammaddeye yakınlığımız çok önemli. Hem Avrupa ve Asya’nın ortasında olmamız önemli. Her yönden avantajlıyız. Buradaki tek eksiğimiz doğru tasarımı, kendi tasarımımızı, dünyaya tanıtabilmek. Onu da yaptıktan sonra 2 olan katma değerimiz (ağacı katma değerle ikiye çıkarmışken) bunu 5’e çıkarmamızın önü çok rahat açılacak.

 

 

SİMİT SARAYLARININ VE BURGER KİNG’İN MEKANLARINI BİZ YAPIYORUZ

ÇİĞDEM DİĞER: Ortadoğu ve Arap ülkelerine ihracatınız var mı?

MESUT SANCAKLI: Var. Ortadoğu ve Arap ülkeleri İsrail, Avrupa, Amerika, genelde ihracatımız bu bölgelere var.

SARPER SANCAKLI: Ürün gamı olarak Ortadoğu ve İsrail. İsrail çok Ortadoğu’nun zevklerini yansıtmayan bir ülke. Biz İsrail’e gönderiyoruz, o Amerika’ya gönderiyor genellikle. Bizim ürün tarzımız biraz daha Avrupa ve Amerika’ya yönelik.

MESUT SANCAKLI: Mesela Simit Saraylarının işlerini, mekanlarını yapıyoruz son 4-5 yıldır. Oturmalar, sedirler, masalar, hareketli mobilyalar, bütün dünyadaki işlerini yapıyoruz. Açtığı mekanların yüzde 80-90’ı Sancaklı markası ile gidiyor. Bu bize gurur ve onur veriyor. Yeni nesli de motive ediyor. Tabi bazı zorluklar da yaşadık. Mesela Suudi Arabistan geçen yıl ambargo koydu. Burada 5 konteynır ürünü vardı. 1 konteynırı gemi ile gönderebildik. Diğerlerini uçak kargo ile gönderdik. Bu bir maliyet, ama hep beraber bir çözüm bulduk. Türk insanı burada fedakar, özverili. Çalışanlarımızla gece-gündüz uğraştık. Onları bir takım formatlara getirdik, daha az yer kaplasın diye farklı formlarda çözdük. Türk insanı çözümcül. Aynı şekilde dünyaya da çeşitli ürünler yapılıyor. Burger King’in mekanlarının çoğunu biz burada yapıyoruz. Türkiye ve Balkanlardaki yaklaşık 80-100 adede kadar mekanını biz yaptık. Halen daha yapmaya devam ediyoruz. Global Burger King’in onayladığı üretim tekniği ile yapıyoruz. O bakımdan onaylanmış tek firmayız. Avrupa için çalışmalarımız sürüyor.

 

MOBİLYA SEKTÖRÜNÜN ANA HAMMADDECİSİYİZ

ÇİĞDEM DİĞER: Ahşap oyuncak sektörü de son zamanlarda oldukça revaçta. Bu sektöre girmeyi neden düşünmediniz?

MESUT SANCAKLI: Konsantrasyonumuz ona değildi. Ama bazı ahşap oyuncakların burada parçalarını yapıyoruz. Mobilya sektöründeki arkadaşların ana hammaddecisiyiz, ana üreticisiyiz. Biz burada ürünü belli bir noktaya getiriyoruz, onlar monte ediyorlar. Markaları ile satıyorlar.

ÇİĞDEM DİĞER: Ağaç sektörünün ihracat lideri siz misiniz? Başka bir firma var mı?

Değiliz, vardır. Ticaret yapan firmalar var. Mobilya sektörünün lokomotifi bildiğim kadarıyla İstikbal.

 

 

YENİ NESİL; ÜRÜNE TEKNOLOJİ, TEKNİK, TASARIM KATTI

SORU: Düzce’deki ihracatçılar arasında kaçındı sıradasınız?

