Çakar: Fütüristtik bir tipim

Düzce Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nigar Demircan Çakar, Düzce Postası’nın röportaj konuğu oldu. 2 kız çocuğu annesi olan 46 yaşındaki Çakar, onlarla nasıl vakit geçirdiğinden ve özel ilgi alanlarından bahsetti. Çiğdem Diger’in sorularını yanıtlayan Çakar, “Mutfakta olmak, film izlemek ve gezmek, yapmayı en çok sevdiğim şeyler” dedi. Rektörlüğü çok sevdiğini, ancak asıl mesleğinin akademisyenlik olduğunu da ifade eden Çakar, “Ben sonsuza kadar üniversitemizin rektörü olmak isterim. Üniversite

8.03.2022 - 09:50
Güncelleme 8.03.2022 - 10:06
Özel Haber

“AHTAPOT GİBİ HİSSEDİYORUM”

Çiğdem Diger: Rektörlük cübbesini çıkardığınızda Nigar Demircan Çakar nasıl biri?

Ben hiçbir zaman rektörlük cübbesinin içinde hissetmediğim için çıkartıp çıkartmadığım aslında duygu olarak çok fark etmiyor. Ama akademisyen Nigar ve evdeki Nigar arasındaki farkı soruyorsanız, tabi evdeki her şeyin içine koşturan biriyim. Yapı aynı olunca akademik hayatta da çok koşturan, her çalışmanın içerisinde olmaya çalışan, yönetici olunca da yine her işin içerisinde olmaya çalışan bir mizacınız olunca, evde de aynı şekilde işliyor. Yani evde de her işin içerisindeyim. Çok büyük bir telaşenin içinde her şeye yetişmeye çalışan, ahtapot gibi hissediyorum daha doğrusu.

Çiğdem Diger: Nelerden hoşlanırsınız, özel ilgi alanlarınız var mı?

Var tabi. Ben film izlemeyi çok seviyorum mesela. İyi bir sinemaseverim. Gerçekten iyi bir sinema literatürüm var diyebilirim. Hem ödüllü filmleri, hem eski filmleri, hem günceli, hem bilim kurgu alanını takip etmeyi seviyorum. Biraz böyle fütüristtik bir tipim. İşte yapay zeka, robotlar vs. bunları okumayı da seviyorum. Geleceğe dair kitaplar okumak ve bir şeyler karıştırmak da hoşuma gidiyor. Yemek yapmayı seviyorum. Mutfakta olmak iyi bir keyif ve seyahat etmek. Yani olmazsa olmaz üç şey aslında. Mutfakta olmak, film izlemek ve gezmek, yapmayı en çok sevdiğim şeyler.

 

ELİMİN LEZZETLİ OLDUĞUNU SÖYLERLER

Çiğdem Diger: En çok hangi yemeği yapmayı seviyorsunuz?

Genelde beni tanıyanlar nispeten elimin lezzetli olduğunu söylerler. Yani çocuklarım, eşim, annem, babam, aile etrafında ki herkes.  Ölçüsüz vs. böyle kıvam tutturarak kendimce yolumu bulmaya çalışıyorum. Ama hemen hemen her şeyi güzel yaparım. Özellikle zeytinyağlılarım fena sayılmaz.

Çiğdem Diger: Kendi icadınız olan bir yemek var mı?

Yani her şeyin içeriğini değiştiriyorum. Özellikle bu kekler, pastalar konusunda. Malum gençler büyümeye başlayınca, bende iki kız annesiyim. Böyle türetmelerimiz var işte. Sağlıklı atıştırmalıklar konusunda denemelerimiz, kendimizin geliştirdiği şeyler var.

Çiğdem Diger: Kızlarınızda sizinle birlikte mutfağa giriyor mu?

Tabi, aynen. Bence çok güzel bir zaman paylaşımı oluyor mutfakta çocuklarla geçirilen zaman. Herkes bir işin ucundan tutuyor özellikle Pazar günleri. Özellikle kış mevsimi çok müsait. Makarna açmak, çi börek yapmak.. En son ıspanaklı lazanya yaptık. Her Pazar hemen hemen böyle verimli ve keyifli bir zaman oluyor çocuklarla.

 

“ATARIM HEMEN KENDİMİ DIŞARIYA”

Çiğdem Diger: İki kız çocuğunuzla nasıl vakit geçiriyorsunuz?