MESUT SANCAKLI: Düzce’dekinde kaçıncı sıradayız bilmiyorum. Mesela kaplamacılarda çok ince malzeme, çok kıymetli, kilo fiyatı çok yüksek. Bizim kilo fiyatımız 5-6 Euro’ya geliyorsa, onların geliyor 15 Euro’ya. O yüzden biz 10 tır satsak, o 1 tır satsa bizi geçiyor. Ama ondaki üretim ve katma değer bizdeki kadar çok değil. Bizim kilo fiyatımız sektör ortalamasının üstünde. Biz de kıymetli bir ürün yapıyoruz. Neden, çünkü yeni nesil; ürüne, teknoloji, teknik, tasarım kattı. Biz, biz olmak için yola çıktık. Dolayısıyla eskiye nazaran daha kıymetli, katma değerli mallar üretiyoruz. Eskiden kilo fiyatımız 5 ise, şimdi 10. Biz çok eski bir firma olduğumuz için çok fazla da ihracata yan ürün yapıyoruz. Mesela bizden alıyor, ama ihraç kayıtlı alıyor. Bizden alıyor, ama ihracatı o yapıyor. Bir nevi ihracata mal hazırlamış oluyoruz. Ama o da normal. Üretim kabiliyetimiz iyi. Biz çok fazla zor olan ürün yapıyoruz. İhracat da zor olan ürünü istiyor. Bir kaplama gibi değil. Kaplama tek ürün, tezgaha çıktı, ihraç edilebiliyor. Ama biz mesela bir parça yapıyoruz, o çok kıymetli bir mobilyanın bir yerinde kullanılıyor ve o ihraç ediliyor gibi düşünün.

 

 

ALAYLININ TECRÜBESİ MEKTEPLİYE ÇOK YOL KAT ETTİRİYOR

METİN KÖSEER: Alaylı ile mekteplinin karışımından sonra başarı oranı daha yüksek oldu mu?

MESUT SANCAKLI: Kesinlikle, çünkü alaylının tecrübesi mektepliye çok yol kat ettiriyor. O tecrübeyi bizim bir daha yaşamamıza, bedellerini ödememize gerek kalmıyor. Zaman kazanıyoruz. Hem alaylının tecrübesi, hem mekteplinin bilgisi ve iletişim de kuvvetli. Abilerimiz bize hem yetki, hem sorumluluk verdiler, önümüzü açtılar. Hem de hep yanımızda ve arkamızda oldular. Şimdi biz de aynı şeyi üçüncü neslimize yapıyoruz. Biz destek oluyoruz. Yeni nesli de Sarper Bey hazırlıyor.

 

 

YAKLAŞIK 700 ÇEŞİT SANDALYEMİZ VAR

ÇİĞDEM DİGER: Çalışan sayınız kaç?

MESUT SANCAKLI: 1200 kalıp ile sektördeki en büyük kalıp kapasitesine sahibiz. Türkiye’de belki de Avrupa’da ilk 5-10’un içine gireriz. Pek çok sanayiye hizmet eden form kalıp kapasitemiz var. Yaklaşık 700 çeşit sandalyemiz var. Bu da sektördeki en büyük sandalye çeşitliliği kapasitesi. 85-100 civarında istihdamımız var. Bize iş yapan 50-60 civarında yan imalatçılar var. Bazı işleri dışarıda yaptırıyoruz. Bir de Karadağ Cumhuriyeti’nde bir yatırımımız var. Orada da hammadde üretiyoruz. Bizde aile tasarım ofisi ve Ar-Ge var. O da yeni nesil ile oldu. Mühendis kadromuzda da 4 kişi var.

METİN KÖSEER: Piyasada ara eleman sıkıntısı çekiliyor. Sizde de var mı?

MESUT SANCAKLI: Herkeste var. Üretimi, sanayiyi ara eleman ayakta tutuyor.

 

DÜNYA LANSMANINA ÇIKACAĞIMIZ BİR PATENTLİ ÜRÜN HAZIRLIYORUZ

ÇİĞDEM DİGER: Yeni proje ve hedeflerinizden bahseder misiniz?