Büyük kızım zaten üniversiteye hazırlanıyor. Yani büyüme başladıkça nasıl vakit geçiriyordunuz diye sormak lazım. Eskiden, bize tabii oldukları dönemde çok fazla dolaşıyorduk, parka gidiyorduk, oyunlarla oynuyorduk, şimdi daha başka. Mesela büyük kızımla mutfakta bir köşemiz var orada kahve içmeyi çok sever. Ben buradan çıkarken ararım, hemen anne kahveyi yapıyorum der. Günün değerlendirmesini yaparız. Ufak bir anne kız sohbeti.  Küçük kızım da benim gibi film izlemekten çok hoşlanır. Zevklerimizde biraz benziyor. Onunla da film izliyoruz. Çoğunlukla dışarı çıkıyoruz. Ya bir yerde yemek yiyoruz, ya tatlı yemeğe gidiyoruz, ya da alışveriş mekanı dolaşıyoruz. Böyle birlikte gezerek, dolaşarak, yiyerek, içerek.. İkisiyle çoğunlukla bağımsız zaman geçiriyorum.

Çiğdem Diger: Peki bunaldığınız, sıkıldığınız zaman sizi ne rahatlatıyor?

Dışarı çıkmak. Atarım hemen kendimi dışarıya. Bir şey yapalım, bir yere gidelim, dolaşalım derim.

 

“GENÇ NESİLLE BİRLİKTE OLMAK İNSANA DOĞAL BİR ENERJİ VERİYOR”

Çiğdem Diger: Çocuklarınızın da sizin gibi akademisyen olmasını ister misiniz?

İsterim tabi ki. Çok güzel ve çok onurlu bir meslek akademisyenlik. Bir de genç nesille birlikte olmak insana ister istemez doğal bir enerji veriyor. İnsan hiç yaşlandığını, büyüdüğünü, belli bir yaş ortalamasının üstüne çıktığını hissetmiyor. Ben gençlerle birlikteyken sanki bende üniversite öğrencisiymişim de onlardan biriymişim gibi hissediyorum. Sanki hep etrafımda kendi üniversite arkadaşlarımı görüyorum. O duygu oluyor. Bunu hayat boyu yaşamak, çok keyifli bir şey bir akademisyen olarak. Diğer taraftan araştırmak, sürekli bir şeyler yazmak ve birilerinin ihtiyaç duyduğu bilgiyi türetmek ve ondan faydalanılması gerçekten insana çok büyük bir haz veriyor. Ben çok isterim olmalarını.

Çiğdem Diger: Büyük kızım üniversiteye hazırlanıyor demiştiniz. Onun hedefi ne?

Estetik algısı yüksek bir çocuk. Mimar olmak istiyor. Gastronomiye de meraklı. Mimarlık ve gastronomiyi çift anadal yapacağım diyor. Bakalım kendisi nasıl karar verirse. Ama sevdiği ve mutlu olduğu işi yapsın tabi. Çocukları çok özgür bırakıyoruz bu çok güzel bir şey. Ama bir taraftan da kendilerini çok iyi tanıyıp istediklerinin o olduğunu biliyorlarsa bu anlamlı. Onun dışında biraz yönlendirmek de gerekiyor tabi. Şu anda istediği o gibi görünüyor. Sınava seneye girecek. Mimarlık hedefiyle ilerliyor.

Çiğdem Diger: Düzce Üniversitesi’ni de tercih edecek mi?

Tabi yazacak inşallah. Çok güzel bir mimarlık bölümümüz var yeter ki gelsin.

 

“BİRAZ SORUMLULUK DUYGUSU AĞIR VE BU ZOR GELİYOR”

Çiğdem Diger: Peki Düzceli olarak Düzce Üniversitesi Rektörü olmak sizce zor mu?

Zor olduğu zamanlar oluyor gerçekten. Ama ben hep avantajını gördüm. Zor olmasının altındaki motivasyon sorumluluk hissediyor olmanız. Yani buradan başka gidecek yeriniz yok nihayetinde. En son tahlilde annem, babam, eşim 200 yıldır Düzce topraklarında yaşayan kişiler. Bütün ailem tarafından tamamen Düzceli olunca insan büyük bir sorumluluk hissediyor. Zamanı çok iyi değerlendirme baskısı, hiçbir çaba boşuna gitmesin, mutlaka Düzce’ye bir şey olarak geri dönsün, dokunsun ve sorumluluğu hissedince insan zor gelebiliyor. Belki başka şehirden olsam 3 yıl sonra gideceğim, 5 yıl sonra beni kimse hatırlamayacak diye düşünebilirdim. Ama nihayetinde hep burada yaşayacağımızı göz önünde bulundurunca daha fazla başarılı olma ve hiçbir çabanın boşa gitmemesi hissine sahip oluyorsunuz. O açıdan biraz sorumluluk duygusu ağır ve bu zor geliyor. Ama diğer taraftan da çok keyifli, çok sahip çıkanınız, çok tanıyanınız var. Çok avantajlı, çünkü nereye nasıl dokunmanız gerektiğini biliyorsunuz. İnsanların etnik yapılarını biliyorsunuz, geri planlarını biliyorsunuz, ailelerini vs. bütün ilişkiler ağını biliyorsunuz. Düzce’deki o haritayı biliyor olmak da işinizi kolaylaştırıyor. Çok da sahipleniliyorsunuz. Ben çok büyük bir sahiplenme hissediyorum Düzce’de. Bu çok büyük bir avantaj benim açımdan. Çünkü bütün işlerim kolaylaşıyor böyle olunca. Daha başka ne isteyebilirim. O yüzden çok güzel bir duygu.