MESUT SANCAKLI: Biz TÜBİTAK projesi yürütüyoruz şu anda üniversitemizle. Teknopark’ta ofisimiz var ve kurucu ortağıyız. Aynı zamanda yönetim kurulunda görevimiz var. Üniversitemizde hocalarımızla araştırmalar yapıyoruz, bir proje ilerletiyoruz. Şu anda yüzde 80 başarı seviyesine ulaştı. İnşallah birkaç ay içinde sonlanır. Yüzde 100 seviyesinde bir patentli ürün altyapısıdır bu. Ağaç hammaddesini, doğal ürünü güçlendirmek üzerine. Sonra dünya lansmanına çıkacağımız bir patentli ürün hazırlıyoruz. Bu üründe başarıyı görünce ufkumuz açıldı. Bunu daha da dallandıracağız. Başka ürünlere geçeceğiz. Proje projeyi geliştiriyor.

SARPER SANCAKLI: Çalıştığımız bir profesör, 2 doçent, 1 doktora öğrencisi, 2 de mühendis var. 8 kişi Teknopark’taki laboratuvarımızda çalışmalar yapıyoruz. Sürekli yeni ürünler, yüzey ürünleri, ağacı güçlendirebilmek için ürünler, boya kalitesini yükseltebilmek için ürünler, bu tarz denemeler yapıyoruz. Projenin detayını çok açıklayamıyoruz. Daha az hammadde kullanarak, daha güçlü ürün nasıl üretiriz, daha az doğal kaynak harcayarak, daha güçlü, daha uzun kullanılabilen ürünü nasıl üretiriz? Böyle bir projemiz var.

BİZ İNSANA YATIRIM YAPIYORUZ

MESUT SANCAKLI: İnsanın ihtiyaçlarını daha az doğal kaynakla sağlamaya yönelik çalışmalar yapılıyor. Düzce Üniversitemiz bu konuda çok öncü ve istekli. Bize de o enerjiyi pompalıyor. En tepedeki rektörümüzden, aşağıdaki eğitim personeline kadar işin içinde ve sürekleyici. Allah razı olsun üniversiteyi getirenden, yaşatandan. Sanayi ile iç içe, tüm sorunları birlikte aşıyoruz. Sarper 5 yıl Kanada’da okudu. Bitirdiği üniversite dünyanın en büyük 15. üniversitesidir. Malzeme mühendisi oldu. Malzeme mühendisi ne demek? Her malzemeyi en iyi biliyor ve uyguluyor demek. Orada da kalabilirdi, geldi. Burada bir umut ve gelecek gördü. Bu firmada, bu meslekte gördü. Onun gelmesi ile biz de burada farklı vizyonlara çıkmaya başladık. En önemli şey insan kaynağı. Üniversitemiz ve diğer bu yenilikler insan kaynağının ülkede ve sektörde kalması için çok önemli. İnsanı bağlıyor firmaya. Biz de yeni nesilleri bu yenilikler ile işe bağlamaya çalışıyoruz. Bu çok önemli. Onların eğitimi, yurtdışı vizyonu da çok önemli. Biz insana yatırım yapıyoruz. Fuarlara gönderiyoruz. Elemanlarımıza da yatırım yapıyoruz. Onları da eğitimlere, fuarlara sürekli götürüyoruz. Onlarla oluyor bu işler, sadece bizimle değil. Onların istekliliği, arzulu olması ve berecisi de bizim başarımızın temelidir. Onlarsız bu iş olmaz. Bir tek ben yapamam. Ne kadar paranız olursa olsun, üretim birlikte olacak bir iş. Başkanımız Faruk Özlü’nün başkanlığındaki bu planlı programlı organize sanayi yapılanması Düzce’nin mobilya sektöründe de önünü açacaktır.


Editör: Ç. Diger

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ticaret Ltd. Şti. (www.duzcepostasi.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Mobil Uygulamalarımız

IOS UygulamamızAndroid Uygulamamız