 

“BİZ HER ŞEYE HAZIRDIK”

Çiğdem Diger: Görev sürenizde çok zorlandığınız bir durum ya da zaman oldu mu?

Çok zorlandım diyemem. Çünkü 5 yıl rektör yardımcılığı yaptım. En zor zamanlar o zamanlardı aslında. O zamanın başka türlü zorlukları vardı. 2010-2015 dönemi rektör yardımcılığı bana zaten ölümü gösterdi, sıtmayı çok daha kolay atlatabildik. Tabi 15 Temmuz süreci bütün ülkemiz için zor bir süreçti. Yani eğitim öğretiminde bütün işlerin de bir taraftan devam etmesi gerekecek. Hukuka uygun biçimde yapmanız gereken işlemler, devletin bütün kurumlarıyla iş birliğiyle yürütmeniz gereken işlemler adil olmanız gereken bir süreç vs. Yani ben o süreci çok şükür elhamdülillah çok aklıselim ve çok rahat atlattığımızı düşünüyorum üniversite adına. Eğitim öğretim niteliğine ve üniversite atmosferine huzur noktasında çok bir şey yaşatmadan o hendekten geçirdik. Birinci rektörlük dönemimde 15 Temmuz yaşandı. İkinci rektörlük dönemimde de pandemi söz konusu. Bu da çok önemliydi. Kaybedilmiş yılları olmasın çocukların diye uğraştık. Pek çok üniversitenin ‘eyvah ne yapacağız, şuradan mı hizmet alsak, buradan mı’ diye araştırdığı durumda, biz her şeye hazırdık. 2 dönemimin de kendine ait handikapları vardı, ama bence o ileri görüşlülükle ve zamanında alınan önlemlerle o süreçleri çok rahat atlattık.

 

“EN BÜYÜK AVANTAJI HER ŞEYE EŞ ZAMANLI OLARAK DOKUNABİLMEK”

Çiğdem Diger: Düzce Üniversitesi’nin kadın rektör tarafından idare ediliyor olmasının üniversiteye avantajı oluyor mu?

Ben işimi yaparken kadın olduğumun farkında değilim. Tamamen cinsiyetten bağımsız bence yapılan işler, meslekler. Ancak üçüncü bir göz bunun nasıl bir fark olduğunu söyleyebilir. Kadın eş zamanlı olarak o kadar çok işi bir arada yapabilen bir kişi ki, bence üniversitemizde bu kadar uzun zamandır bir kadın tarafından yönetilmenin en büyük avantajı her şeye eş zamanlı olarak dokunabilmek oldu. Yani bu da gelişmeyi hızlandırdı tabi. Düşünsenize yani o bakış açısının eğitim öğretimle de aynı ölçüde ilgileniyorsunuz, bir taraftan araştırma faaliyetleriyle, laboratuvarlar eş zamanda ilerliyor, Diğer taraftan şehirle bölgesel kalkınmaya yönelik işler yapmaya çalışıyorsunuz, iş birlikleri yönetmeye çalışıyorsunuz. İşte bunların hepsini eş zamanlı ve estetik bir algıyla, iletişim yeteneğini de kullanarak hayata geçirmek, tabi ki bence insanlar tarafından en çok fark edilen husus oldu. Benim gözlemim bu.

 

“DENİZİ, GÜNEŞİ ÇOK SEVİYORUM”

Çiğdem Diger: Nasıl bir tatil yapmak istersiniz?

Bir kere ailemle geçireceğim bir tatil. Hiç yalnız başına ya da siz ayrı gidin, biz ayrı gidelim öyle bir şey değil bizim için tatil. Gemi tatillerini çok seviyorum. Çünkü çok kısa zamanda insana çok fazla yer gösterebiliyor. Şimdiye kadar da tabi çok kısıtlı yani tatil yapabildiğim zamanım. Kışın 5 gün, yazın 5 gün yapabiliyorum. Yıllık izin hakkımın hiçbir zaman tamamımı bu son 12-13 yıldır boyunca kullanamadım. Bir kere ben denizi, güneşi çok seviyorum. Şu kış günleri bana hiç hitap etmiyor. Yani güneş, deniz, kumsal, ailem, hatta işte tekne, gemi vs. en sevdiğim tatil modu bu yani.

Çiğdem Diger: Sizi en çok ne güldürür?

Karikatürlere çok gülüyorum. Selçuk Erdem’in karikatürleri. Sunumlarda da çok kullanıyorum. Gerçekten çok gülüyorum yani.

 

“ÇOK ENTELEKTÜEL BİR ÖĞRENCİLİK YAŞAMIM OLDU”

Çiğdem Diger: Siz nasıl bir öğrenciydiniz?

Çok iyi bir öğrenciydim.

Çiğdem Diger: Hiç kopya çektiniz mi?

Tabi ki. Yani kopya çekmek öğrenciliğin şanındandır, dermişim.

Çiğdem Diger: Sadece ders çalışan bir öğrenci miydiniz? Yoksa hem ders çalışıp, hem sosyal hayata da vakit ayıran biri miydiniz?

İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi’nde okudum. O yüzden dikkatinizi dağıtacak çok fazla unsur vardı etrafta. Biz de o dikkat dağınıklığını maksimum ölçüde kullandık, yani çok gezdik. Sinema, tiyatro, konser, yani çok entelektüel bir öğrencilik yaşamım oldu. Şehir tiyatroları bizim zamanımızda çok aktifti. Oralardaki bütün gündemi, oyunları takip ederdik. Böyle sanatla nispeten iç içe, çok güzel bir arkadaş grubumuz vardı, çok dolaşırdık, çok gezerdik. İstanbul’un farklı tarihi mekanlarına giderdik. O yüzden çok sosyaldim. Ama aynı zamanda da 4 yıl içerisinde bitirdim okulu hiç uzatmadan, hiç alttan dersim olmadan. Demek ki dengeledik diyelim.

 

“ÜNİVERSİTEMİZ VÜCUDA GELSE SARILIRIM BIRAKMAM”

Çiğdem Diger: Rektörlük mü, akademisyenlik mi?

Akademisyenlik, her zaman. Baki olan o. İnsanın neyin geçici, neyin gündelik, neyin daimi ve kalıcı olduğunu çok iyi bilmesi lazım. Ben Prof. Dr. Nigar Demircan Çakar'ım. Yani Rektör Nigar Demircan Çakar’ın bir süresi var. Ama ben sonsuza kadar üniversitemizin rektörü olmak isterim. Sonsuza kadar. Yani desin ki Sayın Cumhurbaşkanımız ‘Nigar kızım sana bu şeyde biçtiğimiz misyon bu, sen üniversitemizin rektörlüğünü yapacaksın’ diye başım üstüne yani. O kadar severek yaparım. Çok da şey katarım, inanıyorum. Çünkü öyle bir özdeşleşme hissi hissediyorum üniversitemizle kendimi. Üniversitemiz vücuda gelse sarılırım bırakmam. O kadar büyük bir sevgi hissediyorum üniversiteye ve gençlere karşı. Ama tabi ki bu geçici bir görev. Yani ben her zaman akademisyenlik evla olan, kalıcı olan ve benim mesleğim o yani.

 

“AİLEMİZDE ÇOKÇA İLAHİYATÇI VE ÖĞRETMEN VAR”

Çiğdem Diger: Rol model aldığınız biri var mı?

Akademisyen olmamda etkisi olan üniversitedeki birinci sınıftan Nalan hocamdır. Bütün dönem arkadaşlarımın içinden akademisyen olarak tek ben çıktım. Nalan hoca derse girdiğinde işte ben dedim yani. Benim babam da öğretmen, yani ilahiyatçı. Ama yıllarca öğretmenlik yaptı. Ailemizde çokça ilahiyatçı ve öğretmen var. O kadar çok eğitimci bir aileyiz ki o yüzden belki o eğitimcilik biraz genetik işlendiği için bana akademisyenlik, yani üniversitede ders verme ortamı, aurayı çok sevdim. İşte ben bu olacağım diye o zaman söyledim. Onu örnek verebilirim tabi ki.

Çiğdem Diger: Kadınlara mesajınız var mı? Neler söylemek istersiniz?

İnsanın yılda bir gün bile olsa kadın olduğunu hatırlaması çok güzel bir duygu. Binbir zorluk içerisinde çokça emek vererek değer üretmeye çalışan kadınlarımızın kadınlar gününü kutluyorum. İnşallah hiç kimsenin, sadece kadınların değil, çocukların, yaşlıların, bütün dezavantajlı grupların, insanlığın şiddetten uzak, ama kadınlarımızın daha da uzak olduğu bir kadınlar günü diliyorum.


Editör: Ç. Diger

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Postası Gazetecilik Matbaacılık Ticaret Ltd. Şti. (www.duzcepostasi.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Mobil Uygulamalarımız

IOS UygulamamızAndroid Uygulamamız